BİR BEBEKTEN KATİL YARATAN KARANLIK Hrant, güvercinin kalbi
***
19 Ocak.
Bir tarih değil artık.
Bir sızı.
Kışın ortası.
İnsan kalbinin en kolay üşüdüğü gün.
Şişli’de bir kaldırım var.
Taş işte… taş.
Ama bu memlekette bazı taşlar, mezar taşı gibi konuşur.
Bir kaldırım taşının üstüne yıkılmış bir ülke düşün.
Bir tek insanın gövdesiyle değil…
bir memleketin vicdanıyla.
Hrant.
Adını söyleyince boğazın düğümleniyor.
Çünkü bazı isimler yalnızca isim değildir.
Bir ihtimaldir.
“Üç dil biliyorum” demişti.
Üç dil…
Üç ayrı acı.
Üç ayrı hikâye.
Ve hepsi aynı kalpte, kavga etmeden durabiliyordu.
Düşün.
Bir insanın içinde barış var.
Bir ülkenin içinde kavga.
Bazen trajedi, silahın patlamasında değil…
o tersliğin sıradanlaşmasındadır.
O gün, gündüz vaktiydi.
Gündüz.
İnsan geceyi anlar.
Karanlıkta yapılan kötülüğe “karanlık” dersin.
Ama gündüz…
Gündüz yapılan kötülüğün adı başka.
Gündüz, utancı da aydınlatır.
Herkes görür.
Herkes bilir.
Herkesin içi bilir.
Sonra olanlar…
Hani bazı kapılar kapanır ya…
Bir daha aynı yerden geçemezsin.
O gün bu ülkede bir kapı kapandı.
İçeri giren şey umut değildi artık.
İçeri giren şey tedirginlikti.
Hrant’ın “güvercin” halini hatırla.
Bir güvercin…
Herkesin arasında, herkesin içinde.
Ama her an ürkek.
Her an tetikte.
Kanadı hazır.
Kalbi hep hızla atan.
Biz, o güvercini koruyamadık.
Bu cümle, insana en çok buradan vuruyor.
Çünkü mesele sadece bir insanın öldürülmesi değil.
Mesele, bir insanın yaşama biçiminin öldürülmesi.
Sakin konuşmanın.
İnatla hakikati aramanın.
Kimliğini saklamadan, kimseyi aşağılamadan var olmanın.
Bir insanı susturursun…
Ondan daha yüksek bir sessizlik başlar.
İşte o sessizlik, 19 Ocak’ta Şişli’nin kaldırımlarından Türkiye’nin bütün evlerine yayıldı.
Her sene aynı gün.
Aynı acı.
Ve insan, kendini en basit sorunun içinde buluyor:
Nasıl olur?
Nasıl olur da bir memlekette,
iyi bir insan olmak “fazla” gelir?
Nasıl olur da bir ülkede,
“Ben hem solcuyum hem Ermeniyim” demek,
bir çeşit hedef işareti gibi okunur?
Nasıl olur da birinin kalbinde üç dil barış içinde dururken, biz o barışı sokakta kanla boğarız?
Sonra bir cenaze…
Bir annenin, bir eşin, bir ailenin sesi…
“Bir bebekten katil yaratan karanlık” denmişti ya…
İşte o karanlık, sadece tek bir kişinin içi değil.
O karanlık;
susmanın karanlığı.
bakmamanın karanlığı.
“boşver” demenin karanlığı.
Karanlık, örgütlenir.
Karanlık, büyür.
Karanlık, kendine dil bulur.
Ve bazen en acısı şu olur:
Karanlığın dili tek…
Hrant’ın dili çoktu.
Çok dil, çok hikâye demektir.
Çok hikâye, empati demektir.
Empati, duvarları inceltir.
İşte o yüzden Hrant’ın sesi birilerine ağır geliyordu.
Çünkü bu ülkede bazıları, duvarı sever.
Duvarı kalın ister.
Duvarla güçlü hisseder.
Hrant duvarın çatlağıydı.
Bir çatlak.
Küçük, sessiz, ama ısrarcı.
“Su çatlağını bulacak.”
Bulacak.
Ama su, bir anda yıkmaz.
Önce sızar.
Sonra bekler.
Sonra tekrar sızar.
Hrant’ın anısı da öyle.
Her yıl biraz daha sızıyor.
Her yıl biraz daha çoğalıyor.
Karanfil bırakan ellerin sayısı artıyor.
Bir cümleyi omuzlayanların sayısı artıyor.
Ve belki de asıl umut şurada:
Bir insanı öldürerek,
onun sorduğu soruları öldüremiyorsun.
Hrant’ın soruları hâlâ ortada.
Bu ülke, bir arada yaşayabilecek mi?
Bir insan, kimliğini saklamadan konuşabilecek mi?
Hakikat, korkudan büyük olabilecek mi?
Her 19 Ocak’ta, aynı yere dönüyoruz.
Bir kaldırım taşının önüne.
Çünkü, bazı memleketlerde adalet, mahkeme salonunda değil, kaldırım taşında aranır.
Ve bazen en büyük yemin, en küçük cümledir:
Unutmayacağız.
Hrant.
Saygıyla.
Özlemle.
Ve içimizde kavga etmeden yaşatmaya çalıştığımız o üç dilin, o üç hikâyenin, o üç insan hâlinin hatırına…
Su, çatlağını bulacak!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Unutmadık unutturmayız 24 Ocak 2026 Cumartesi
- Aynı çağ, iki adam, iki ekim devrimi 23 Ocak 2026 Cuma
- Delikanlılık filtreyle ölçülmez!.. 22 Ocak 2026 Perşembe
- Suriye'de neler oluyor 21 Ocak 2026 Çarşamba
- İran!.. 19 Ocak 2026 Pazartesi
- Silivri'nin dili, şüphe!.. 17 Ocak 2026 Cumartesi
- İmamoğlu ve Diploma Davası!.. 16 Ocak 2026 Cuma
- Adalet ölürse!.. 15 Ocak 2026 Perşembe
- Korku düzeni: Filler ve insanlar! 14 Ocak 2026 Çarşamba
- Biraz Daha!.. Tolstoy'un Pahom'u... 13 Ocak 2026 Salı