Bunun adı bal gibi örtülü aftır Hukukun sustuğu yerde barış mı dediniz
**
Meclis’in önünde çerçeve yasa diye tarif edilen on iki maddelik bir kapı duruyor.
Üzerine yaldızlı harflerle, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” yazmışlar.
Adı şatafatlı, sorarsanız; yıllardır kanayan terör yarasını saracak, dağları silahsızlandıracak, memlekete baharı getirecek.
Ama hukukta kapının tabelasına değil, açıldığı dehlize bakılır.
Bu, bir kanundan ziyade, yargıyı yürütmenin çekmecesine kilitleyen siyasal bir tercihtir.
Birinci ve ikinci maddeler PKK, KCK ve "bağlantılı oluşumlar" diyerek bir çerçeve çiziyor.
Silahlar bırakılacak, mühimmat teslim edilecek, Milli Güvenlik Kurulu da bunu ilan edecek.
Silahın susması olumludur elbet.
Gençlerin tabutla dönmemesi, anaların ağlamaması en büyük arzumuzdur.
Fakat, ‘bağlantılı oluşumlar’ ibaresindeki o muğlaklık yok mu?
Torba yasalarla torba suçlular yaratan bir sistemde, ucu kime dokunacağı belli olmayan bir giyotin gibi sallanıyor.
Gelelim üçüncü ve altıncı maddelere.
Adam öldürenleri vitrinde dışarıda bırakıp, geri kalan suçların üzerine beş on yıllık örtüler örtüyorlar.
Adına, ‘Af değil, erteleme’ diyorlar.
Oysa süre bitince dosya düşecek, ceza infaz edilmiş sayılacak.
Hukuk diliyle söylenen yalanlar, gerçeği değiştirmez.
Bunun adı bal gibi örtülü aftır.
Anayasa'nın eşitlik ilkesi ayaklar altına alınırken, benzer suçları işleyenler cezaevinde çürüyecek ama bu, ‘Bağlantılı’ zevat, siyasi konjonktür gereği aklanacak. Neden?
Çünkü siyaset öyle emrediyor.
Hele yedinci madde var ki, evlere şenlik!
Yürütme ağırlıklı, bütünüyle bürokrasiden oluşan bir kurul kuruluyor.
Bakanlar, istihbaratçılar, genel sekreterler masada.
Barolar yok, mağdurlar yok, insan hakları savunucuları yok.
Savcı, yeni bir soruşturma açmak için bu kuruldan izin isteyecek.
Yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı dedikleri o temel direkler, yürütmenin insafına, siyasetin takdir defterine terk ediliyor.
Adalet, kapalı kapılar ardında, siyasi sadakat testlerinden geçirilecek.
Hukukun üstünlüğü, üstünlerin hukukuna kurban edilecek.
Onuncu madde ise tam bir garabet.
Süreci yönetecek görevlilere hukuki, idari ve cezai sorumsuzluk zırhı giydiriliyor.
Kasıt, ağır ihmal, işkence veya delil karartma ihtimalleri bu zırhın içinde kaybolup gidecek.
Devlet adına görev yapanın güvencesi olmalıdır, evet; ama dokunulmazlığı olamaz.
Faili meçhullerin, zorla kaybetmelerin, hukuksuzlukların hesabını sormadan, o kara kutuları açmadan toplumsal barış inşa edilebilir mi?
Faili sadece dağda arar, ovadaki hukuksuzluğu görmezden gelirseniz, o barış kök tutmaz.
Devlet aynaya bakmaktan korkmamalıdır.
Kayyım atamalarıyla halkın iradesini gasp ederek, ifade özgürlüğünü boğarak, silahsızlanmayı kalıcı kılamazsınız.
Şiddetin hiçbir haklı talebi meşrulaştıramayacağı ne kadar gerçekse, hukuku sadece rakiplerine bir silah gibi kullanan devlet aklının da barış getiremeyeceği o kadar gerçektir.
Bu iki anlayış da nihayetinde yurttaşı dilsizliğe, sessizliğe mahkûm eder.
Bu teklif, belki dağlardaki silahları susturabilir, ama tek başına barışı kurmaya yetmez.
Gerçek barış, namluların susmasıyla değil, adaletin konuşmasıyla başlar.
Teröre giden milyarların, şeffaf bir bütçeyle okula, fabrikaya, yoksul halka dönmesiyle başlar.
Eşit yurttaşlık, bağımsız yargı ve demokratik siyasetle harmanlanmayan her yasa, sadece yeni krizlerin tohumudur.
Unutmayalım ki, barış geçmişi unutmak, acıların üstüne beton dökmek değildir.
Barış, geçmişin hesabını intikamla değil, adaletle, katıksız bir hukukla görmektir.
Geleceğin çocuklarına, kanla sulanmış karanlık bir toprak ve soğuk tabutlar değil, aydınlık, onurlu, özgürce yaşanacak bir hayat bırakmaktır.
Aksi halde, yalnızca içi boş bir kanunla gelen bu sözde barış, ilk sert rüzgarda yerle yeksan olacak, köksüz bir kağıttan şatodan ibarettir.
Gerçek barış için bütün yurttaşlara saygı, şeffaf bir meclis denetimi, tarafsız bir yargı ve tam eşitlik mutlaka ama mutlaka en temel ve vazgeçilmez yegâne şart olmalıdır...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Yanlışın alkışçıları 31 Temmuz 2026 Cuma
- Yeni Parti: Bir Programın Anatomisi - 2 28 Temmuz 2026 Salı
- Bir Programın Anatomisi - 1 27 Temmuz 2026 Pazartesi
- Korkunun iktidarı, umudun halkı 23 Temmuz 2026 Perşembe
- Petrol aktı, fatura halka kaldı 17 Temmuz 2026 Cuma
- 15 Temmuz’un illiyet zinciri 16 Temmuz 2026 Perşembe
- Kurtarıcı Bekleyenler Cumhuriyeti 14 Temmuz 2026 Salı
- Savunma susturulamaz, adalet şikâyetle örtülemez 13 Temmuz 2026 Pazartesi
- Bir Çöküşün Anatomisi 10 Temmuz 2026 Cuma
- Tedbirle gelenlerin tarihi sınavı 09 Temmuz 2026 Perşembe