Sendika suç örgütü değildir Kömür karası, adaletin aynası

29 Ağustos 2026 04:11
Eğer her hak talebi güvenlik başlığına, her sert eleştiri ceza dosyasına çevrilirse geriye sendika değil tabela; hukuk değil prosedür kalır. O zaman sessizlik düzen, itiraz suç sayılır. Bu kabul edilebilir değildir artık.

**

Bir ülkede işçi aylarca maaşını alamıyorsa ortada yalnız bir iş uyuşmazlığı yoktur. Hukukun, idarenin ve siyasetin aynı masada verdiği sınav vardır.

Yıldızlar Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçileri; biriken ücret, kıdem tazmnatı ve sigorta alacakları için Ankara’da 18 gün boyunca direndi. İşçilerin alacaklarının dörtte biri hesaplarına yatırıldı. İşveren yine yan çizmezse, kalan kısım arabuluculuk anlaşması ile 40 gün içinde işçilere ödenecek.

Üstelik mesele söylenti değil. İşçiler üç bakanlığın garantörlüğünde ödeme sözü verildiğini, müfettiş raporlarının alacakları tespit ettiğini belirtmişti. Holding yönetimi de ağustos ayında ödemelerin yapılacağını açıkladı.

Fakat alacak kavgası sürerken Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu tutuklandı.

Tutuklama kararında suçlama, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik.”. 

Gerekçeler arasında sosyal medya paylaşımları, sendikal konumları ve “kitleler üzerindeki sevk ve idare yetkinlikleri” de anılıyor. 

İşte hukuk açısından asıl tartışma burada başlıyor.

Çünkü demokratik toplumda rahatsız edici olan sözün varlığı değil, eleştirinin susturulmasıdır.

İşçinin kapısını çalacağı kurum sendikadır; sendikanın kapısını çalacağı yer ise hukuk devletidir.

Eğer her hak talebi güvenlik başlığına, her sert eleştiri ceza dosyasına çevrilirse geriye sendika değil tabela; hukuk değil prosedür kalır. O zaman sessizlik düzen, itiraz suç sayılır. Bu kabul edilebilir değildir artık.

Sendikacının kitle üzerinde etkili olması suç şüphesini ağırlaştıran bir unsur mudur, yoksa yaptığı işin tanımı mıdır?

Bir doktorun hastaları, öğretmenin öğrencileri, avukatın müvekkilleri vardır. Sendikaların da örgütlendiği işyerleri, sendikacının örgütlediği işçiler vardır.

Sendika dediğimiz kurum zaten dağınık emeğin ortak sesidir. 

O sesi yükseltmek suçun deliline dönüşürse, Anayasanın güvence altına aldığı sendika özgürlüğü kâğıtta kalır.

 Bağımsız Maden-İş, tutuklamaları siyasi iktidarın talimatıyla yürütülen ve holding çıkarlarına hizmet eden bir “sınıf saldırısı” olarak nitelendiriyor.  

Özgürlüğü sınırlayan makam, tutuklamanın neden zorunlu olduğunu soyut ifadelerle değil, somut ve denetlenebilir gerekçelerle ortaya koymalıdır.  

Sorulması gereken soru; işçinin alacağını istemesi mi kamu düzenini bozuyor, yoksa işçinin aylarca maaşını, alacağını alamaması mı?

Madenci yerin altında çalışır. Güneşi görmeden üretir. 

Birileri bilançolarında büyürken onun hanesine eksik ücret, ödenmemiş tazminat, ertelenmiş hayat yazılıyorsa mesele yalnız para değildir. Mesele, emeğin hukuk karşısındaki ağırlığıdır.

Devlet, güçlüye karşı hukuk; güçsüze karşı cop olmak için kurulmaz. 

Savcının görevi eleştiriyi susturmak değil suçu kanıtlamak, hakimin görevi öfkeyi cezalandırmak değil özgürlüğün neden sınırlandırıldığını hukukla açıklamaktır.  

Gökay Çakır ve Başaran Aksu’nun paylaşımları elbette yargısal denetime konu olabilir. Ama tutuklama yargılamanın yerine geçen peşin bir cezaya dönüşmemelidir.  

Çünkü baret suç aleti, megafon delil, sendika suç örgütü değildir.

Ve en önemlisi:

Madencinin alın teri, hiçbir holdingin tahsil edemeyeceği kadar büyük bir alacaktır.

Bu nedenle bugün talep, Çakır ve Aksu yönünden tutukluluk yeniden değerlendirilmeli, yargılama özgürlük içinde sürdürülmeli; madencilerin tespit edilen alacakları ise gecikmeksizin ödenmelidir.

Hukukun gerçek sınavı, güçlüden yana durmak değil, güç karşısında hakkı korumaktır.

Kara olan kömürdür.

Ama adalet kararmamalıdır!..

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X