ÖRGÜTLÜ YURTTAŞLIĞA İHTİYACIMIZ VAR Korkunun iktidarı, umudun halkı

23 Temmuz 2026 06:47
Bugün Türkiye’nin önündeki temel mesele yalnızca ekonomik kriz değildir. Mesele, yoksulluğun bir kader gibi sunulması; hukuksuzluğun yönetim yöntemi haline getirilmesi; iltimasın, kayırmacılığın ve sadakatin liyakatin yerine geçirilmesidir.

**

Bir iktidar ne zaman halktan korkar?

Sandıktan uzaklaştığında, hukuktan kaçtığında.Gerçeği söyleyen kalemlerden, şiirlerden, şarkılardan, üniversitelerden ve meydanlardan ürktüğünde.

Bugün Türkiye’nin önündeki temel mesele yalnızca ekonomik kriz değildir.

Mesele, yoksulluğun bir kader gibi sunulması; hukuksuzluğun yönetim yöntemi haline getirilmesi; iltimasın, kayırmacılığın ve sadakatin liyakatin yerine geçirilmesidir.

Pazardaki yangın, mutfaktaki boş tencere, gencin yarınsızlığı, emeklinin sessiz çığlığı aynı siyasal düzenin sonuçlarıdır.

Bu düzen, halkın iradesiyle değil, korkunun örgütlenmesiyle ayakta kalmak istemektedir.

Bugün yaşananlar tesadüf değildir. Ekonomik çöküş ile hukuki çürüme aynı ağacın dallarıdır.

Üretmeyen, paylaşmayan, hesap vermeyen bir düzen; varlığını ancak baskıyla sürdürebilir.

Hazinenin kaynakları ayrıcalıklı çevrelere aktarılırken yurttaşa sabır öğütleniyorsa, orada kriz değil, bilinçli bir sınıf tercihi vardır.

Vergi yükü emekçinin omzuna bindirilip servet sahipleri korunuyorsa, yoksulluk doğal değil siyasaldır.

Soruyoruz:

Bir ülkede gazeteci neden tutuklanır?

Şair neden susturulur?

Bilim insanı neden üniversitesinden uzaklaştırılır?

Sanatçı neden hedef gösterilir?

Çünkü baskıcı rejimler, silahlardan önce kelimelerden korkar.

Gerçeğin en tehlikeli yanı, saray duvarlarını aşmasıdır.

Bir kez halka ulaştığında, hiçbir sansür onu bütünüyle durduramaz.

Demokrasi yalnız sandığa oy atmak değildir.

Aynı zamanda, seçilmiş iradenin yargı kararlarıyla kuşatılmadığı, basının özgürce konuşabildiği, yurttaşın korkmadan örgütlenebildiği bir hukuk düzenidir.

Sandığı kabul edip sonucunu tanımamak, demokrasi değildir.

Muhalefeti yarış dışına itmek, millet iradesine karşı işlenmiş siyasal bir suçtur.

Seçmen nezdinde güven kaybeden iktidar, siyasal rekabeti demokratik yollarla sürdürmek yerine bürokrasi ve yargı eliyle muhalefeti kuşatmaya yönelmektedir.

CHP’nin toplumsal muhalefetin odağı haline gelmesi, halkın değişim arzusunun büyümesi ve seçmen tercihlerinde güçlenmesi, iktidarın korkusunu artırmaktadır.

Bu nedenle amaç yalnızca bir partiye saldırmak değildir.

Amaç, halkın iktidar seçeneğini zayıflatmak; iç çatışmaları büyütmek; umudu bölmek; değişim iradesini dağıtmaktır.

Muhalefetin sorumluluğu da büyüktür.

Kendi içindeki kişisel hesaplara, hizip kavgalarına ve makam savaşlarına teslim olanlar, baskıcı iktidarın işini kolaylaştırır.

Birlik, suskunluk değildir; ilke etrafında kenetlenmektir.

Eleştiri, bölücülük değildir; yanlışın üzerine yürümektir.

Parti içi demokrasi, iktidar mücadelesinin ahlaki temelidir.

Hukuk, iktidarın sopası değildir.

Yargı, siyasal operasyonların karargahı değildir.

Bürokrasi, parti memurluğu değildir.

Devlet, iktidar partisinin özel mülkü hiç değildir.

Cumhuriyet, yurttaşın eşitliği demektir.

Sosyal demokrasi, yalnızca seçim zamanı kullanılan güzel sözler değil; emeğin hakkı, adaletli bölüşüm, bağımsız yargı, özgür basın, laiklik, kamuculuk ve halk egemenliğidir.

Bu değerler, duvarlara asılacak süslü cümleler değil, iktidar programıdır.

Başarı, sağa benzeyerek değil, solu büyüterek gelir.

Başarı, sermayenin alkışını arayarak değil, emeğin sesini duyarak gelir.

Başarı, koltuk hesaplarıyla değil, halkın ekmeğini, özgürlüğünü ve onurunu savunarak gelir.

Halkın ihtiyacı yeni kurtarıcılar değil, örgütlü yurttaşlıktır.

İşçinin, çiftçinin, gencin, kadının, emeklinin ve işsizin ortak sözü kurulmadan kalıcı değişim yaratılamaz.

Çünkü düzeni değiştirecek güç, tepeden verilecek lütufta değil, aşağıdan yükselen dayanışmadadır.

CHP’nin önündeki görev açıktır:

Cumhuriyetin tarihsel kazanımlarını sosyal demokrasinin evrensel ilkeleriyle birleştirmek; emek eksenli, halkçı, laik ve cesur bir siyaset kurmak.

Sarayın diline değil, sokağın gerçeğine kulak vermek.

Bu dayanışma büyüdüğünde, korku dağılır; adalet yeniden konuşur, cumhuriyet yeniden halkın olur ve gelecek özgürce, eşitçe, kardeşçe yeniden kurulabilir.

Çünkü karanlık, en çok şafaktan önce koyulaşır.

Ve hiçbir iktidar, halkın uyanışından daha güçlü değildir.

Korku saraylarda büyür.

Umut ise meydanlarda.

Tarihi de sonunda korkanlar değil, direnenler yazar.. .

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X