DİLOVASI'NDA YİTEN YEDİ CAN Kar Düzeni ve Susmayan Aileler
**
Dilovası’nda faaliyet yürüten Ravive Kozmetik’in o dar, ruhsatsız, denetimsiz, merdivenaltı cehenneminde yedi insan öldü.
Üçü çocuk, altısı kadın…
İnsanın yüzüne sürülsün diye üretilen şeyler, insanların yüzünü tanınmaz hale getirdi.
Şimdi aileler soruyor:
“Bizi duyuyor musunuz?”
Duymuyorlar.
Çünkü duysalar istifa ederlerdi.
Çünkü duysalar o koltuklarda oturamazlardı.
Çünkü duysalar, bir annenin mezar başındaki sessizliğinden daha ağır bir makam olmadığını bilirlerdi.
Ama bizim memlekette koltukların kulağı, mühürlerin vicdanı, zabıta tutanağının gözleri yoktur.
Ruhsatın tarihi vardır da, çocuğun yaşı yoktur.
Soruluyor;
Bu bina kaçaktı, neden yıkılmadı?
Bu işyeri ruhsatsızdı, neden kapatılmadı?
Şikâyet vardı, neden bakılmadı?
Kimyasal vardı, çocuk işçi vardı, sigortasız kadın emeği vardı; neden kimse görmedi?
Cevap yok.
Cevap yerine “güvenlik” var.
Duruşmayı adliyeden alıp cezaevi kampüsüne götürmek var.
Sanki adaletin güvenliği, ailelerin gözünden saklanınca sağlanacak.
Sanki ağlayan babalar tehlikeli.
Sanki annesini kaybetmiş çocuk kamu düzenini bozuyor.
Oysa kamu düzenini bozan, o çocukların annelerini mezara gönderen düzendir.
Patronlar mahkemede ihracatlarını anlatmışlar.
Ne güzel…
Ölenlerin de ihracatı vardı belki.
Birinin sabah ekmeği vardı.
Birinin okul hayali vardı.
Birinin annesine alacağı bir başörtüsü, çocuğuna alacağı bir mont vardı.
Onlar da hayat ihraç ediyordu bu dünyaya.
Ama faturalandırılmadığı için kıymeti bilinmedi.
Bir de “kamu görevlileri” denilen o görünmez kalabalık var.
Yıkım kararını rafta bekletenler…
Şikâyetleri dosyaya gömenler…
Denetime gitmeyenler…
Gidip de görmeyenler…
Görüp de yazmayanlar…
Yazıp da uygulamayanlar…
Hepsi şimdi görev başında.
Ne büyük başarı.
Yedi insan ölmüş, sistem mesaisine devam ediyor.
Aileler aylarca aynı şeyi söylüyor:
“Patron yetmez, memur da yargılansın. Belediye başkanı da, müdür de, müfettiş de, ortak da, marka da hesap versin.”
Çünkü ölüm tek başına gelmez bu ülkede.
Ölümün ortağı olur.
Sessizlik ortağıdır.
Denetimsizlik ortağıdır.
Kâr hırsı ortağıdır.
Cezasızlık ortağıdır.
Bir imza atmayarak, bir kapıyı mühürlemeyerek, bir yıkım kararını uygulamayarak insan öldürülebilir.
Dilovası’nda olan budur.
Şimdi sorumlular sanıyor ki zaman geçerse acı eksilir.
Hayır.
Adalet gelmezse zaman acıyı büyütür.
Bir mezarın başında takvim yaprağı yoktur; her gün aynı gündür.
8 Kasım 2025, o aileler için bitmedi.
Ve bitmeyecek.
Bu ülkenin en büyük sorusu hâlâ şudur:
İşçi ölünce kim suçlu?
Cevap hazır:
“Herkes üzgün.”
Hayır efendim.
Üzgün olmak yetmez.
Üzgünlük dilekçe kabul etmez.
Üzgünlük yıkım kararını uygulamaz.
Üzgünlük kaçak atölyeyi kapatmaz.
Üzgünlük çocuk işçiyi kurtarmaz.
Adalet gerekir.
İsim isim, görev görev, imza imza adalet…
Çünkü o atölyede sadece yedi can yanmadı.
Devletin denetim dediği kâğıt yandı.
Belediyenin sorumluluk dediği söz yandı.
Bu ülkenin emekçiye verdiği değer yandı.
Aileler haklı:
Susarlarsa ikinci kez ölecekler.
Konuşurlarsa belki biz biraz insan kalacağız.
O yüzden kapı kapı dolaşıyorlar; valiliğe, belediyeye, adliyeye, bakanlığa…
Ellerinde pankart değil, sevdiklerinin yarım kalmış hayatı var.
Bir kızın taranmamış saçı, bir kadının yarıda kalan vardiyası, bir çocuğun hiç büyümeyecek yaşı var.
Onlara “sabredin” demeyin.
Sabır, adaletin yerine konulan ucuz bir teselli değildir.
Onlara “dava sürüyor” demeyin.
Dava, yalnızca sanık sandalyesine oturtulan birkaç patronla sürmez.
O sandalyede ruhsatı sormayan, yangını bekleyen, ölümü seyreden kamu aklı da oturmalıdır.
Bir ülke, ölülerini ve acılarını ancak böyle onarır:
Gerçeği saklamadan.
Kusuru bölmeden.
Güçlüyü korumadan.
Zayıfa sus payı vermeden.
Yoksa her fabrika bacası, yarın başka bir evin ağıdı olarak tüter bu ülkede yeniden...
EDİTÖR NOTU
Gebze’den alınıp Kandıra’da cezaevi kampüsünde görülen davanın ikinci celsesi bugün (20 Mayıs Çarşamba) başlayacak. 09.30’da basın açıklaması yapılacak, 10.00’dan itibaren mahkeme salonuna girilecek. İkinci celseye yarın ara verildikten sonra 22 Mayıs Cuma gününden itibaren devam edilecek
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- 30 Ağustos: Zaferin tapusu 30 Ağustos 2026 Pazar
- Kömür karası, adaletin aynası 29 Ağustos 2026 Cumartesi
- Efsaneler de takvime yenilir 26 Ağustos 2026 Çarşamba
- Paşa paşa yatmak boyun eğmemektir 25 Ağustos 2026 Salı
- Hukukun sustuğu yerde barış mı dediniz 07 Ağustos 2026 Cuma
- Yanlışın alkışçıları 31 Temmuz 2026 Cuma
- Yeni Parti: Bir Programın Anatomisi - 2 28 Temmuz 2026 Salı
- Bir Programın Anatomisi - 1 27 Temmuz 2026 Pazartesi
- Korkunun iktidarı, umudun halkı 23 Temmuz 2026 Perşembe
- Petrol aktı, fatura halka kaldı 17 Temmuz 2026 Cuma