EV DEDİĞİN TUĞLADAN İBARET DEĞİL Odanın kirası hayalse, hayaller nereye düşer?

19 Kasım 2025 05:38
“Bir ülke bazen, yorgun bir eve benzer…” Duvarları vardır ama sesi, Pencereleri vardır ama ışığı yoktur. İçinde insanlar yaşar ama kimse kendini orada hissetmez.

Ya da televizyon dizileri içinde yaşar. İki göz odadan ibaret derme çatma evinde kurufasulyenin suyuna bandığı ekmekle karnını doyururken dizilerden herhangi birindeki villada, kuşsütü eksik olmayan sofraların başköşesindedir.

Kemal Sunal’ın kült filmlerinden dramla komedinin iç içe geçtiği Kiracı filminin komedi bölümünü kahkaha ile izlerken, dramatik bölümünü alabildiğine yaşıyor.

Türkiye’nin bugünkü hali biraz böyle.

Sokaklarda yürürken binalar yükseliyor, evler çoğalıyor, siteler genişliyor…

Ama insanların yüzüne bakınca anlıyorsun: Evler çoğalıyor ama ev sahipleri azalıyor.

Barınmak…

İnsanın en eski ihtiyacı. Dışarıdaki soğuktan, karanlıktan, belirsizlikten korunmak için bir çatının altına sığınmak.

Bugün bu ülkede milyonlarca insan o çatının altında değil; gölgesinde yaşıyor.

Ayın başını kiraya, ortasını ödenecek faturalara denkleştirip sonunu umuda yetiştirmeye çalışıyor.

Kira artık bir sayı değil.

Bir ülkenin nabzı.

Ailenin nefesi, gencin yönü, yaşlının kaygısı.

Ev sahipliği oranı yıllar içinde düşmüş. Bu yalnızca ekonomik bir düşüş değildir.

Bu, insanların toprağıyla bağının incelmesi, “ev” dediği şeyi kaybetmesi, yuva duygusunun içten içe solmasıdır.

Eskiden bir ev satın almak, hayatın en huzurlu kararlarından biriydi. Emekli ikramiyesi yeterli idi. Şimdi, “tamamlayıcı emeklilik” diye adlandırılan ve emeklilik hakkını dahi özelleştirmeye namzet sistemle, kirada barınabileceği bile şüpheli.

Bugün bir evin fiyatına bakmak bile bir insanı sessizce incitebiliyor.

Çünkü ev pahalılaştıkça, gelecek uzaklaşıyor.

Fiyatlar yükseliyor, gelir yetmiyor, koşullar ağırlaşıyor…

Ama asıl ağırlık rakamlarda değil, insanların yüzündeki yorgunlukta.

Bir baba eve ekmek getirir gibi kira getiriyor artık.

Bir anne çocuğunun okul masrafından önce aidatı hesaplıyor.

Bir genç, odasının kirasını hayat planının önüne koyuyor.

Ve bunların hiçbiri bir istatistik değil.

Hepsi bir ülkenin günlüğü.

Kredi hesaplarına bakınca matematik konuşuyor. Beş milyonluk eve üç milyon kredi… Vahşi kapitalist sistemin çarkında sistemin beslenenleri satarken de kazanıyor, sattığının bedelini tahsil ederken de… Aylık taksitler, bir insan ömrünün emeğini aşıyor.

Rakam değil onlar; yorgun omuzlar, tükenen motivasyon, geriye çekilen yaşam seviyesi.

Ekonomik bir tablo bazen yalnızca para anlatmaz. Bazen bir toplumun ruh halini gösterir.

Bugün ruh hâli şudur: Ev almak değil, evde kalabilmek hedef haline geldi.

Gençler…

Bu ülkenin yarını.

Onların yüzünde iki duygu var: Kaygı ve hız. Çünkü kalmak zor, gitmek acı, arada sıkışmak ise tarifsiz.

Genç bir insanın en temel ihtiyacı, bir oda, bir masa, bir pencere değil midir? Odanın kirası bile hayal olunca, hayallerin yeri nereye düşer?

Bir ülke gençlerine oda veremiyorsa, onlardan büyük sözler istememelidir. Oda yoksa, gelecek de yoktur.

Sorunların nedeni çok, çözümü ayrı, tartışması uzun…

Ama gerçek tek: Bir toplum, barınma meselesiyle sınandığı zaman en derin yarayı orada alır.

Çünkü ev, sadece tuğla değildir.

Bir ülkenin vatandaşına söylediği en temel cümledir: “Burada güvendesin.”

Eğer o cümle yıpranırsa, moral bozulur, umut azalır, toplum sessizleşir.

Bugün Türkiye'de olan tam budur: Herkes konuşuyor ama kimse içinden geçeni konuşmuyor.

Ve belki de en zor olan şu: Kimse yüksek sesle söylemiyor ama herkes biliyor:

Bir ülkede barınma hakkı zedelenirse, hayatın diğer bütün alanlarında gölge büyür.

Bu gölgeyi kaldıracak olan ne öfke, ne suçlama, ne de kavga…

Yalnızca akıl, empati ve ortak bir iradedir.

Çünkü bir ülke, sonunda yine bir eve benzer: Duvarı çökerse tamir edilir. Çatısı akarsa onarılır. Ama içindeki insan duygusunu kaybederse…

işte o zaman gerçek yıkım başlamış demektir.

Bu yazı bir sitem değil; bir kayıt.

Bir ülkenin, çocuklarına bir oda bile bırakamamasının nasıl bir iç sızı olduğunu tarihe not düşmek için yazıldı.

Ve belki bir gün, bu satırları okuyanlar aynı soruyu kendine sorar:

Bir ülke çocuklarına bir oda bile bırakamıyorsa, ne bırakmıştır?”...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X