MESELELERİ KARİYER DEĞİLDİ Mahir gibi olmak

10 Mart 2026 04:25
68 kuşağı romantik bir kuşak değildi aslında. Romantik anlatıldı. Ama gerçek daha sertti. O gençler hata yaptı mı? Yaptı. Yanıldı mı? Yanıldı. Ama bir konuda samimiydiler. Korkmuyorlardı.

**

Bir zamanlar bu memlekette genç olmak, yalnızca üniversiteye gitmek değildi.

Genç olmak;

Bazen darağacına yürümek, bir bildiriyi cebinde taşımak, bir kitap yüzünden “tehlikeli” sayılmaktı.

Ve bazen de Mahir gibi ;

Memleketin buğdayından kurşun yapsalar, onu kendime sıkarım, emperyalizme teslim etmem” diyebilecek kadar inatçı olmaktı.

Mahir, bugünün siyaset jargonunda pek sevilen türden bir genç değildi.

Çünkü o yıllarda devrimcilik, hayatını ortaya koymaktı.

Yıl 1968…

Dünyanın dört bir yanında gençlik ayağa kalkmıştı.

Paris’te barikatlar kuruluyor, Amerika’da Vietnam savaşı protesto ediliyor, Latin Amerika’da Che’nin hayaleti dolaşıyordu.

Ve Türkiye’de…

Üniversitelerde gençler, “Bu memleket, neden hep başkalarının planlarının içinde?” diye soruyordu.

Çünkü mesele yalnızca sağ-sol kavgası yani ideoloji değildi.

Mesele şuydu:

Türkiye gerçekten bağımsız bir ülke miydi?

O dönem üniversiteler sadece ders yapılan yerler değildi.

Amfiler tartışma salonuydu.

Kantinde devrim konuşulurdu.

Yurt odalarında kitaplar elden ele dolaşırdı.

Gençler emperyalizm kelimesini ezberden değil yaşayarak öğreniyordu.

Çünkü ülkede Amerikan üsleri vardı.

Çünkü NATO siyaseti vardı.

Çünkü dış borç vardı.

Çünkü ekonomik bağımlılık vardı.

Gençler buna itiraz etti.

Ve devlet bu itirazı “düşünce” olarak değil, tehdit olarak gördü.

Mahir Çayan işte o dönemin genciydi.

Kısa bir ömrü oldu.

Bazı insanlar uzun yaşamaz ama yoğun yaşar.

Mahkeme salonunda söyledikleri hâlâ anlatılır:

Bu mahkeme beni yargılayamaz.”

Niye?

Çünkü ona göre o mahkeme halkı değil, emperyalizmin yerli temsilcilerini temsil ediyordu.

Bugün böyle bir cümle kursanız ne olur?

Muhtemelen sosyal medyada “radikal” diye etiketlenirsiniz.

Ama o günlerde böyle cümle kurmak, idam sehpasına bir adım daha yaklaşmak demekti.

68 kuşağı romantik bir kuşak değildi aslında.

Romantik anlatıldı.

Ama gerçek daha sertti.

O gençler hata yaptı mı?

Yaptı.

Yanıldı mı?

Yanıldı.

Ama bir konuda samimiydiler.

Korkmuyorlardı.

Çünkü onlar için mesele kariyer değildi.

Mesele şuydu:

Bu ülke gerçekten bağımsız olacak mı?”

Bugün bazıları o kuşağın mirasını kullanıyor.

Ama biraz tuhaf bir miras bu.

Mahir Çayan’ın adını ağızlarına alıp geceleri içki masalarında devrim konuşanlar var.

Dayanışma” adıyla toplanan o parayla hayat sürenler de var.

Mahir’in fotoğrafını duvara asıp, hayatını bambaşka yaşayanlar da var.

İşte insan burada ister istemez soruyor:

Gerçek devrimci kim?

Hayatını ortaya koyan mı?

Yoksa devrimciliği kartvizit gibi taşıyan mı?

68 kuşağının en büyük mirası ideoloji ya da silah da değildi.

En büyük mirası şuydu:

Bağımsız bir ülke, güzel günlere dair umut ve cesaret...

Bu memlekette bir dönem gençler gerçekten şuna inanıyordu:

Dünya değiştirilebilir.”

Bugün o cümle bazen romantik geliyor.

Ama düşünün…

Bir ülkenin gençleri artık hiçbir şeyi değiştiremeyeceğine inanıyorsa asıl tehlike orada başlıyor.

Mahir öldüğünde 26 yaşındaydı.

Bugün o yaşta insanlar kariyer planı yapıyor.

O ise tarihin içine yürüdü.

İnsan ister istemez düşünüyor.

Bu memlekette bazı insanlar yaşamlarıyla değil, ölümleriyle büyür.

Ve bazı sözler vardır.

Aradan yarım asır geçer, ama hâlâ kulağımızda çınlar.

Memleketin buğdayından kurşun yapsalar, onu kendime sıkarım, emperyalizme teslim etmem. ”...

Belki de mesele o kurşun değildi.

Mesele şuydu.

Bir avuç genç, dünyanın en büyük güçlerine karşı korkmadan şunu söylemişti:

“Biz teslim olmayacağız!”..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X