“ADALET YÜRÜYÜŞÜ” PİKNİK Mİ İDİ? Kurultay SABAH’ı!..
***
Parti kurultayı var.
Partinin “kader” dediği gün.
Memleketin “vaziyet” dediği gün.
Ve o gün…
Kalkıp Sabah’a konuşuyorsun.
Hani şu “gazete” diye satılan…
Ama manşeti, sayfa düzeni, dili, hedefi…
Doğrudan iktidar broşürü olan şeye...
Kurultay günü.
Sabah’a.
Zamanlama gibi zamanlama.
Sanki parti içi tartışma değil de, sarayda nöbet değişimi var.
Sanki delegeler değil de, talimat bekleyen memurlar var.
Bir de üstüne…
İBB’nin yöneticileri “kumpas” tartışmalarıyla içerdeyken, hakkında bin yıl istenen iddianameler havada uçuşurken,
“hesap verilsin” tonuna abanıyorsun.
Ne hesabı?
Kim soruyor hesabı?
Kim soracak?
Türkiye’de bağımsız yargı varmış gibi…
Adil yargılama varmış gibi…
Sanki 2017’de “Adalet Yürüyüşü” bir piknikti de şimdi “ya aslında adalet varmış” diye geri sarıyoruz.
Hayırdır Kemal Bey?
Adalet yürüyüşü yaptın diye mi unutturdular sana adaleti?
Yıllarca kiminle yürüdün?
Kime yürüdün?
Ne için yürüdün?
Sonra dönüp… o yürüyüşün ters istikametine demeç vermek…
İnsanın aklına tek bir soru geliyor:
Bu memlekette “hafıza” mı kayıp…
yoksa “irade” mi?
Daha da acısı şu:
Yıllarca yardımcılığını yapmış insanlara, grup başkanlığını emanet ettiğin kadrolara, “evladım” dediğin belediye başkanlarına…
Bu sert, bu keskin, bu kindar karşıtlık…
Bu ne?
Siyasi tavır mı?
Kırgınlık mı?
İntikam mı?
Yoksa “benim kurduğum düzeni benden başkası yönetemez” hissiyatı mı?
Kurultay sabahı, iktidar diliyle konuşmak…
Parti içinde tartışma yürütmek değil bu.
Bu, partiyi iktidarın diline tercüme etmek.
En tehlikelisi de burada.
Çünkü iktidar dili bulaşıcıdır.
Bir kere ağzına aldı mı…
“Eleştiri” diye başlarsın, “ihbar” diye devam edersin.
“Partiyi kurtarayım” dersin, partiyi parti olmaktan çıkarırsın.
Kaldı ki…
İktidarın en sevdiği şey nedir?
Muhalefetin kendi içinde birbirini yemesi.
Muhalefetin kendi evlatlarını “hesaba çekmesi.”
Muhalefetin kendi yarasını, iktidara “malzeme” diye sunması.
Hani derler ya…
“Düşmanın yapamadığını, dost yapar.”
İşte o.
Kurultay günü, Sabah’a demeç vererek, partilileri iktidar üslubuyla hizaya çağırarak, yargı düzeni yokken varmış gibi konuşarak…
Sen istemesen de şu mesaj çıkıyor:
“Ben konuşursam, saray memnun olur.”
Olmasın be Kemal Bey.
Olmasın.
Bu ülkenin muhalefeti, iktidarı memnun etmek için var olmadı.
Bu ülkenin muhalefeti, iktidarın dilini ödünç almak için var olmadı.
Bu ülkenin muhalefeti, kendi kadrolarını iktidarın sopasına doğru itmek için var olmadı.
O yüzden…
Herkesin bir emeklilik vakti vardır.
Siyasette de.
İnsanın “bırakma” erdemi vardır.
Koltuk değil bu.
Hayat memuriyeti değil.
Ve bazen…
En büyük hizmet, konuşmamak olur.
Kemal Bey…
Lütfen artık emekli ol.
Gerçekten.
Lütfen.
Partiye de…
Memlekete de…
İyilik olsun.
Foto: Adalet yürüyüşü, Bolu güzergahında. (Temmuz 2017/Gebze Emek arşivinden)
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Unutmadık unutturmayız 24 Ocak 2026 Cumartesi
- Aynı çağ, iki adam, iki ekim devrimi 23 Ocak 2026 Cuma
- Delikanlılık filtreyle ölçülmez!.. 22 Ocak 2026 Perşembe
- Suriye'de neler oluyor 21 Ocak 2026 Çarşamba
- Hrant, güvercinin kalbi 20 Ocak 2026 Salı
- İran!.. 19 Ocak 2026 Pazartesi
- Silivri'nin dili, şüphe!.. 17 Ocak 2026 Cumartesi
- İmamoğlu ve Diploma Davası!.. 16 Ocak 2026 Cuma
- Adalet ölürse!.. 15 Ocak 2026 Perşembe
- Korku düzeni: Filler ve insanlar! 14 Ocak 2026 Çarşamba