KAMU YARARI MI, RANT YARARI MI İmarın dini, vicdanı, partisi olmaz
***
Bu memlekette bazı kelimeler var…
Kulağa çok masum gelir.
“Revizyon.”
“Plan notu.”
“Emsal.”
“Yoğunluk.”
“Fonksiyon değişikliği.”
“Yenileme alanı.”
“Kentsel dönüşüm.”
Hepsi şehircilik dili gibi durur.
Ama aslında çoğu zaman tek bir anlama çıkar:
Rant.
Yerel yönetim dediğin, normal ülkede şehrin nefes borusudur.
Bizde?
Çoğu yerde şehrin kasası gibi kullanılır.
Çünkü imar, belediyenin elindeki en büyük güçtür.
İmar demek, “değer” demektir.
Hatta daha doğru söyleyelim:
İmar demek, bir gecede zenginlik demektir.
Bugün tarladır…
Yarın konuttur.
Bugün iki kattır…
Yarın sekiz.
Bugün “yeşil alan”dır…
Yarın “ticaret.”
Ve bütün bu dönüşümün adı “kamu yararı”dır.
Peki, kamu nerede?
Kamu, o gün otobüse binip işe giden vatandaş.
Kamu, çocuğunu park diye gösterilen beton boşluğa götüren anne.
Kamu, her yağmurda taşan dere yatağında evi su basan adam.
Kamu yararı kime?
Rant yararı kime?
Cevabı biliyoruz.
Bu işin en tehlikeli tarafı, rüşvetin bile “geliştiği” bir yere gelmemiz.
Eskiden para zarfla giderdi.
Şimdi “plan notu” ile gider.
Şimdi “meclis kararı” ile gider.
Şimdi “komisyon raporu” ile gider.
Yani mesele, sadece bir kişinin ahlaksızlığı değil…
Mesele, ahlaksızlığın kurumsal kılıf bulması.
Bir belediye meclisini düşün…
Normalde ne konuşulur?
Ulaşım… altyapı… park… sosyal hizmet…
Bizde en heyecanlı gündem maddesi nedir?
İmar.
Çünkü imar maddesi geldi mi, bir anda herkesin gözü açılır.
Bir anda herkesin dili çözülür.
Bir anda “şehircilik uzmanı” olur.
Emsali yarım puan artırırsın…
Bir mahallede arsanın değeri uçar.
Fonksiyonu değiştirirsin…
Bir parsel, bir aileyi ömür boyu zengin eder.
Plan tadilatı dersin…
Şehir boğulur, birileri nefes alır.
Sonra müteahhit gelir.
Müteahhit dediğim de her zaman “inşaatçı” değildir.
Asıl müteahhit şudur:
İlişki müteahhidi.
Kiminle fotoğraf vereceğini bilir.
Kimin düğününe gideceğini bilir.
Kimin yakınına iş ayarlayacağını bilir.
Kimin medya bağlantısına “destek” olacağını bilir.
Şehrin imarı, bir tür “sadakat testine” döner.
İşi yürüsün diye herkese bir şeyler dağıtır:
Biri komisyonda…
Biri müdürlükte…
Biri encümende…
Biri mecliste…
Herkesin adı başka, rolü başka…
Ama sonuç aynı:
Şehir kaybeder, bir avuç kişi kazanır.
Sonra “kentsel dönüşüm” derler.
Deprem gerçeği var mı? Var.
Ama dönüşümün kimin için yapıldığına bak:
Riskli yapı mı hedef?
Yoksa riskli arsa mı?
Vatandaşın evi yıkılır, borçlandırılır, sürüklenir.
Ama birileri aynı süreçte:
Yoğunluk artırır.
Kat artırır.
Ticaret alanı açar.
Otopark zorunluluğunu “esnetir.”
Yeşil alanı “dengelemeye” getirir.
Denge kime?
Şehre değil.
Cebe.
Bir de bu işin “algı” tarafı var.
Yerel basın… yerel ekranlar… yerel sayfalar…
Üç reklam verirsin, beş ilan basarsın;
kentin “kanaat önderi” oluverirsin.
İmaja mı ihtiyacın var.
“Yılın en”i plaketin hazır.
“Jüri” kararıyla ha!
Gerekirse cinsiyet, yaş grubu sınıflandırması ile
İnşaat Mühendisliği Fakültesi’ni değil bitirmek kapısından bile geçmemiş olsan dahi..
“Yılın orta yaş grubunda en başarılı kadın/erkek müteahhidi” plaketini “duygusal” ölçekte alır,
Plaketi vereni de, “Basına yön veren basın kuruluşu” diye pohporlarsın.
Geçenlerde; haber sitesi dahi olmayan bir zevata da basın iş kolunda “Yılın en”i plaketi vermişler.
Körlerle sağırların birbirini ağırladığı
Hale Jale bizim mahallede..
Dün plan tadilatına itiraz edenler “yatırım düşmanı” olur.
Yarın dere yatağına bina dikilince “kalkınma hamlesi” olur.
Şehir, PR bülteniyle yönetilir.
Sonuç?
Trafik kilit.
Altyapı yetersiz.
Su yetmez.
Otopark yok.
Okul kontenjanı taşar.
Hastane yetmez.
Park diye gösterilen yer, “ileride yapılacak” tabelası olur.
Ama birileri için her şey yolundadır.
Çünkü onların şehri yoktur.
Onların portföyü vardır.
Bu yüzden mesele, “şu müteahhit kötü” meselesi değildir.
Mesele şudur:
İmar kararları şeffaf değilse,
plan değişiklikleri denetlenmiyorsa,
meclis süreçleri hesap vermiyorsa,
itiraz mekanizması etkisizse…
Şehir, vatandaşın değil; rantın olur.
Ve sonra yine sorarız:
“Niye yarınlarımız aydınlık değil?”
Aydınlık olmaz.
Çünkü şehir ışık almaz artık…
Şehir gölgeye gömülür.
Betonun gölgesine.
Rantın gölgesine.
Ve en çok da…
İmarın gölgesine..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bataklık haritada değil, akılda 02 Mart 2026 Pazartesi
- Ölenin adı değişiyor. Kazanan aynı 01 Mart 2026 Pazar
- Şiiri yaşayıp, acıyı bal eyleyen adam 28 Şubat 2026 Cumartesi
- Acısını yaşayan bizler ve coğrafyamız!... 27 Şubat 2026 Cuma
- Polyak Maden işçileri direniyor... 26 Şubat 2026 Perşembe
- Çaylarrr 25 Şubat 2026 Çarşamba
- Laikliğin yerine konan izin 24 Şubat 2026 Salı
- Dostluk 23 Şubat 2026 Pazartesi
- Savunma saat kaçta başlar?.. 19 Şubat 2026 Perşembe
- 8 Yıl 9 Ay… Bir Diploma Daha 18 Şubat 2026 Çarşamba