ORADA SUSTURULMUŞ VİCDANLAR VAR. Haydutun bombası varsa, mazlumun da ahı var

18 Mart 2026 03:44
Eğer bu kadar ülkeyi bombalayan bir güç hâlâ ‘lider’ diye anılıyorsa, gözü dönmüş ve dünyayı tehdit etme cüretini gösterene hala "dostum Trump" deniliyorsa...

**

Globalleşme, küreselleşme, yeni dünya düzeni gibi kulağı tırmalamayacak adlarla dünya sahnesi kurulmuş.

Perde açılıyor.

Bir tarafta “uluslararası toplum”; öbür tarafta, o toplumun suskunluğu.

Ortada ise gökyüzünden yağan ateş.

Ama ne ilginçtir…

Bombayı atan, “lider”, bombayı yiyen, “sorunlu bölge”.

Ölen çocuk?

"Yanlış koordinat."

Yıkılan şehir?

"Kaçınılmaz maliyet."

Yakılan hayatlar?

İkincil hasar.”

Liste uzun…

 .Japonya: 6 ve 9 Ağustos 1945

* Kore ve Çin: 1950–1953 (Kore Savaşı)

* Guatemala: 1954, 1960, 1967–1969

* Endonezya: 1958

* Küba: 1959–1961

* Kongo: 1964

* Laos: 1964–1973

* Vietnam: 1961–1973

* Kamboçya: 1969–1970

* Grenada: 1983

* Lübnan: 1983, 1984 (Lübnan ve Suriye'deki hedeflere saldırılar)

* Libya: 1986, 2011, 2015

* El Salvador: 1980

* Nikaragua: 1980

* İran: 1987,2025

* Panama: 1989

* Irak: 1991 (Körfez Savaşı), 1991–2003 (ABD ve İngiliz saldırıları), 2003–2015

* Kuveyt: 1991

* Somali: 1993, 2007–2008, 2011

* Bosna: 1994, 1995

* Sudan: 1998

* Afganistan: 1998, 2001–2015

* Yugoslavya: 1999

* Yemen: 2002, 2009, 2011,2024-2025

* Pakistan: 2007–2015

* Suriye: 2014–2015

. Ve şimdi de İran...

Her biri birer coğrafya değil, her biri yarım kalmış hayat.

Ama o listeyi okurken dikkat edin, orada sadece ülkeler yok.

Orada susturulmuş vicdanlar var.

Batı dünyası “uluslararası hukuk” diyor.

Peki kim yazıyor o hukuku?

Kim uyguluyor?

Kim yargılıyor?

Cevap basit: Aynı el...

Hem savcı,

hem hâkim,

hem infaz memuru.

Ve adına da  “dünya düzeni” diyorlar.

Oysa bu düzensizliğin, haydutluğun kurumsallaşmış hali.

Bir ülke füzeatarsa “terörist.”

ABD atarsa “operasyon.”

Bir ülke sınırı geçerse “işgalci.”

Amerika geçerse “istikrar sağlayıcı.”

Bir ülke karşılık verirse “tehdit.”

Amerika başlatırsa “önleyici hamle.”

Demek ki mesele hukuk değil.

Mesele kim olduğun...

Daha acısı ne biliyor musunuz?

Bütün bunlar olurken, dünya konuşuyor.

Ama kime?

Kendi kendine…

Birleşmiş Milletler konuşuyor, karar alıyor, rapor yazıyor…

Sonra?

Sonra o raporlar, bombaların altında kalıyor.

Kâğıt yanıyor. İnsan yanıyor. Ama “düzen” yanmıyor.

Çünkü o düzen, ateşe dayanıklı.

İran bir şey yaptığında, dünya ayağa kalkıyor.

Manşetler hazır:

Küresel tehdit!”

“Bölgesel kriz!”

“Acil müdahale!”

Peki. Amerika yaptığında?

Sessizlik…

Derin bir sessizlik…

Hatta bazen alkış.

İşte ikiyüzlülük denilen şey tam olarak bu.

Aynı fiil.

Farklı fail.

Farklı sonuç.

Haydutluk eskiden kabaydı.

Atla gelir, kapıyı kırar, yağmalar giderdi.

Bugünün haydutu ise kravat takıyor.

Kameraların karşısına geçiyor.

Demokrasi götürüyoruz” diyor.

Sonra arkasını dönüyor…

Ve gökyüzünü karartıyor.

En büyük yalanları ise;

Biz dünyayı daha güvenli hale getiriyoruz.” söylemidir.

Oysa ABD ve ortakları dünyayı daha korkak hale getiriyorlar.

Çünkü herkes, güçlüyü eleştirdiğinde yalnız kalacağını bilir.

Bunun en güzel örneği İspanya başbakanı Pedro Sanchez ve hükümetinin ABD ve İsrail tarafından İran aleyhine yürütülen savaşa destek vermeyi reddetmesi ve ülkedeki ABD askeri üslerinin bu operasyonlar için kullanılmasına izin vermemesi üzerine maruz kaldığı tutum ve davranışlardır.

 Zira,  güçlüyü sorgularsan, etiketlenirsin.

Güçlüye karşı çıkarsan, sıradaki hedef olursun.

O yüzden dünya susuyor.

Pek sadece korkudan mı?

Tabiiki değil, alışkanlıktan.

Ama bir gerçek var:

Bombalar sadece şehirleri değil inandırıcılığı da yıkar.

Her atılan füze, biraz daha düşürür o “ahlaki üstünlük” maskesini.

Her yıkılan bina, biraz daha açığa çıkarır gerçeği:

Bu bir düzen değil.

Bu, gücün hukuk kılığına girmiş hali.

Sahi herkese şu soruyu sormak gerekmez mi?

Gerçek tehdit kim?

30’dan fazla ülkeyi bombalayan mı?

Yoksa buna itiraz eden mi?

Önemli bir tehlike ise;

Dünya artık her şeyi görüyor, ama hâlâ yeterince konuşmuyor.

Çünkü konuşmak cesaret ister.

Ve cesaret…

Ambargoyla ölçülür bu çağda.

Ama unutulan bir şey var:

Tarih sessizleri değil, gerçeği söyleyenleri yazar.

Ve o tarih, bir gün şu cümleyi kuracak:

Dünya, en çok adaletsizliğe alışmaktan kaybetti.”

 Eğer bu kadar ülkeyi bombalayan bir güç hâlâ ‘lider’ diye anılıyorsa, gözü dönmüş ve dünyayı tehdit etme cüretini gösterene hala "dostum Trump"  deniliyorsa...

Sorun gerçekten kim?..

Bu güzel dünyayı cehenneme çeviren bir avuç haydut daha ne zamana kadar insanlığın kaderini belirleyecek ve uygarlığın geleceğini karartacak?

İdeolojik kölelikten yakayı kurtarmadan hiçbir ‘temel sorunla’ hesaplaşmak mümkün değildir… Buna savaşlar da dahil…

Neden haysiyetli insanlar olarak yaşama iradesini ortaya koyamayalım?

Şu lânet olası “sayın seyirciliğin” bir sonu yok mu?


Boşuna “gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir” demiyoruz…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X