BUNA HUKUK, BUNA MEŞRUİYET DENMEZ Nefesin kalmasa bile; susma, haykır

03 Temmuz 2026 05:39
Eğilmek, seçilmiş iradeye vurulan darbeyi kabullenmektir. Teslim olmak, parti emekçilerinin yıllarca ilmek ilmek ördüğü mücadeleyi, karanlık dehlizlerde yazılmış birkaç satıra terk etmektir.

**

Bir ülkede hukuk, iktidarın gölgesine sığınırsa, mahkeme kürsüsü adalet dağıtan yer olmaktan çıkar, siyasal mühendisliğin soğuk tezgâhına dönüşür. 

O tezgâhta yalnız karar yazılmaz; irade biçilir, örgüt dağıtılır, seçilmişler tasfiye edilir, halkın egemenliği kağıt üzerinde boğulur.

 Mutlak butlan kararı budur. İhtiyati tedbir kararı da budur. Adı hukuk, özü siyasettir. Görünüşü yargı, gerçeği müdahaledir. 

Mührü mahkemenin, iradesi Saray’ın olan kararların demokrasiye söyleyecek tek sözü vardır: 

Sus, eğil, teslim ol!

Ama bu ülkenin demokratları susmayacaktır. Çünkü susmak hukuksuzluğa verilen sessiz onaydır. 

Eğilmek, seçilmiş iradeye vurulan darbeyi kabullenmektir. 

Teslim olmak, parti emekçilerinin yıllarca ilmek ilmek ördüğü mücadeleyi, karanlık dehlizlerde yazılmış birkaç satıra terk etmektir.

Bir siyasi partinin il ve ilçe  başkanları, örgütün iradesiyle seçilir. 

Onları görevden alma yetkisi, Saray koridorlarında mevzi arayanların değil, partililerin demokratik iradesinindir. 

Seçme ve seçilme hakkını askıya alan her karar, yalnız parti hukukuna değil, anayasal demokrasiye de aykırıdır. 

Hukukun görevi, iktidarın iştahını doyurmak değil, yurttaşın hakkını korumaktır.

Bugün butlan ve tedbir kılıfıyla yapılmak istenen şey açıktır: 

Muhalefeti dizayn etmek, 

örgütlü iradeyi parçalamak, 

partiyi içerden kuşatmak, 

seçilmiş kadroları azlederek atanmış gölgeleri ikame etmek. 

Buna hukuk denmez. Buna meşruiyet denmez. 

Buna olsa olsa, cübbe giydirilmiş siyasi linç denir.

Meşruiyeti olmayanların aldığı karar da meşru değildir. 

Parti emekçilerinin gözünde, gönlünde ve vicdanında bu kararlar yok hükmündedir. 

Çünkü bir kararın adil sayılması için halkın rızası, örgütün kabulü, vicdanın onayı gerekir.

Bu parti, masa başı hesaplarında değil, savaş meydanlarında doğdu. 

Bu partinin damarlarında Kuva-yi  Milliye’nin  direnci, bağımsızlık savaşının onuru, halk egemenliğinin ateşi dolaşır. 

O ateşi ne sarayın soğuk duvarları söndürebilir ne de butlancıların geçici hevesleri.

Bugün yapılacak şey bellidir: Hukuk içinde direnmek, siyaset alanında direnmek,örgütlü akılla direnmek, halkın önünde direnmek. 

Dilekçeyle, itirazla, kongreyle, kürsüyle, meydanla, sandıkla direnmek. 

Çünkü haksızlığa karşı susan, yarının zulmüne kefil olur. 

Normalleşsin diye beklenen her hukuksuzluk, yarın daha  büyük bir gaspın önsözüne dönüşür.

Bu nedenle mesele kişilerin makamı değil, örgütün namusu, partilinin oyuna sahip çıkıp çıkmayacağıdır. 

Mesele, iktidarın muhalefeti mahkeme kararlarıyla terbiye etme cüretine karşı demokratik onurun ayağa kalkıp kalkmayacağıdır. 

Bu hesaplaşmada tarafsızlık yoktur; 

Ya iradenin yanında durulur,

Ya da iradeyi boğanların.

Ne iktidarın dayatmaları ne  de butlancıların hesapları partililerin iradesinden büyüktür.

Ne atanmış gölgeler seçilmiş başkanların yerini alabilir, ne de geçici güç, kalıcı meşruiyet yaratabilir. 

Tarih, makam odalarında kurulan tuzakları değil, o tuzakları bozanların cesaretini yazar.

Bu yüzden her partili, kendi oyunun bekçisi, kendi onurunun tanığı, kendi örgütünün nöbetçisi olmak zorundadır. 

Çünkü demokrasi, kendiliğinden yaşayan bir çınar değildir; emek ister, cesaret ister,direnç ister. 

Köküne balta vurulduğunda sessiz kalanlar, yarın gölgesiz kalır.

Ve bugün o cesaretin görevi eğilmemek, susmamak, teslim olmamaktır.

Çünkü iradesine sahip çıkmayan bir örgüt, yalnız bugünü değil, yarının özgür, onurlu ve aydınlık Türkiye umutunu da yitirir, kaybeder.

Çünkü bir partinin onuru, tabelasında değil, emekçilerinin omurgasındadır. O omurga eğilmezse, hiç bir butlan kararı tarihi teslim alamaz!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X