BEDENE İŞLENMİŞ BİR AHLAK Hayatın mahkemesinde Sosyalizm

05 Mayıs 2026 01:58
Sosyalizm, yoksulluğu romantikleştirmek, fakir sofralarını şiirle süsleyip, işçinin nasırlı eline uzaktan ağıt yakmak hiç değildir. Sosyalizm, açlığa “kader”, sömürüye “piyasa”, yağmaya “kalkınma”, eşitsizliğe “rekabet” denmesine itiraz etmektir.

***

"Sosyalizm, yoksullar adına konuşmak değil; yoksulluğu üreten düzene karşı hayatını, ahlakını ve davranışını örgütlemektir."

Kişiler hakkında nasıl karar vereceğiz?

Nutuklarına bakarak mı?

Rozetlerine, kongre fotoğraflarına, “yoldaş” diye başlayan cümlelerine, kahve köşelerinde hararetle savundukları devrim tariflerine bakarak mı?

Hayır.

Behice Boran’ın da söylediği gibi, “İnsan, yaşadığı hayatın insanıdır.”

Yani insan, gündelik hayatında kimin yanında duruyorsa, hangi korkudan susuyorsa, hangi çıkar karşısında eğiliyorsa, hangi haksızlığa “bana dokunmuyor” diyorsa, biraz da odur.

Sosyalizm de kitapların kapağından değil, hayatın içinden başlar.

Sosyalizm, yoksulluğu romantikleştirmek, fakir sofralarını şiirle süsleyip, işçinin nasırlı eline uzaktan ağıt yakmak hiç değildir.

Sosyalizm, açlığa “kader”, sömürüye “piyasa”, yağmaya “kalkınma”, eşitsizliğe “rekabet” denmesine itiraz etmektir.

Sosyalizm, insanın insana kulluğuna karşı çıkmaktır.

Patronun karşısında işçinin, devletin karşısında yurttaşın, erkeğin karşısında kadının, merkezin karşısında taşranın, güçlülerin karşısında ezilenlerin hakkını savunmaktır.

Sosyalist olmak yalnızca “ezilenleri sevmek” değildir, aksine onların yanında bedel ödemektir.

Sosyalist olmak, pazar günü uzun yazılar yazıp pazartesi günü bürodaki çaycıya tepeden bakmamaktır.

Sosyalist olmak, emekçinin hakkını savunurken evdeki emeği görünmez kılmamaktır.

Sosyalist olmak, meydanda özgürlük diye bağırıp örgüt içinde ilk itiraz edeni susturmamaktır.

Sosyalist olmak, yoksullar adına konuşurken yoksulların kendi sesinden rahatsız olmamaktır.

Kimse dünyaya sınıf bilinciyle gelmez.

Bebekler doğduklarında “artı-değer” demezler.

Üretim araçlarının mülkiyeti” diye ağlamazlar.

İnsan sosyalist doğmaz; görerek, düşünerek, yanılarak, utanarak, öğrenerek sosyalist olur.

Ama asıl mesele ise sosyalist kalmaktır.

Çünkü olmak bir andır; kalmak bir ömür.

Gençlikte herkes biraz isyancıdır.

Herkes bir dönemin sert rüzgârında yumruğunu sıkar.

Herkes adaletsizliğe karşı birkaç güzel cümle kurar.

Sonra hayat gelir. Maaş bordrosu gelir. Terfi ihtimali gelir. Çocukların okul taksiti gelir. Ev kredisi gelir. Parti içi hizipler gelir. Dostların yorgunluğu, düşmanların sabrı gelir.

Ve insan sınanır.

Sosyalist, işte o sınavlarda belli olur.

Karanlıkta konuşmak kolaydır; önemli olan ışıklar yandığında da aynı yerde durabilmektir.

Kalabalıkta slogan atmak kolaydır; önemli olan yalnız kaldığında da aynı gerçeği savunabilmektir.

Mesele yalnızca iktidara karşı muhalif olmak değildir, önemli olan kendi mahallendeki küçük iktidarlara da itiraz edebilmektir.

Yani doğru bulduğumuz fikirleri öyle benimsemeliyiz ki, onlar davranışlarımızı biz farkında olmadan bile belirlemelidir.

Yani sosyalizm, ağızda duran bir kelime değil, bedene işlenmiş bir ahlak olmalıdır.

Bir refleks.

Bir vicdan terbiyesi.

Bir dünya görme biçimidir.

Kapıcının adını bilmekten, işçinin ücretini savunmaya;

Kadın cinayetlerine karşı çıkmaktan, savaş politikalarına itiraz etmeye;

Çocukların aç yatmadığı, gençlerin geleceksizlikten boğulmadığı, yaşlıların pazarda çürük domates seçmek zorunda kalmadığı bir ülke istemeye kadar uzanan bir hayat disiplinidir.

Lüks düşmanı olduğu için değil, lüksün kimin emeğinden damıtıldığını bildiği için sade yaşar.

Öfkesiz olduğu için değil, öfkesini kin pazarında değil, adalet mücadelesinde kullandığı için onurlu yaşar.

Hatasız olduğu için değil, hatasıyla yüzleşmeyi erdem saydığı için dürüst yaşar.

Sosyalist örgütlenir.

Çünkü tek başına vicdan, çoğu zaman iyi niyetli bir yalnızlıktır.

Okur.

Çünkü cehalet, sömürü düzeninin en ucuz polisidir.

Yazar, konuşur, dinler.

Çünkü halk adına konuşanların halkı dinlememesi, eski düzenin yeni kılıkla geri dönmesidir.

Mücadele eder.

Ama mücadeleyi yalnızca seçim sandığına, yalnızca parti binasına, yalnızca afişe, yalnızca bildirgeye hapsetmez. Hayatın her alanında, adaletin tarafında durur.

Sosyalizm, yarına yazılmış bir masal değil, aksine bugünün en somut sorusudur:

Bu ülkede kim üretiyor, kim yiyor?

Kim çalışıyor, kim kazanıyor?

Kim iş cinayetlerinde ölüyor, kim nutuk atıyor?

Kim bedel ödüyor, kim törenlerde çelenk taşıyor?

 İşte sosyalist, bu soruları sormaktan vazgeçmeyendir.

Ama yalnız sormakla kalmaz; kendi hayatını da bu soruların terazisine koyar.

Çünkü sosyalizm, başkalarının vicdanını mahkemeye çağırırken kendi hayatını dokunulmaz ilan etmek değildir.

Sosyalist, kendi içindeki küçük burjuvayı da sorgular.

Alkış ihtiyacını, konfor tutkusunu, haklı çıkma hastalığını, iktidar arzusunu, erkekliğini, kibirini, ezberini de masaya yatırır.

Sosyalist kalmak biraz da kendi nefsine muhalefet edebilmektir.

Ve en sonunda insan ölür.

Beden gider.

Ses susar.

Fotoğraflar sararır.

Ama mücadele kalır.

Behice Boran’ın dediği gibi, işçi sınıfı var oldukça onun partileri, örgütleri, arayışları, yenilgileri ve yeniden ayağa kalkışları da sürecektir.

Çünkü sosyalizm bir kişinin mezar taşına sığmaz.

Bir liderin portresine, bir partinin tabelasına, bir marşın nakaratına hapsedilemez.

Sosyalizm, insanca yaşama inadıdır.

Bir sınıfın tarih sahnesine çıkıp, “ben de varım; ben yalnızca çalıştırılan, susturulan, yönetilen değilim; ben bu dünyanın kurucusuyum” demesidir.

Bu yüzden sosyalist doğulmaz, sosyalist yaşanır.

Ve sosyalist kalmak, her sabah yeniden verilen sessiz bir sözdür:

Bugün de güçlüden değil, haklıdan yana duracağım.

Bugün de çıkarın değil, emeğin yanında olacağım.

Bugün de korkunun değil, gerçeğin tarafında kalacağım.

Çünkü insan, Behice Boran'ında dediği gibi "yaşadığı hayatın insanıdır."

Ve hayat, en acımasız ama en dürüst mahkemedir!..

BEHİCE BORAN

01 Mayıs 1910 Bursa – 10 Ekim 1987 Brüksel

Siyasetçi, akademisyen ve sosyolog

13’ncü dönem Şanlıurfa Milletvekili

Dönemin Türkiye İşçi Partisi son Genel Başkanı

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X