CUMHURİYET YURTTAŞ, TEK ADAM APARAT İSTER Kumpasın Kasası, Rejimin Aynası

21 Mayıs 2026 04:01
Devlet, hukuku kaybedince geriye dedikodu; basın, namusunu kaybedince geriye haber değil infaz, siyaset ahlakını kaybedince geriye dava değil ganimet kalır. Ve iktidar, kendi yarattığı insan tipinin altında kalır.

**

Ülkemizde gerçekler önce kirletilir, sonra da o kirli suyun başına birkaç adam dikilir.

Biri, “bakın! su bulanık!” diye bağırırken diğeri "demek ki balık hırsız!” der. Üçüncüsü de" tutuklayın! " diye hüküm verir.

Türkiye’nin siyasal laboratuvarında yeni bir insan tipi üretildi.

Ne işçidir, ne aydın. Ne gazetecidir, ne hukukçu. Ne düşünür, ne araştırır.

Onun mesleği, mesleksizliktir, âmâ sermayesi çamurdur, yeteneği ise iftiradır.

Devletle ilişkisi yurttaşlık değil, kullanım sözleşmesidir.

Bu tipler ekrana çıkar, gözlerini büyütür, sesini yükseltir, dosya varmış gibi sallar, belgeler görmüş gibi konuşur.

Bir mahkeme kararı beklemez; savcı, hâkim, infaz memuru ve cellat cübbesini aynı anda giyer.

Bir de bu tiplere “yorumcu” diyorlar.

Eskiden tetikçinin belinde tabanca olurdu, şimdi masasında mikrofon var.

Eskiden pusuda beklerdi, şimdi prime-time’da oturuyor.

Eskiden kurşun sıkardı, şimdi cümle sıkıyor.

Hedefleri üstlendikleri görev sebebiyle muhalifler, gazeteciler, belediye başkanları, öğrenciler, sanatçılar, avukatlar, akademisyenler…

Kurşun değişti, âmâ suç değişmedi.

Haftalardır bir iddia dolaştırılıyor:

Gökhan Böcek CHP’ye 1 milyon dolar gönderdi.”

İddia nedir?

Kanıtlanmamış sözdür.

Söz nedir?

Kimin ağzından çıktığına göre ya tanıklıktır ya da operasyon.

Bir hukuk devletinde iddia savcının önüne gider, delille tartılır, mahkemede sınanır.

Bizde önce televizyona düşer, sonra sosyal medyada çoğalır, ardından yandaş manşette hükme dönüşür.

En sonunda yurttaşa “inan” denir.

İnan!

Çünkü düşünürsen sorun çıkar, sorarsan terörist olur, delil istersen darbeci sayılır, şüphe duyarsan vatan hainliği sınavından kalırsın.

Sonra hiç kimsenin beklemediği ilginç birşey oldu.

Ne mi oldu?

Aynı düzenin bağıran adamlarından birinin hesabında milyonluk para hareketleri konuşulmaya başlanır.

Yasadışı bahis soruşturması denir. Kara para aklama denir. Çete denir. Kasa hesap denir.

O da çıkar, “borçtu, alacaktı, yanlış anlaşılmaydı” der.

Elbette hukukta masumiyet karinesi vardır.

Olmalıdır.

Herkes için olmalıdır.

Ama sorun da tam buradadır: Bu ülkede masumiyet karinesi yalnız iktidarın sofrasında oturanlara mı ayrılmıştır?

Muhalif için sabah baskını, yandaş için “yanlış anlaşılma” mı vardır?

Öğrenciye kelepçe, yorumcuya mikrofon mu vardır?

Belediye başkanına tutuklama, ekran tetikçisine açıklama hakkı mı vardır?

Sorulması gereken soru ise, bu adamlar bireysel sapma mıdır, yoksa siyasal üretim midir?

Yanıt açıktır, bu insan tipi tesadüfen çıkmadı, beslendi, büyütüldü, ödüllendirildi.

Bu insan tipi, hukukun zayıflatıldığı, basının kirletildiği, yargının siyasallaştırıldığı, ahlakın “bizden misin?” sorusuna indirildiği bir dönemin mamulüdür.

Bir rejim, yalnızca kanunlarıyla değil, insanlarıyla da tanınır.

Cumhuriyet yurttaş ister.

Tek adam düzeni aparat ister.

Cumhuriyet soru soran insan yetiştirir.

Bu düzen hedef gösteren insan yetiştirir.

Cumhuriyet onurlu yoksulu ayakta tutmaya çalışır.

Bu düzen ahlaksız zengini aklamaya çalışır.

Cumhuriyet gazeteci ister.

Bu düzen tetikçi ister.

Yeni insan profili hiç üretmeden zenginleşen, hiç utanmadan konuşan, hiç bilmeden hüküm veren, hiç bedel ödemeden vatanseverlik satan, hiç çalışmadan “kanaat önderi” yapılan ve gerektiğinde kendi efendilerinin bile başına bela olandır.

Yıllarca muhalefete “kasa” dediler.

Yıllarca belediyelere “örgüt” dediler.

Yıllarca gazetecilere “ajan” dediler.

Yıllarca öğrencilerden “dış güç” çıkardılar.

Ama gün geldi, kendi megafonlarının kablosundan para trafiği aktığı iddia edildi.

İroni budur, trajedi de budur.

Devlet, hukuku kaybedince geriye dedikodu; basın, namusunu kaybedince geriye haber değil infaz, siyaset ahlakını kaybedince geriye dava değil ganimet kalır.

Ve iktidar, kendi yarattığı insan tipinin altında kalır.

Bugün mesele yalnız bir kişinin gözaltına alınması değildir.

Mesele, bir dönemin karakter fotoğrafıdır.

O fotoğrafta ne görüyoruz?

Bir yanda milyonluk iddialar, bir yanda bağıran ekran yüzleri.

Bir yanda “itiraf” diye pazarlanan belirsiz ifadeler, diğer yanda “iftira” diye yapılan suç duyuruları.

Bir yanda hukukun yerini alan propaganda, bir yanda propagandanın içinden çıkan para kokusu.

Bu ülkenin sorunu yalnız yolsuzluk değildir.

Yolsuzluğa şaşırmayan toplumdur.

Bu ülkenin sorunu yalnız yalan değildir.

Yalanı meslek edinmişlerin itibarlı sayılmasıdır.

Bu ülkenin sorunu yalnız iktidar değildir.

İktidarın imal ettiği ahlaki çürümedir.

Bir memlekette tetikçiler gazeteci, iftiralar haber, dosyalar sopa, soruşturmalar siyasi mühendislik, para hareketleri “yanlış anlaşılma” sayılıyorsa; orada mesele kişi meselesi olmaktan çıkar.

Rejim meselesi olur.

Çünkü rejimler bazen anayasada değil, insanların yüzünde okunur.

Kimin yüzünde?

Her dönem güçlüye yanaşanların yüzünde.

Her operasyonda ilk taşı atanların yüzünde.

Her kumpasta “ben demiştim” diye sıraya girenlerin yüzünde.

Her para kokusunda “borçtu” diyenlerin yüzünde.

Ve en çok da gerçeği öldürüp cenazesinde konuşma yapanların yüzünde…

Bugün bize düşen, bağıranlara değil belgelere bakmaktır.

İftiraya değil delile bakmaktır.

Tetikçiye değil hukuka bakmaktır.

Çünkü hukuk herkes için yoksa hiç kimse için yoktur.

Ve bir ülkede adalet, yalnız muhaliflere sert; yandaşlara şefkatli davranıyorsa, onun adı adalet değildir.

Onun adı düzendir.

Düzenin adı da bellidir:

Çamurun iktidarı!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X