ASIL MESELE KADININ VARLIĞI Kıyafete sığmayan Cumhuriyet
**
Memlekette siyaset var sanıyoruz…
Meğer kıyafet tartışması varmış.
Belediye başkanı seçilmiş.
Üç dönem.
Sandık konuşmuş.
Halk “tamam” demiş.
Ama bazıları sandığı duymuyor.
Sandığı değil, kıyafeti görüyor.
Projeyi değil, pardösüyü ölçüyor.
Hizmeti değil, etek boyunu tartıyor.
Bu eleştiri mi?
Kesinlikle değil.
Çünkü;
Eleştiri; bütçeyi sorar.
İhaleyi sorar.
Kentsel dönüşümü sorar.
Su faturasını sorar.
Çöpün toplanmasını sorar.
Kıyafete saldırı eleştiri değildir.
Kıyafete saldırı, acziyetin ilanıdır.
Kıyafete saldırı, fikirsizliğin makyajıdır.
Kıyafete saldırı, siyaset üretemeyenlerin tek “üretim bandı”dır.
Bakın, işin özü şu:
Bir kadını “emeğinden” vuramaz.
Çünkü emeği var.
Bir kadını “iradesinden” vuramaz.
Çünkü sandıkta iradesi teyit edilmiş.
Bir kadını “liyakatinden” vuramaz.
Çünkü halk üç kez “devam” demiş.
Eeee ne kaldı?
Kıyafeti kaldı.
Zihin, fikri yenemeyince “görüntü” ile kavga eder.
Söz bitti mi, “dış görünüş” devreye girer.
Siyaset kuramadın mı, “inanç veya düşünce” hedef olur.
Programın yok mu, kadının kıyafeti “malzeme” olur.
Bu ülkede kadının kıyafeti üzerinden konuşmak, yeni bir şey değil.
Eskiden “çok açıldın” diye hedef alınırdı.
Şimdi “çok kapandın” diye hedef alınıyor.
Aynı kibir.
Aynı tahammülsüzlük.
Aynı tahkir.
Yani mesele ne başörtüsü…
Ne de saç.
Mesele; kadının varlığı.
Kadın, evde olunca “makbul”.
Kadın, meydanda olunca “rahatsızlık”.
Kadın, oy verince “baş tacı”.
Kadın, seçilince “batıyor”.
Çünkü bazılarına göre kadın, sadece “destek” olmalı.
“Özne” olmasın.
“Karar” vermesin.
“Yönetmesin.”
“İmza” atmasın.
Peki bu ülke kadınları ne yaptı?
Bu ülke kadınları, Kurtuluş Savaşı’nda cepheye mermi taşıdı.
Bu ülke kadınları, tarlada ekmek büyüttü, şehirde hayatı ayakta tuttu.
Bu ülke kadınları, Cumhuriyet’le birlikte “seçme ve seçilme” hakkını aldı.
Cumhuriyet'in harcında kadın teri var.
Onun temelinde kadın direnci var.
Şimdi kalkmış birileri…
Kurtuluş’u omuzlamış kadınların torunlarına “kıyafet” üzerinden hakaret ediliyor.
Bu sadece bir kadına saldırı değil.
Bu, Cumhuriyet’in vatandaşlık fikrine saldırıdır.
Bu, “eşit yurttaşlık” iddiasına saldırıdır.
Bu, demokrasinin en basit kuralına saldırıdır:
Sandığa saygıya saldırıdır.
Ama daha acısı ne biliyor musunuz?
Bu saldırıların arkasında çoğu zaman “cümle” yok.
Argüman yok.
Politika yok.
Sadece içi boş bir öfke var.
Bir de süslü ambalaj: “Düşünce özgürlüğü.”
Hayır.
Düşünce özgürlüğü; bir insanın onurunu çiğneme hakkı değildir.
Düşünce özgürlüğü; bir kadını kıyafetiyle aşağılamanın kılıfı değildir.
Düşünce özgürlüğü; bilinçaltındaki nefretin “mikrofon” bulmuş hâli değildir.
Eleştiri, yukarı doğru yapılır.
Güce yapılır.
Politikaya yapılır.
İcraata yapılır.
Kıyafete saldırı aşağı doğru tekmedir.
Kibirdir.
Zorbalıktır.
Ve en çok da korkudur.
Korku…
Kadının sözünden korku.
Kadının kararlılığından korku.
Kadının sandıktaki gücünden korku.
Çünkü, kadın seçilince bazı ezberler bozuluyor.
Çünkü, kadın yönetince bazı “erkek konforları” rahatsız oluyor.
Çünkü, kadın görünür olunca, gizlenen çirkinlikler açığa çıkıyor.
Şimdi birileri çıkıp “Anadolu” diye nutuk atıyor.
“Milli irade” diye bağırıyor.
“Yerli ve milli” diye slogan atıyor.
Ama Anadolu kadını seçilince…
Milli irade sandıktan çıkınca…
Yerli olan halkın kararı tecelli edince…
Bu sefer “kıyafet”le uğraşıyor.
Demek ki bazıları Anadolu’yu sevmez…
Anadolu’yu sadece afişte sever.
Sahnede sever.
Seçimde sever.
Ama yönetimde sevmez.
Mihalgazi’nin seçtiği bir kadın belediye başkanına, kıyafeti üzerinden saldırmak…
Mihalgazi’ye de saldırmaktır.
“Sen kimi seçtiğini bilmiyorsun” demektir.
“Senin tercihin değersiz” demektir.
“Senin iraden makbul değil” demektir.
İşte bu yüzden mesele sadece bir kişi değildir.
Mesele; hepimizin haysiyetidir.
Bugün bir kadının kıyafetine dil uzatan…
Yarın başka bir kadının saçına dil uzatır.
Bugün bir kadının eteğine saldıran…
Yarın başka bir kadının kahkahasına saldırır.
Bugün bir kadının görünüşünü hedef alan…
Yarın onun oyunu, sözünü, yaşamını hedef alır.
Bu bir zincirdir.
Koparmak zorundayız.
Çünkü bu ülke, kadını “görüntü”ye indirgedikçe küçülür.
Kadını “kıyafet” tartışmasına sıkıştırdıkça yoksullaşır.
Kadını “kamusal alanın misafiri” gibi gördükçe çürür.
Kadın; bu ülkenin misafiri değildir.
Kadın; bu ülkenin eşit ortağıdır.
Eşit yurttaşıdır.
Eşit öznesidir.
Ve şunu herkes bilsin:
Kadınlar, sadece seçmen değildir.
Kadınlar, sadece “destek” değildir.
Kadınlar, sadece “arka plan” değildir.
Kadınlar; belediye başkanıdır.
Kadınlar; vali olur.
Kadınlar; milletvekili olur.
Kadınlar; bu ülkenin kaderini yazan kalem olur.
Birileri rahatsız olsa da.
O yüzden…
Kıyafet üzerinden kurulan cümle, siyaset değildir.
Kıyafet üzerinden üretilen hakaret, fikir değildir.
Kıyafet üzerinden büyütülen nefret, özgürlük değildir.
Bu; karanlık bir alışkanlıktır.
Ve biz bu alışkanlığı reddediyoruz.
Kibirle örülmüş ayrıştırıcı dile karşı…
Emeğin yanında duruyoruz.
Liyakatin yanında duruyoruz.
Anadolu kadınının vakur duruşunun yanında duruyoruz.
Çünkü Cumhuriyet, tam da bunun içindi.
Kadının kıyafeti ile uğraşanlar Cumhuriyetin erdemini anlayamayanladır.
Mücadelemiz, kimsenin kimseyi kıyafetiyle, inancıyla, görünüşüyle ezilmediği ve/veya ezemediği bir ülke içindir!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Mecburi üyelik 16 Nisan 2026 Perşembe
- Urgan Gitti, Kurucu İrade Geldi: Bahçeli 15 Nisan 2026 Çarşamba
- Çözüm süreci mi. Hesap süreci mi (1) 14 Nisan 2026 Salı
- Adaletin terazisi kırıldıysa, zincirin sesi büyür 13 Nisan 2026 Pazartesi
- Sandık nasıl kurtulur? 10 Nisan 2026 Cuma
- Bağımsızlık mı? Siyasi körlük mü? 09 Nisan 2026 Perşembe
- Zamansız zeminsiz talep: Ara seçim 07 Nisan 2026 Salı
- Düpedüz sistemin meselesidir 06 Nisan 2026 Pazartesi
- Üç maymun. Güzelmiş 05 Nisan 2026 Pazar
- Memleketin sessiz soygunu 03 Nisan 2026 Cuma