PAYLAŞMA, HAYATIN İÇTÜZÜĞÜDÜR Mahalleden arkadaşlar

10 Şubat 2026 04:10
Bayramda kapı çalınır, şekerin kıymetinden önce, o kapının çalınabilmesi kıymetlidir. Bugün herkesin kapısı var ama, çoğunun kapısı çalınmıyor.

**

Mahalle, bir yer adı değil; insanın içine kazınan bir ses tonu.

Sonra büyüyorsun…

Hayat sana “hedef” diye paketlenmiş şeyler uzatıyor: daha iyi iş, daha iyi semt, daha iyi çevre.

Daha iyi telefon, daha iyi araba, daha iyi koltuk…

Daha” diye diye yürüyorsun.

Yürürken de fark etmiyorsun: Aslında bir şeylerden uzaklaşıyorsun.

En çok da “insandan”.

Çünkü hayatın en büyük kandırmacası şudur:

İmkân sandığın şeylerin çoğu eşya; “imkân” dediğin şeyin aslı ise insandır.

Seninle aynı sokakta büyüyen, aynı bakkaldan veresiye yazdıran, aynı topun peşinden terleyip aynı kaldırımda dizini yaran çocuklar…

Mahalleden arkadaşlar…

Parayla satılmaz.

Zaten, satılsa da o parayı bulamazdın.

Çünkü bu piyasanın kuru yok.

Bunun borsası yok.

Bunun faizi yok.

Bunun enflasyonu yok.

Bunun adı: hatır.

Bak, bugünün dünyasında herkes “network” diyor ya…

Hani bir yerlerde tanıdık, bir yerlerde numara, bir yerlerde “iş olur” hesabı…

Mahalle arkadaşlığı “network” değildir.

Mahalle arkadaşlığı omuzdur.

Düştüğündegeçmiş olsunyazıp emoji atan değil

Gerçekten kalkana kadar yanında duran.

Mahalle arkadaşlığı büyük cümle sevmez.

Canım kardeşim, sana şunu söylemek isterim…” falan diye başlamaz.

Kapının önünde başlar: “N’aber?”

Bazen, bir çayla devam eder.

Bazen, bir sigara.

Bazen, suskunluk.

Ama, o suskunluk bile “yalnız değilsin” der.

Çünkü, mahallede cümle değil, varlık kıymetlidir.

Hastayken “Bir şey lazım mı?” diye soran çoktur.

Mahalleli sormaz bazen…

Kapıya poşeti bırakır.

İçinde çorba vardır.

Bir de üstüne kapak gibi bir not: “İç, iyi gelir.”

Ne nutuk vardır, ne gösteri.

Çünkü mahallede yardım, kameraya oynamaz.

Mahallede iyilik, “belli etme” diye örtülür.

Asıl zenginlik de budur zaten.

Araba bozulur…

İki kişi iter.

Üçüncüsü akü kablosu getirir.

Dördüncüsü “tamam tamam ben biliyorum” diye ustayı arar.

Sonra dağılırlar.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Çünkü mesele kahramanlık değil.

Mesele şu: Biz buradayız.

Paylaşma dediğin şey de romantik bir slogan değildir.

Mahallede paylaşma, hayatın içtüzüğüdür.

Bir tabak yemek gider komşuya…

Yanında tarifi değil, niyeti gider: “Sen de varsın.”

Top kaçınca camdan bağırıp kavga çıkarmazsın.

Topu geri atarsın, bir gülümseme de eklersin.

Bayramda kapı çalınır, şekerin kıymetinden önce, o kapının çalınabilmesi kıymetlidir.

Bugün herkesin kapısı var ama, çoğunun kapısı çalınmıyor.

Şimdi gelelim asıl meseleye…

İnsan bir noktada anlıyor:

Telefon seni sarmaz.

Koltuk hatırını sormaz.

Tatil “yanındayım” demez.

Eşya, en fazla “konfor” verir.

Ama hayatı taşıyan şey konfor değil, dostluktur.

Dost dediğin sen anlatınca seni düzeltmeye kalkmayan,

Öğüt değil dinleme veren,

Hata yaptığında “ben demiştim” diye üstüne basmayan,

Sadece “tamam, buradayım” diyen insandır.

Çünkü, bazı günler çözüm istemezsin.

Bazı günler tek ihtiyacın şudur:

Birinin yanında durması.

Mahalle sevgisi gösterişli değildir.

Story atılmaz.

Altına hashtag konmaz.

Ama gecenin bir vakti lambası yanan ev gibidir…

Uzaktan bakınca bile dersin ki: “Burada hayat var.”

Kırılırsın.

Küsersin gibi olur.

Sonra bir gün karşılaşırsın.

Bir bakış…

Bir “Hadi gel”...

Biter.

Çünkü mahallede sevgi, inatla değil…

ısrarla sürer.

Belki de büyümek…

Uzağa gitmek değil.

Yakınını yeniden görmek.

Hayat bize sürekli “başka yerde” aratıyor ya huzuru…

Yeni çevre, yeni insan, yeni başlangıç…

Oysa bazen huzur, eski bir selamın içindeki sıcaklıktır.

Bazen huzur, aynı sokaktan geçen iki insanın “göz ucuyla bile olsa” birbirini kollamasıdır.

İstediğimiz her şey yanıbaşımızdaymış meğer.

Mahalleden arkadaşlar… parayla satılmaz.

İyi ki satılmaz.

Çünkü satılsa bile…

Alamazdık zaten.

Onların değeri para birimiyle ölçülmez.

Onların değeri…

Bir gün düşerken seni tutan elin sıcaklığıyla ölçülür.

Ve insan…

En çok o sıcaklıkla zengin olur!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X