BİZDE UNUTMAK ZAAF DEĞİL SİSTEM Hoşça kal ülkesi

10 Aralık 2025 06:24
Duvar yazısı yarım kalır çünkü yazan yarım bırakılır. Bu memleket, cümlelerin sonunu sevmez. Çünkü cümlenin sonu “hesap”tır.

**

Bizim memlekette bazı kelimeler vardır…

Sürekli söylenir.

İnşallah.”

Nasip.”

Kader.”

Bir de…

Hoşça kal.”

Çünkü bizde “merhaba” kısa sürer.

Vedalar uzun sürer.

Behçet Aysan’ın şiiri, “ayrılık” şiiri değil sadece.

Bir “memleket hali” şiiri.

Hoşça kal ayak izim serseri sokaklarda…”

Ayak izi ne demek?

Buradaydım” demek.

Geçtim” demek.

Yaşadım” demek.

Bizde ayak izini sevmiyorlar.

Siliniyor çünkü.

Bir yağmurla…

Bir boyayla…

Bir yasakla…

Bir “uygun görülmedi” yazısıyla…

Uygun olan ne?

 

Beton uygun.

Rant uygun.

Sessizlik uygun.

Ama insan…

İnsan çoğu zaman “uygunsuz.”

Şair sonra eşyaları sayıyor:

Masa… kum saati… rüzgar… eski komodin… kırık sandalye…”

Bak “kırık sandalye” çok şey anlatır.

Oturuyorsun. Ama sağlam değil.

Tam bizlik.

Vatandaşsın… ama güvende değilsin.

Çalışıyorsun… ama karşılığı yok.

Konuşuyorsun… ama duyulmuyorsun.

İtiraz ediyorsun… ama “yanlış anlaşılıyorsun.”

Sonra şiir vuruyor asıl darbeyi:

Bu kelepir yürek…”

Kelepir ne demek?

Ucuza giden.

Bizde yürek ucuzdur çünkü insan ucuzdur.

İnsan ucuz olunca ne ucuzlar?

Ölüm ucuzlar, sonra ölümün üstüne büyük kelimeler örtülür:

“Kader.”

“Fıtrat.”

“Takdir.”

Takdir var, evet.

Ama hep “yetki” takdir edilir.

İnsan takdir edilmez.

Şiirde bir anne var:

annemin yüzü hep beyaz yaşmaklı…”

Anne yüzü…

Bir ülkenin vicdanıdır.

Bizde vicdan çoğu zaman örtülüdür.

Bakar ama görmez.

Görür ama susar.

Susmanın da gerekçesi hazırdır:

Şimdi sırası mı?”

Bu ülkede adaletin sırası bir türlü gelmez.

Şair “bir gün gelecek” diyor:

bir gün gelecek bu gün de bir anı olacak nasılsa…”

Bu cümle teselli gibi görünür.

Ama aslında tokattır.

Çünkü bizde her şey “anı”ya dönüşür.

Sorun çözülmez… anı olur.

Acı dinmez… anı olur.

Hesap sorulmaz… anı olur.

Anma töreni yapılır.

Konuşma yapılır.

Karanfil bırakılır.

Ama adalet bırakılmaz.

Şair “yarım kalmış duvar yazıları” diyor.

Bizim ülkenin özeti zaten:

Yarım.

Yarım hukuk.

Yarım demokrasi.

Yarım ekmek.

Yarım hayat.

Duvar yazısı yarım kalır çünkü yazan yarım bırakılır.

Bu memleket, cümlelerin sonunu sevmez.

Çünkü cümlenin sonu “hesap”tır.

Hesap sorulmazsa ne olur?

Unutulur.

Bizde unutmak kişisel zaaf değil sistemdir.

Önce unuttururlar.

Sonra “Unutmayacağız” derler.

Sonra yine unuttururlar.

Şair en sonda “gidiyorum” diyor.

Ama kaçmıyor.

Bize şunu yapıyor:

Bizi bize bırakıyor.

bu şehri bu yağmuru

bu düşleri

bu aşkı

bu kavgayı

bu kederi

size bırakarak…”

Yani bize miras bırakıyor.

Ne mirası?

 

Kavga mirası.

Keder mirası.

Yarım kalmışlık mirası.

Ve biz, bu mirası her gün devralıyoruz.

Bir genç gider: hoşça kal.

Bir umut gider: hoşça kal.

Bir hak gider: hoşça kal.

Sonunda…

İnsan gider.

Ve geriye kalır:

Bir masa.

Bir kum saati.

Bir rüzgâr.

Bir de kırık sandalye.

O sandalyede oturuyoruz hepimiz.

Ama her an altımızdan çekilecekmiş gibi.

Ve buna “normal” diyoruz.

Normal değil.

Bu ülke “hoşça kal”ı azaltmak istiyorsa…

Merhaba’yı çoğaltmak zorunda.

İnsanı ucuzlatmayacak.

Hayatı “fıtrat” saymayacak.

Acıyı “anı”ya çevirmeyecek.

Yarım kalan duvar yazısını tamamlayacak.

Yoksa…

 

Her kuşak bir sonrakine aynı cümleyi bırakacak:

Hoşça kal.”

SON CÜMLE

Bu memlekette en çok “hoşça kal” deniyorsa…

Sebebi çok basit:

Giden çok,

Kalan az!..

Gebze’de çöken apartman ve Dilovası’nda yanan fabrikada kaybettiğimiz 11 yurttaşımızın anısına, saygıyla…

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X