SELAM OLSUN ÖNCE HALK DİYENLERE NATO’dan utanmayın, halkımızdan utanın!..

01 Temmuz 2026 04:14
Türkiye, Kurtuluş Savaşı’nı emperyalizme karşı verdi. Bu ülkenin kurucu hafızasında manda yoktur; boyun eğme yoktur; “büyük devletlerin gölgesinde küçük hesaplarla yaşama” yoktur.

**

Bir ülkede yollar, devlet büyükleri geçsin diye süsleniyor; ama o yolların kenarında yaşayan insanların sofrası boş kalıyorsa, orada mesele diplomasi değildir.

Bir ülkede zirve salonlarının ışıkları parlatılırken emeklinin, işçinin, öğrencinin, köylünün, öğretmenin yüzü kararıyorsa, orada mesele güvenlik değildir.

Bir ülkede yabancı heyetlerin konvoyu için kentler makyajlanıyor; fakat halkın itiraz hakkı, gazetecinin soru sorma hakkı, gencin yürüme hakkı polis barikatına takılıyorsa, orada mesele “uluslararası itibar” değildir.

Orada mesele, egemenliğin kim için kullanıldığıdır.

NATO, ders kitaplarında “savunma ittifakı” diye anlatılır. Resmî bildirilerde “barış”, “güvenlik”, “demokrasi”, “ortak değerler” sözcükleriyle süslenir.

Ama siyasal tarihin arka odalarına bakınca, bu sözcüklerin arasından başka sesler duyulur: Üsler, anlaşmalar, gizli protokoller, askeri harcamalar, darbeler, kontrgerilla tartışmaları, bağımlılık ilişkileri, silah tekelleri, ihale dosyaları, susturulan aydınlar, yargılanan gençler, fişlenen yurttaşlar…

Soru şudur:

NATO Türkiye’ye mi geldi, yoksa Türkiye uzun yıllar boyunca NATO’nun önüne mi yatırıldı?

Bu soru, sloganla geçiştirilecek bir soru değildir.

Bu soru, tarihin soğuk arşivlerine, Meclis tutanaklarına, mahkeme dosyalarına, diplomatik belgelere, mezar taşlarına ve üniversite kantinlerinde yarım kalmış gençlik düşlerine bakılarak sorulmalıdır.

Türkiye, Kurtuluş Savaşı’nı emperyalizme karşı verdi.

Bu ülkenin kurucu hafızasında manda yoktur; boyun eğme yoktur; “büyük devletlerin gölgesinde küçük hesaplarla yaşama” yoktur.

Anadolu halkı, yoksulluğun içinde ayağa kalktı; işgal kuvvetlerine karşı yalnızca tüfekle değil, onurla direndi.

O nedenle bu ülkenin tarihsel vicdanı, herhangi bir askeri blok karşısında esas ölçüyü şurada arar:

Halkın bağımsızlığı mı korunuyor, yoksa devletin kapıları yeni bağımlılıklara mı açılıyor?

NATO’ya eleştirel bakmak, Türkiye’nin güvenliğini küçümsemek değildir. Tam tersine, güvenliğin kimin güvenliği olduğunu sormaktır.

Sınırların güvenliği mi?

Halkın güvenliği mi?

Yoksa silah şirketlerinin, üs siyasetinin, küresel güç merkezlerinin ve onların yerli ortaklarının güvenliği mi?

Hukuk devleti, devletin her kararını alkışlama rejimi değildir.

Hukuk devleti, yurttaşın devlete soru sorabildiği rejimdir.

Anayasal düzende düşünceyi açıklamak suç değildir.

Toplantı ve gösteri hakkı, iktidarın hoşuna gidenler için değil, iktidarın hoşuna gitmeyenler için vardır.

Basın özgürlğü, tören bülteni yayımlama özgürlüğü değildir; rahatsız edici soruyu sorma özgürlüğüdür.

O halde NATO zirvesi bahanesiyle kentler kuşatma altına alınıyor, gazeteciler dışlanıyor, gençler gözaltına alınıyor, çevreciler “güvenlik riski” diye gösteriliyor, muhalif sesler polis telsizlerinin gürültüsü içinde bastırılıyorsa, burada yalnızca siyasi bir ayıp yoktur; hukuki bir çürüme de vardır.

Çünkü devlet, kendi yurttaşına kuşkuyla bakıp yabancı heyetlere ihtimam gösterdiği gün, egemenlik kavramının içini boşaltır.

Bu ülkede gençlik NATO’ya dün de itiraz etti, bugün de ediyor.

1960’ların anti-emperyalist gençliği, üniversite kapılarında yalnızca bir askeri pakta değil, o paktın Türkiye’ye biçtiği role karşı çıktı.

Tam bağımsız Türkiye” sözü, kuru bir romantizm değildi; bir ekonomik programdı, bir dış politika ahlakıydı, bir hukuk talebiydi.

O gençler, Türkiye’nin üsler ülkesi değil, üreten ve karar veren bağımsız bir Cumhuriyet olmasını istiyordu.

Deniz'lerin, Mahir'lerin, İbrahim'lerin kuşağı NATO’yu tartışırken yalnızca dış politikayı değil, içerdeki sınıfsal düzeni de tartışıyordu.

Söylüyor:

Bu ülke, savaş örgütlerinin ileri karakolu değil; bağımsız, laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti olmalıdır.

Bu ülkenin gençliği, kimsenin piyonu değildir.

Bu halk, kimsenin dekoru değildir.

Bu Cumhuriyet, kimsenin garnizonu değildir.

Selam olsun bağımsızlık fikrini müze eşyası saymayanlara.

Selam olsun hukuku, devletin sopası değil halkın güvencesi bilenlere.

Selam olsun emperyalizme, sömürüye, savaşa ve suskunluğa karşı kalemini, sözünü, yürüyüşünü, vicdanını esirgemeyenlere.

Ve selam olsun, “önce halk” demeyi hala suç değil, yurtseverlik sayanlara!..

Gününüz aydın olsun değerli dostlar...

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X