MECLİS KONUŞUYOR, KARAR BAŞKA YERDE YAZILIYOR. Her yer Samsun olmadan asla
**
Hasan Hüseyin Korkmazgil, 1970’de Kemal’i Samsun’dan çıkarıp Zonguldak’a, okula, zindana, ırgat pazarına çağırırken aslında bir şiir yazmıyordu; memleketin zabıt varakasını tutuyordu.
Şairin kalemi, kömür tozuna bulanmış bir mübaşir gibiydi. “Sanık ayağa kalk” diyordu.
Sanık kimdi?
Cumhuriyeti halkçılık diye kurup halkı pazarda unutanlar.
Devletçilik diye fabrika kurup sonra aklı tarikat kapılarında rehin bırakanlar.
Cumhuriyet, bir padişahın lütfu değil, yoksul bir milletin kendi kaderine el koymasıydı.
Amasya’da irade,
Erzurum’da karar,
Sivas’ta örgüt,
Ankara’da meclis, Dumlupınar’da zafer, İzmir’de ufuk oldu.
Sonra hukuk geldi, harf geldi, kadın geldi, okul geldi, fabrika geldi.
Köylü, “Milletin efendisi” denildi çünkü Cumhuriyet, kulluğun yerine yurttaşlığı koyacaktı.
Peki sonra ne oldu?
Önce 12 Eylül geldi. Postallarıyla yalnız gençlerin omuzuna değil, Cumhuriyetin aklına bastı.
24 Ocak kararları, süngünün gölgesinde piyasa aletine dönüştü.
Emek susturuldu, sendika kırıldı, köy boşaltıldı, okul terbiye edildi.
Yeşil kuşak, kara kuşağa bağlandı; yurttaşın yerine mürit, üreticinin yerine müşteri, kamunun yerine şirket konuldu.
Sonra liberal masal başladı. Devlet kötüydü, piyasa iyiydi. Kamu hantaldı, özel çevikti. Fabrika satıldı, liman satıldı, maden satıldı, kıyı satıldı, orman satıldı; sonunda satılmayan yoksul yalnız yoksulun umudu kaldı.
O da seçim meydanlarında taksitle pazarlandı.
Bugünün iktidarı ise bu masalıyla saray diliyle yeniden yazdı.
Denge denetim “engel”, kurum “vesayet”, hukuk “prosedür”, liyakat “sadakatsizlik” sayıldı.
Bir insanın kaşı kalkınca bürokrasi hizaya geçti, bir kişinin sözüyle ekonomi yön değiştirdi, bir kişinin öfkesiyle muhalefet sanık sandalyesine oturtuldu.
Ceza hukuku, suçun değil, itaatin terazisi yapıldı.
Tarım mı?
Tohum ithal, saman ithal, et ithal, buğday ithal.
Hayvancılık mı?
Ahır borçlu, çiftçi icralık, mera imara açık.
Uçuşa garanti, geçişe garanti, yatışa garanti; fakat çocuğa süt, öğrenciye yurt, emekçiye ekmek garantisi yok.
Köprüden geçmeyenin cebinden para geçiyor; hastaneye yatmayanın alın teri yatıyor. Buna kalkınma diyorlar. Eski dilde adı iltizamdı, yeni adı kamu – özel işbirliği.
Kuruluş felsefesi, egemenliği saraydan alıp millete vermekti.
Bugün egemenlik, sandığın dar aralığından çıkarılıp ekranda konuşan iradeye teslim ediliyor.
Meclis konuşuyor, karar başka yerde yazılıyor.
Mahkeme hüküm kuruyor, hükmün gölgesi dosyadan önce geliyor.
Üniversite susuyor, basın fısıldıyor, sendika çekiliyor, köylü borcunu, işçi kirasını, genç pasaportunu düşünüyor.
Cumhuriyetin devrimi yalnız şapka, harf, takvim değildi; aklın, emeğin, kamunun ortak sofrasıydı.
O sofrada maden işçisinin yüzü vardı, öğrencinin tebeşiri vardı, çiftçinin nasırlı eli vardı.
Şimdi sofranın başında müteahhit, yanında komisyon, altında ihale, üstünde garanti duruyor.
Millet ise hesabı ödeyen garson yerine konuluyor.
Sorulacak soru basittir: Devlet kimin devleti?
Halkın mı, holdingin mi? Yurttaşın mı, yanaşmanın mı?
Cevap verilmiyorsa, şiir başlar; çünkü bazen en sağlam iddianame, mühürsüz bir dizenin halk vicdanına bıraktığı izdir.
Hasan Hüseyin’in, “Çık hele bir” çağrısı bu yüzden bugüne çarpar.
Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk heykelde durdukça rahat ediyorlar. Nutuk’ta kaldıkça seviyorlar.
Onlar çelenk koyup Cumhuriyetin fabrikasını, okulunu, hukukunu, ormanını, suyunu götürüyorlar.
Oysa Gazi Mustafa Kemal Atatürk heykel değil, hesap sorma cesaretidir.
Samsun bir şehir değil, boyun eğmeme fikridir.
Her yer Samsun olmadıkça, memleket pazar yeridir.
Ve bu pazarın müşterisi de ne yazık ki millettir!...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- O satıh, halkın iradesidir! 25 Haziran 2026 Perşembe
- Kurultayı beklerken 24 Haziran 2026 Çarşamba
- Arınma mı dediniz? Mutlak bahanedir 23 Haziran 2026 Salı
- Saray operasyonu mu, saraya da mı operasyon 22 Haziran 2026 Pazartesi
- Haritadan silinen Batı yakası 19 Haziran 2026 Cuma
- Tavuk, adaletin terazisi ve kayyım 15 Haziran 2026 Pazartesi
- Çarklar, çıkarlar, çöküş ve çıkış 11 Haziran 2026 Perşembe
- Arınma mı dediniz 10 Haziran 2026 Çarşamba
- Dostun gülü, yargının taşı 05 Haziran 2026 Cuma
- Sizleri Asla Unutmayacağız 04 Haziran 2026 Perşembe