Peki kahraman yanlış çıkarsa? Kurtarıcı Bekleyenler Cumhuriyeti
**
Bir toplum, kurumlarına güvenini yitirdiğinde önce öfkelenir, sonra umutsuzlaşır, en sonunda “iyi adam” aramaya başlar.
O iyi adam dürüst olacaktır, cesur olacaktır, vicdanlı olacaktır; elini uzattığında yoksulluk bitecek, konuştuğunda enflasyon korkacak, meydana çıktığında adalet kendiliğinden saraylardan kaçıp halka dönecektir.
Ne güzel masal!..
Ama Devlet masalla, siyaset alkışla, dayanışma da kişisel şöhretle yönetilmez.
Haluk Levent ve AHBAP hakkında ileri sürülen iddiaların doğruluğunu elbette bağımsız yargı belirleyecektir.
Soruşturma, hüküm değildir. Gözaltı, mahkûmiyet değildir.
Masumiyet karinesi, sevdiğimiz kişiler için de sevmediklerimiz için de hukukun namusudur.
Fakat ortada büyük bir sorun vardır:
Toplumun, denetlenemeyen kurumlar yerine denetlenemeyen kahramanlara sığınması.
Kızılay’a güvenmeyip bir sanatçıya sınırsız güvenmek, aslında güvensizlikten kurtulmak değildir. Yalnızca güvensizliğin adresini değiştirmektir.
Biz, yıllardır kurtarıcı bekliyoruz. Biri gelsin ekonomiyi düzeltsin.
Biri gelsin hukuku ayağa kaldırsın.
Biri gelsin işsizliği bitirsin.
Biri gelsin ülkeyi karanlıktan çıkarsın.
Vatandaş düşünmesin, örgütlenmesin, denetlemesin; yalnızca doğru kahramanı seçsin!
Peki kahraman yanlış çıkarsa?
O zaman yenisini buluruz.
İşte siyasal tembelliğin en büyük döngüsüdür. Bu alışkanlık yalnız yardım kurumlarında görülmez.
Partiler de program yerine yüz, kadro yerine afiş, örgüt yerine lider sesi pazarlamaya başladığında siyaset yurttaşın ortak işi olmaktan çıkar, taraftarlık müsabakasına dönüşür.
Her başarının sahibi tek kişi, her yenilginin suçlusu görünmez düşman olur.
Lider yanılmaz, danışmanlar susar, üyeler alkışlar.
Sonra bir sabah, büyük diye büyütülen gölgenin aslında küçücük bir bedenin duvara yansımasından ibaret olduğu anlaşılır.
Oysa yurttaşlık, beş yılda bir sandığa gidip gerisini kurtarıcıya bırakmak değildir.
Verginin nereye harcandığını sormaktır.
Partide adayların nasıl belirlendiğini sorgulamaktır.
Derneğin hesabını istemektir. Belediye meclisini izlemektir.
Basının özgürlüğünü savunmaktır.
Yargının tarafsızlığını yalnız kendi dostu yargılanırken değil, rakibi yargılanırken de talep etmektir.
Çünkü hukuk, kişinin kimliğine göre eğilip bükülüyorsa orada adalet değil, nöbetleşe intikam vardır.
Demokrasi, iyi insanlara duyulan güven değil, kötü ihtimallere karşı kurulmuş denetim düzenidir.
Hukuk devleti, yöneticinin ahlakına değil, yetkisinin sınırına dayanır.
Kurum, başındaki kişinin erdemli olduğu varsayımıyla değil, erdemsiz olsa bile zarar veremeyeceği kurallarla yaşar.
Bir dernek bağış topluyorsa şeffaf bilanço gerekir.
Bir parti ülkeyi yönetmeye talipse iç demokrasi gerekir.
Bir belediye harcama yapıyorsa açık ihale gerekir.
Bir hükümet karar alıyorsa Meclis denetimi gerekir.
Bir yargıç hüküm kuruyorsa gerekçe gerekir.
Bir lider konuşuyorsa karşısında soru sorabilecek özgür basın gerekir.
Çünkü denetlenmeyen iyilik zamanla ayrıcalığa, ayrıcalık dokunulmazlığa, dokunulmazlık da çürümeye dönüşebilir.
Kahraman kültü, yurttaşı seyirci yapar. Seyirci alkışlar, kızar, ağlar; ama yönetmez.
Oysa cumhuriyet, seyirciler topluluğu değil, sorumluluk sahibi yurttaşlar düzenidir.
Bize gereken, gökten inecek bir kurtarıcı değil; yerde yan yana duracak yurttaşlardır.
Birbirini denetleyen, birbirinden öğrenen, yetkiyi kutsamayan, soruyu suç saymayan yurttaşlar…
Çünkü hesap sormayan toplum sonunda hesap verir.
Suskun kalan örgüt, lidere dönüşür; lidere teslim olan örgüt ise bir gün tabelaya.
Cumhuriyet, omuzlarda taşınan adamların değil, omuz omuza veren insanların eseridir.
Gerçek güç, tek elde toplanan değil, toplum içinde paylaşılan güçtür. Ve ancak böyle yaşar, kalıcılaşır.
Ülkeyi kurtaracak sihirli el yoktur.
Enflasyon nutuktan ürkmez.
İşsizlik, sloganla kaçmaz.
Yoksulluk lider fotoğrafı görünce utanıp saklanmaz.
Bunlarla ancak plan, üretim, hukuk, bilim, örgütlü toplum hesap verebilir ve hesap verebilir yönetim mücadele eder.
Kurtarıcı aramayalım, kural arayalım.
Mucize beklemeyelim, denetim isteyelim.
Bir kişiye değil, ilkeye bağlanalım.
Çünkü kişiler düşer, yıldızlar söner, alkış diner ama sağlam kurumlar kalır.
Ve bir ülkeyi kahramanlar değil uyanık yurttaşlar kurtarır
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- 30 Ağustos: Zaferin tapusu 30 Ağustos 2026 Pazar
- Kömür karası, adaletin aynası 29 Ağustos 2026 Cumartesi
- Efsaneler de takvime yenilir 26 Ağustos 2026 Çarşamba
- Paşa paşa yatmak boyun eğmemektir 25 Ağustos 2026 Salı
- Hukukun sustuğu yerde barış mı dediniz 07 Ağustos 2026 Cuma
- Yanlışın alkışçıları 31 Temmuz 2026 Cuma
- Yeni Parti: Bir Programın Anatomisi - 2 28 Temmuz 2026 Salı
- Bir Programın Anatomisi - 1 27 Temmuz 2026 Pazartesi
- Korkunun iktidarı, umudun halkı 23 Temmuz 2026 Perşembe
- Petrol aktı, fatura halka kaldı 17 Temmuz 2026 Cuma