KİMİN ALNINDAKİ, KARA SORUMLULUK! Madenin üstündeki düzen!..

05 Aralık 2025 06:01
Eğer denetim, işletmenin rutiniyle uyumlu, işletmeyi rahatsız etmeyen bir ritüele dönüşmüşse; adı denetimdir, ama sonucu önleme değildir.

**

Soruyu Orhan Veli’den alalım: “Yüz karası değil, kömür karası…”

Peki, yüz karası değilse, bu karanın hesabı niye sorulmuyor?

Madencinin alnındaki kara emekse; kimin alnındaki kara sorumluluk?

Kaza” mı, “düzen” mi?

Madende ölüm olduğunda ilk cümle hep aynı: “Kaza.”

Kaza nedir?

Öngörülemeyen, önlenemeyen, tesadüfi olan…

Peki, madencilikteki riskler öngörülemez mi?

Mesela,metan gazı öngörülemez mi?

Tahkimatın zayıflığı, havalandırma, bakım-onarım, işletme disiplini, vardiya baskısı öngörülemez mi?

Öngörülebiliyorsa adı “kaza” değil; ihmaldir.

İhmal varsa mesele kişisel değil; kurumsaldır.

Kurumsalsa artık bir “olay” değil; düzendir.

Üretim mi, güvenlik mi?

Her maden sahasının görünmez bir tartı terazisi vardır:

Bir kefesinde “üretim”, diğer kefesinde “güvenlik.”

Terazi hangi tarafa düşer?

Eğer işçinin hayatı “maliyet” kalemine yazılmışsa, güvenlik kendiliğinden “gider” olur.

Giderin kaderi bellidir: Önce ertelenir, sonra kısılır, sonra unutulur.

Bunu konuşmadan “neden oldu” sorusuna cevap veremezsiniz.

 

Çünkü cevap yerin altında değil; yerin üstündeki kararlardadır.

Taşeronluk ne işe yarar?

Taşeronluk yalnızca bir istihdam modeli değildir.

Bu ülkede çoğu zaman bir sorumluluk modeli olarak çalışır.

Bir işte çok sayıda şirket, alt şirket, alt-alt şirket varsa ne olur?

Sorumluluk bölünür.

Bölününce ne olur?

Hesap zorlaşır.

Zorlaşınca ne olur?

Hesap hiç olmaz.

Zincir uzadıkça suç küçülür.

İmzalar çoğaldıkça sorumluluk buharlaşır.

İşte bu nedenle taşeronluk, bazı sektörlerde bir “ekonomik tercih” olmanın ötesinde, hesap vermeme mimarisine dönüşür.

Denetim var mı?

Var.”

Peki denetim ne demek?

Gidip bakmak” mı?

Kâğıdı imzalamak” mı?

Eğitim kaydı tutmak” mı?

Denetimin iki türü vardır:

Görünür denetim: Evrak, prosedür, klasör, imza.

Gerçek denetim: Üretimi durdurabilecek güç, yaptırım, bağımsızlık, süreklilik.

Eğer denetim, işletmenin rutiniyle uyumlu, işletmeyi rahatsız etmeyen bir ritüele dönüşmüşse; adı denetimdir, ama sonucu önleme değildir.

O zaman denetim neye yarar?

 

Kazadan sonra “bakın denetlemiştik” demeye yarar.

Yani işçiyi değil; sistemi korur.

Siyaset ne der?

Siyaset kazadan sonra konuşmayı sever.

Kaza olmadan önce susmayı sever.

Bir felaket olduğunda devlet dili üç cümle kurar:

Başımız sağ olsun.”

Soruşturma açıldı.”

“Bir daha yaşanmayacak.”

Peki, bu cümleleri duymadan önce, yerin üstünde hangi cümleler kurulmuştu?

Ton hedefi.”

Verimlilik.”

Rekabet.”

Maliyet.”

Kaza sonrası dil, çoğu zaman kaza öncesi kararların üstüne örtüdür.

Örtü kalın olursa, gerçek görünmez olur.

Gerçek görünmez olursa, aynı şey tekrar eder.

“Kader” kimleri korur?

Kader” kelimesi, bir açıklama değildir; bir kalkan işlevi görür.

Kader denince;

İhmalin adı değişir.

Sorumluluğun adresi silinir.

Hesap sorulabilirlik zayıflar.

Madencinin ailesi evinde yas tutarken, “kader” kelimesi bazılarına konfor sağlar:

Kimse görev ihmalinden konuşmasın, kimse sistemden konuşmasın, kimse zinciri sorgulamasın…

 

Ama Orhan Veli bize başka bir şey söylüyor:

Bu memlekette ekmek parası “böyle” kazanılıyorsa; bunu “kader” diye normalleştirmek, düzeni kutsamak demektir.

Kim kazanıyor, kim ödüyor?

Madencilikte bedeli kim ödüyor?

Madenci ödüyor.

Ailesi ödüyor.

Kentin yoksulu ödüyor.

Peki, kazancı kim alıyor?

Bu soruyu sormadan “çözüm” konuşulmaz.

Çünkü çözüm, “taziye protokolü” değil; çıkar düzeninin değiştirilmesidir.

Çözüm nerede başlar?

Çözüm, cenazede başlamaz.

Çözüm, işçinin sağ çıktığı vardiyada başlar.

Üretimi durdurma kültürü gerçek olacak.

Denetim kâğıttan çıkacak, sahaya inecek.

Sorumluluk zinciri “kimseye ait değil” olmaktan çıkarılacak.

İhmalin bedeli caydırıcı olacak.

İşçi “maliyet” değil, “insan” olarak görülecek.

Son söz: Derenin rengi

Orhan Veli “Siyah akar Zonguldak’ın deresi” diyor.

O dere bazen kömürden siyah akar, doğru.

Ama bir ülkenin deresi siyah akıyorsa ve bu siyahlık yıllardır değişmiyorsa; artık mesele kömür değildir.

Mesele şudur?

Madencinin alnındaki kara, “yüz karası değil, kömür karası”dır.

Ama sistemin alnındaki kara, hesap vermemenin karasıdır.

Ve o kara, suyla çıkmaz.

Ancak  a d a l e t l e  çıkar!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X