RECEP DURSUN YAZDI: "İSLAM"DA İDİ 90'LARDA! Huzur nerede!?..

02 Aralık 2025 08:25
Ve en acısı: Çocuklara taciz… Bu bir “ahlaksız birey problemi” değil sadece. Bu aynı zamanda “zayıfı koruyamayan devlet” problemidir.

Huzur nerede!?..

Hatırlıyor musunuz?

90’larda bir cümle vardı,

Huzur İslam’da.”

Otobüs camına yazılırdı, dükkânın kapısına asılırdı, takvimin arkasından çıkardı.

İddialıydı.

Güçlüydü.

Kulağa iyi gelirdi.

Şimdi 2025’ler…

Dindarlık söylemi zirvede. Dini kelimeler, dini semboller, dini üniformalar, dini rozetler, dini nutuklar zirvede.

Peki huzur?

Huzur nerede?

Çünkü aynı ülkede aynı anda şunlar da “zirvede” deniyor:

Yoksulluk zirvede…

Ahlaki çürüme zirvede… Zayıfı ezmek zirvede…

Adam kayırmacılık zirvede… Mafya–çeteleşme zirvede… Tarikat–cemaat gücü zirvede…

Hırsızlık zirvede…

Çocuklara taciz zirvede… Uyuşturucu zirvede… Eğitimsizlik zirvede… Boşanma zirvede… Bağnazlık ve şiddet eğilimi zirvede…

Akıldışılık zirvede…

Orman yangınları zirvede… Mutsuzluk zirvede… Umutsuzluk zirvede…

Demek ki mesele “İslam” değil.

Demek ki mesele “din” değil.

Mesele şu: Dinin siyasete düşmesi.

Siyasal İslam, dini alır… Maneviyatın elinden alır. Vicdanın elinden alır.

Ahlakın elinden alır.

Sonra getirip iktidarın cebine koyar.

O andan sonra din, insanı “iyi” yapmaz.

Din, insanı itaatkâr yapar.

Ve itaatkâr toplumda şu olur: Haksızlık olur… “Sus, fitne çıkarma.”

Yolsuzluk olur… “Büyük oyunu gör.”

Torpil olur… “Bizim çocuklar.” Liyakat gider… “Sadakat gelir.”

Hukuk çöker… “Talimat ayakta kalır.”

Kul hakkı mı?

Kulağa söylenir, hayata uygulanmaz.

İşte bu yüzden aynı iktidar döneminde “dini hassasiyet” siyaset dilinde büyürken, “ahlak” sokakta küçülür.

Çünkü ahlak; kameraya konuşmak değil, kamerasızken de doğru kalmaktır.

Bakın “zirve” dediğiniz şeylerin hepsi aynı sistemin çıktısı:

Yoksulluk zirvede, çünkü ekonomi üretimle değil ihale–rant–kadro üçgeniyle yönetiliyor.

Adam kayırmacılık zirvede, çünkü devlet artık “herkesin devleti” değil, “bizimkilerin devleti” gibi davranıyor.

Mafya–çeteleşme zirvede, çünkü kural zayıflayınca boşluğu kural tanımazlar dolduruyor.

Tarikat–cemaat gücü zirvede, çünkü kamusal alanın yerini “bağlılık ağları” alıyor: yurtta, kursta, kadroda, ihalede.

Uyuşturucu zirvede, çünkü gençliğe “gelecek” değil, “sabır” satılıyor.

Eğitimsizlik zirvede, çünkü düşünmeyen toplum yönetmesi kolay toplumdur.

Akıldışılık zirvede, çünkü bilim geriye itilirken hurafe öne sürülüyor.

 

Mutsuzluk ve umutsuzluk zirvede, çünkü adalet duygusu yerle bir olunca insanın içindeki hayat enerjisi de çöker.

Ve en acısı: Çocuklara taciz… Bu bir “ahlaksız birey problemi” değil sadece. Bu aynı zamanda “zayıfı koruyamayan devlet” problemidir.

Denetim yoksa, ceza caydırmıyorsa, kurumlar işlemiyorsa, üstünü örten bir kültür oluşmuşsa…

En çok çocuklar yanar.

En çok yoksul yanar.

En çok kimsesiz yanar.

Peki bütün bunlar olurken iktidar ne der?

Kandırıldık.”

Dış güçler.”

Provokasyon.”

Montaj.”

Algı operasyonu.”

Milli irade.”

Kusura bakmayın ama… Bir ülkede her şey “dış güç” olamaz.

Bir ülkede her sorun “komplo” olamaz.

Bir ülkede her yanlış “kader” olamaz.

Bir ülkede yanlış bu kadar yaygınsa, sorun “tesadüf” değildir.

Sorun sistemdir.

Sistem neye dayanıyor? Sadakat.

Ve sadakat sistemi, liyakati düşman görür. Çünkü liyakat sorar: “Niye?” Sadakat der: “Emredersin.”

Sadakat sistemi, hukuku düşman görür. Çünkü hukuk eşitlik ister. Sadakat ise ayrıcalık ister.

 

Sadakat sistemi, şeffaflığı düşman görür. Çünkü şeffaflık hesap sorar. Sadakat “hesap” değil “helallik” ister.

Şimdi gelelim “çıkış yolu”na.

Çıkış yolu, sloganla olmaz. Çıkış yolu, hamasetle olmaz. Çıkış yolu, “bir lider gelsin bizi kurtarsın” masalıyla hiç olmaz.

Çıkış yolu, kurumlarla olur:

Hukuk devleti geri gelecek. Liyakat devletin omurgası olacak.

Şeffaflık ve hesap verme gelecek.

Eğitimde,bilim geri gelecek. Gençliğe nasihat değil fırsat, korku değil özgüven verilecek. Eleştiren öğrenci “asi” değil, demokrasinin nefesidir.

Tarikat–cemaat düzenine kamusal set çekilecek. Kimse inancından dolayı dışlanmayacak. Ama devlet, hiçbir inanç grubunun arka bahçesi olmayacak.

Sosyal devlet ayağa kalkacak. Yoksulluğu sadakayla yönetmek değil, hak temelli politikalarla azaltmak. İnsan açken “biat” olur; tokken “hür irade” olur.

Ve en önemlisi: Din, tekrar olması gereken yere dönecek:

Vicdana!..

Devlet de olması gereken yere dönecek:

Hukuka!..

Çünkü huzur, “dini cümle” sayısını artırmakla gelmiyor.

Huzur, “adil bir düzen”le geliyor.

Huzur; kadının korkmadan yürüdüğü sokakta…

Çocuğun güvende olduğu okulda…

Gencin torpilsiz işe girdiği ülkede…

İşçinin hakkını aldığı işyerinde…

Hâkimin vicdanla karar verdiği mahkemede olur.

Huzur İslam”da pankartı güzel bir cümleydi.

Ama bugün memleket şunu yaşıyor:

 

Dinin adını büyütüp ahlakı küçülttüler.

İmanın dilini büyütüp adaleti küçülttüler.

Kutsalı çoğaltıp hakkı azalttılar.

O yüzden artık yeni cümle şudur?

Huzur, bir sloganda değil… Hukukta,

Liyakatta,

Şeffaflıkta,

Bilimde,

Merhamette,

Bunların olmadığı yerde ne kadar “dini” konuşursanız konuşun, geriye bir şey kalır:

Korku,

Yoksulluk,

Çürüme,

Umutsuzluk.

Memleketin ihtiyacı daha fazla hamaset değil.

Memleketin ihtiyacı daha fazla “etiket” değil.

Memleketin ihtiyacı:

Daha fazla  A d a l e t !..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X