HÂLBUKİ ŞIRACI DA, BOZACI DA AYNI KİŞİ Korku düzeni: Filler ve insanlar!
**
İnsan, fili sever. Çünkü fil hafızadır derler.
Bizde hafıza, en çok da seçmenin başına bela.
Filler hep aynı su yolunu takip edermiş ya…
Bizim memleketin “su yolu” da bellidir:
Adliye koridoru.
Karakol kapısı.
Vergi dairesi.
İhale salonu.
E-devlet ekranı.
Ne kadar kaçsan da, aynı patikaya çıkarsın.
Sonra birileri bunu keşfeder.
Önce siyah giyerler.
Siyah; sadece cübbe değildir.
Siyah, gölgedir.
Siyah; “sus”tur.
Siyah; “bekle”dir.
Siyah; “ifaden var”dır.
Siyah; “şüpheli”dir.
Siyah; “sakıncalı”dır.
Siyah; “uygunsuz paylaşım”dır.
Siyah; “kamu düzeni”dir.
Siyah; “takipsizlik”tir.
Siyah; “tutuklama”dır.
Bir sopaları var, çivili.
Adına “terbiye” derler.
Terbiye kelimesi ne kadar masum, değil mi?
Terbiye, insanı adam eden şey gibi durur.
Oysa “terbiye” diye diye,
sorguyu normalleştirirler,
gözaltını sıradanlaştırırlar,
tutukluluğu tedbir diye yuttururlar, yargılamayı cezaya çevirirler, adil yargılanmayı lütuf gibi sunarlar.
Fili günlerce aç bırakırsın…
Bir noktadan sonra fil, suyu değil “kurtarıcıyı” arar.
İşte o nokta, toplumun kırılma noktasıdır.
Çünkü korku, insanın pusulasını bozar.
Korku, “hak” duygusunu aşındırır.
Korku, “haksızlık” karşısında sesin tonunu düşürür.
Korku, “benim başıma gelmesin” diye diye, “hepimizin başına” getirir.
Sonra aynı insanlar beyaz giyer.
Beyaz; doktor önlüğü gibi, iyileştirici görünür.
Beyaz; “reform”dur.
Beyaz; “yeni paket”tir.
Beyaz; “strateji belgesi”dir.
Beyaz; “insan hakları eylem planı”dır.
Beyaz; “yargı bağımsızlığı” cümlesinin başlığıdır.
Beyaz; “normalleşme”dir.
Beyaz; “müjde”dir.
Hâlbuki şıracı ile bozacı, ‘şıracının şahidi bozacı’ misali.
Kışın şıra satanla yazan boza satan aynı kişidir.
Birbirine şahitlik eden, iki kişiymiş gibi sanılan, tek kişidir.
Bakarsın, yarayı sararlar.
Bakarsın, bir dosyayı açarlar.
Bakarsın, bir iki örnek gösterirler.
Bakarsın,“kimse mağdur edilmeyecek” derler.
Ve toplum, hayatını borçlu sandığı beyazlara itaat etmeye başlar.
Oysa filin yarası, sopadan kalmıştır.
O yarayı açan el, aynı eldir.
Sadece eldiven değişmiştir.
Bizim siyasi ve hukuk iklimimizin en büyük numarası budur:
Önce korkuyu kurumsallaştırıp, sonra merhameti pazarlamak.
Bir ülkede hukuk, “korkunun yönetim aracı” haline gelirse, o ülkede kimse suçsuz değildir.
Sadece henüz sıra kendisine gelmemiştir.
Bir ülkede adalet, “gündemin parçası” olursa, adalet bitmiş demektir.
Çünkü adalet gündem değil, zemin olmalıdır.
Bir ülkede mahkeme kararı, “toplumsal nabza göre” okunuyorsa, hukuk metin olmaktan çıkar, hava durumu bültenine döner.
Bugün güneşli: Beraat.
Yarın yağmurlu: Tutuklama.
Öbür gün fırtına: Kayyım.
Bir ülkede vatandaş, hak aramayı “risk” görüyorsa, hukuk, vatandaşın kalkanı değil, vatandaşın başındaki Demokles’in kılıcı olmuştur.
Ve en acısı…
İnsanlar adaleti artık “kendileri için” istemez hale gelir.
“Bize dokunmasın” ister.
“Hakkımı ver” demez.
“Beni idare et” der.
İşte filin su yolundan sapması böyle başlar.
Korku, insanı özgür bırakmaz.
Korku, insanı akıllı da yapmaz.
Korku, insanı sadece itaatkâr yapar.
O yüzden memlekette en çok duyduğun cümle şudur:
“Bir şey yazma, başına iş alırsın.”
“Bir şey söyleme, yanlış anlaşılır.”
“Bir yere gitme, fotoğraf çıkar.”
“Birini savunma, seni de yakarlar.”
Bu cümlelerin hepsi, çivili sopanın “terbiye” edilmiş halidir.
Sonra beyazlılar gelir;
“Biz çözeriz” der.
“Biz yaparız” der.
“Biz hallederiz” der.
Toplum da “oh” çeker.
Oysa özgürlük “oh” çekmek değildir.
Özgürlük, “hakkın var” cümlesinin gereğini yaşayabilmektir.
Özgürlük, hukukun kişiye göre eğilip bükülmemesidir.
Özgürlük, korkmadan konuşabilmektir.
Özgürlük, bir gün siyah, bir gün beyaz giyenlere muhtaç kalmamaktır.
Filler aynı suyolunu takip eder, çünkü başka yol bilmez.
İnsanın ise şu farkı olmalı:
Başka yol açabilmek…
Antiparantez;
Kartacalı efsane kumandan Hannibal Barca’nın (Anibal) dediği gibi:
Ya bir yol bulmak ya da yol açmaktır.
Gel gör ki bizde, bu ilçe sınırlarındaki, TÜBİTAK MAM arazisindeki anıt mezarı dahi, halkın ziyaretine yasaklıdır…
…Korkunun çizdiği patikadan çıkabilmek.
Çünkü, korku yaşayan özgür olamaz!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bataklık haritada değil, akılda 02 Mart 2026 Pazartesi
- Ölenin adı değişiyor. Kazanan aynı 01 Mart 2026 Pazar
- Şiiri yaşayıp, acıyı bal eyleyen adam 28 Şubat 2026 Cumartesi
- Acısını yaşayan bizler ve coğrafyamız!... 27 Şubat 2026 Cuma
- Polyak Maden işçileri direniyor... 26 Şubat 2026 Perşembe
- Çaylarrr 25 Şubat 2026 Çarşamba
- Laikliğin yerine konan izin 24 Şubat 2026 Salı
- Dostluk 23 Şubat 2026 Pazartesi
- Savunma saat kaçta başlar?.. 19 Şubat 2026 Perşembe
- 8 Yıl 9 Ay… Bir Diploma Daha 18 Şubat 2026 Çarşamba