BİR GÜN TERÖR ÖRGÜTÜ, BİR GÜN MUHATAP İlke mi, barış mı, ihtiyaç mı?
2018…
Aynı aktörü “terör listesine” yazıyorsun.
Cumhurbaşkanlığı kararıyla, resmî gazeteyle, mühürle.
2026…
Aynı aktörün kurduğu düzeni “çok yakın dost hükümet” diye tarif ediyorsun.
Üstelik bunu, kameraların önünde, büyük cümlelerle yapıyorsun.
Aradaki fark ne?
Aktör mü değişti?
Yoksa ihtiyaç mı?
Çünkü devlet dediğin; “ilke” diye paketleyip “ihtiyaç” diye sevk eder bazen.
Hele konu Suriye ise…
Hele konu sınır hattı ise…
Hele konu, Washington’un, Tel Aviv’in, Londra’nın, Paris’in “yeni düzen” planları ise…
Bir gün “terör örgütü” dersin.
Ertesi gün “muhatap” dersin.
Sonraki gün “meşru otorite” dersin.
Sonra da “milli çıkar” dersin.
Hep aynı film.
Sadece afiş değişir.
Suriye’de Esad rejimi Aralık 2024’te devrilince, fiilî iktidarın HTŞ ve Ahmed el-Şara merkezli olduğu uluslararası raporlara da yansıdı.
Bu sırada ABD’nin pozisyonu da “sert etiketten” “kontrollü angajmana” evrildi:
HTŞ, ABD’de uzun süre “yabancı terör örgütü” kategorisindeydi; ardından 2025 yazında bu tanımlama kaldırıldı.
Batı başkentleri “temas” zeminini büyütürken, yaptırım/siyasi meşruiyet dosyaları masaya geldi.
İngiltere tarafında da “Şara ile angajman / yeni Suriye” değerlendirmeleri resmî doküman diline taşındı.
Yani?
Şu oldu:
Dün “terörist” dediğine, bugün “devletleşme” imkânı açıldı.
Ve bu, sahada bir faturayı mutlaka çıkarır.
Suriye’nin kuzeydoğusu, yıllarca “DEAŞ’la mücadele” bahanesiyle, fiilen bir özerk güvenlik alanı.
Sonra ne oldu?
Şara yönetimi Kürtlerin kontrolündeki alanlara karşı hızlı bir askerî hamle yürüttü; perde arkasında yürüyen temaslarda ABD’nin bu operasyona set çekmeyeceği sinyali verildi; Kürt tarafı bunu “ihanet” olarak okudu; Washington ise çizgiyi “entegrasyon” söylemine çekti.
Bu nokta kritik.
Çünkü “barış” diye satılan şeyin, çoğu zaman “entegrasyon” diye tahsis edildiği yer burasıdır.
Silah bırakma…
Tasfiye…
Kurumsal eritme…
Bunu bazen Ankara ister.
Bazen Washington ister.
Bazen Tel Aviv ister.
Ama sonuçta isteyenlerin ortak hedefi şudur:
Şam’daki yeni düzenin önünde ‘paralel güç’ kalmasın.
Şimdi dönelim Ankara’ya.
Bahçeli’nin Öcalan için “kurucu önder” ifadesi üzerinden yürüyen tartışma, bir “dil sürçmesi” gibi paketlendi ama bizzat Bahçeli bunun “süreç dili” olduğuna dair açıklama yaptı.
Aynı dönemde Bahçeli çizgisinin SDG/YPG konusunda “tasfiye/dağıtılma/entegrasyon” vurgusunu ısrarla hatırlattığını görüyoruz.
Ve Erdoğan, Ocak 2026’da Şara yönetimini “Türkiye’nin çok yakın dostu bir hükümet” diye çerçevelerken, SDG’yi hedef alan vurgularını da aynı konuşma setine yerleştiriyor.
Bu üç parçayı yan yana koyduğunuzda tablo şunu söylüyor:
İçeride “barış” görüntüsü,
Dışarıda “Şam merkezli yeni denge”,
Arada “SDG/SDF’nin silahlı varlığının bitirilmesi” hedefi.
İlke mi?
İhtiyaç.
Sahada bir de İsrail boyutu var.
2026 Ocak başında, İsrail-Suriye hattında ABD arabuluculuğunda kurulan iletişim/gerilim düşürme mekanizmalarına dair haberler kamuoyuna yansıdı.
Şara yönetiminin İsrail’le “dolaylı görüşmeler” yürüttüğüne dair uluslararası haber akışı da zaten bir süredir devam ediyor.
Bu ne demek?
Şam’daki yeni iktidar, “sadece Ankara’nın komşu denklemi” değil; aynı zamanda Washington’un normalleştirme ajandasının da bir parçası.
Dolayısıyla Şam’ı tahkim etmek isteyenler, “Suriye’nin içindeki silahlı çoğulluk”tan rahatsız olur.
Çünkü pazarlık masası, muhatap ister.
Tek muhatap ister.
Tek komuta ister.
Bunun adı demokrasi falan değildir.
Bunun adı: düzen kurmak.
Şimdi asıl soru:
Türkiye’de “barış” diye açılan kapının, gerçekten Türkiye’nin iç barışını mı tahkim ettiği…
Yoksa Suriye’de Şara/HTŞ merkezli yeni rejimin önündeki “Kürt silahlı varlığı” dosyasını Öcalan üzerinden yönetilebilir kılmak için mi kullanıldığı…
Bu soruyu sormak bile, aslında cevabı gösteriyor.
Çünkü iç barışın turnusolü şudur:
Şeffaflık var mı?
Meşruiyet zemini var mı?
Eşit yurttaşlık çerçevesi var mı?
Toplumsal rıza üretimi var mı?
Bunlar yoksa…
“Barış” sadece bir kelimedir.
Kelimeyle de devlet yönetilmez.
Kelimeyle de toplum ikna olmaz.
Ama kelimeyle operasyon yapılır.
Kamuoyu yönetilir.
Zaman kazanılır.
Dışarıya “bakın çözüm üretiyoruz” denir.
Sonra?
Sahada bir gün Reuters yazar:
“Kürtler kendini satılmış hissetti.”
Bizde ise manşet atılır:
“Terörsüz Türkiye.”
İkisi aynı cümle değil.
Ama aynı dosyanın iki kapağı.
Son söz;
2018’de “terör” diye mühürlediğini,2026’da “yakın dost” diye cilalıyorsan…
Orada “ilke” konuşmuyor.
Orada “ihtiyaç” konuşuyor.
İhtiyaç ne?
Şam’ı ayakta tutmak.
Şam’ı tekleştirmek.
Şam’ı pazarlanabilir kılmak.
Ve bunun bedelini…
Her zamanki gibi…
Sahadaki aktörler de öder, içerideki toplum da.
Çünkü bizim coğrafyada “barış”, çoğu zaman barış değildir.
“Barış” çoğu zaman, başka bir hesabın kılıfıdır....
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bataklık haritada değil, akılda 02 Mart 2026 Pazartesi
- Ölenin adı değişiyor. Kazanan aynı 01 Mart 2026 Pazar
- Şiiri yaşayıp, acıyı bal eyleyen adam 28 Şubat 2026 Cumartesi
- Acısını yaşayan bizler ve coğrafyamız!... 27 Şubat 2026 Cuma
- Polyak Maden işçileri direniyor... 26 Şubat 2026 Perşembe
- Çaylarrr 25 Şubat 2026 Çarşamba
- Laikliğin yerine konan izin 24 Şubat 2026 Salı
- Dostluk 23 Şubat 2026 Pazartesi
- Savunma saat kaçta başlar?.. 19 Şubat 2026 Perşembe
- 8 Yıl 9 Ay… Bir Diploma Daha 18 Şubat 2026 Çarşamba