BU SAATTEN SONRA "BEN" YOK, "BİZ" VARIZ!.. Sandıkta yenemeyenin, yargı eliyle CHP’yi bölme operasyonu...
**
Burası Türkiye.
Burada bazıları seçim kazanamayınca, milletin tercih ettiği partiye operasyon çeker.
Oy artmıyorsa, rakibi azaltmaya çalışır.
Siyaset üretemiyorsa, yargıdan medet umar.
Milletin önüne umut koyamıyorsa, muhalefetin önüne mayın döşer.
Şimdi CHP’nin önüne konan tablo tam olarak budur.
Adına hukuk süreci diyorlar.
Ama kokusu siyaset.
Rengi hesap.
Niyeti düpedüz dizayn.
Bir kurultay tartışması üzerinden koca partiyi felç etme arayışı var.
“Mutlak butlan” gibi ağdalı hukuk laflarıyla, siyasal mühendislik cilalanıyor.
Ama millet artık bu filmleri altyazısız da izliyor.
Çünkü mesele kurultay değil, CHP’yi kendi içine kapatmak.
Mesele, CHP’yi ülkenin derdiyle değil, kendi düğümüyle boğuşturmak.
Mesele, seçim yaklaşırken ana muhalefeti tartışmalı, dağınık ve karar alamaz hale getirmek.
Yani?
Sandıkta yenemediğini, masa başında hırpalamak.
Meydanlarda aşamadığını, koridorlarda yavaşlatmak.
Demokrasiyle baş edemediğini, prosedürle boğmak.
Herkesin bildiği o tehlikeli eski numara.. .
Bu memlekette “milli irade” lafını en çok diline dolayanlar, işine gelmediğinde milli iradenin tecelli ettiği alanları en çok tartışmaya açanlar oldu.
Seçmeni çok sever gibi yapıp, seçmenin güç verdiği kurumu zayıflatmaya çalışmak, Türkiye siyasetinin en tanıdık ikiyüzlülüğüdür.
Bugün CHP’ye yönelik risk tam da budur.
Bir yandan “hukuk” denecek, öbür yandan siyasi sonuç üretilecek.
Bir yandan “mahkeme karar verdi” denip, öbür yandan bu kararın doğuracağı kaostan medet umulacak.
Çünkü asıl hedef karar değil, kararın yaratacağı kargaşa.
Asıl hedef butlan değil, butlan bahanesiyle bölünme.
Asıl hedef adalet değil, zaman ayarlı siyasi avantaj.
CHP birbirine düşsün, taban sinirlensin, eski-yeni kavgası büyüsün, isimler ilkelerin önüne geçsin…
Sonra da milletin önüne “bakın, bunlar ülke yönetemez” propagandası sürülsün.
Plan bu...
Ve acı olan şu:
Bu planın tutması için iktidarın çok güçlü olması gerekmiyor, muhalefetin dağılması yetiyor.
Çünkü Türkiye’de bazen en büyük siyasi yenilgi, rakibin gücüyle değil, kendi cephenin dağınıklığıyla gelir.
Tarih bunun örnekleriyle dolu.
Sosyal demokrat damarın bölünmesi, bu ülkede defalarca sağ siyasetin işine yaradı.
Yüzdeler küçük görünür, ama sonuçları koca memleketi değiştirir.
Oy bölünür, iktidar büyür.
Muhalefet küsüşür, saray gülüşür.
Birbirine parmak sallayanlar çoğalır, millet sandıkta yalnız kalır.
Siyasetin matematiği bazen çok acımasızdır.
Bir puanlık ego, milyonların geleceğini etkiler.
O yüzden bugün CHP içindeki herkesin şunu anlaması gerekiyor:
Bu saatten sonra kişisel hesap, politik görüş değil; lükstür.
Kırgınlık olabilir.
İtiraz olabilir.
Hatta öfke bile olabilir.
Ama bunların hiçbirinin partiye ve memlekete kesilecek faturadan daha önemli olma hakkı yoktur.
Ev yanarken aile meclisinde koltuk kumaşı tartışılmaz.
Bugün CHP’nin önündeki en büyük tehlike, “mutlak butlan” denilen hukuki tartışmanın kendisi değil; bunun siyasal bölünmeye dönüşmesidir.
Çünkü CHP’nin resmen ve fiilen iki başlı hale gelmesi, sadece bir parti krizi olmaz.
Doğrudan doğruya muhalefetin felci olur.
Bir tarafta meşruiyet tartışması.
Bir tarafta yetki tartışması.
Bir tarafta adaylık tartışması.
Bir tarafta liste tartışması.
Sonuç?
Karar alamayan bir yapı.
Enerjisini içeriye harcayan bir kadro.
Ülkenin sorunlarına değil, kendi yarasına pansuman yapan bir ana muhalefet.
İktidarın istediği manzara da tam olarak budur zaten.
O yüzden burada yapılacak şey üç aşağı beş yukarı bellidir.
Slogan değil, sağduyu.
Duygu patlaması değil, siyasal akıl.
Mahalle içi atışma değil, birleşme iradesi.
Bu işin ilacı sosyal medya hamaseti değil.
Bu işin ilacı açık ve net birlik görüntüsüdür.
Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun yan yana gelmesi, sadece bir fotoğraf verelim nezaketi olmaz.
Bu, doğrudan doğruya bir siyasi mesaj olur.
“Partiyi size böldürmeyiz” mesajı.
“Aramızdaki farklar, size koz olmayacak” mesajı.
“CHP, kendi içinde tartışır ama dışarıdan kurulan kumpasa teslim olmaz” mesajı.
Türkiye’de bazen en büyük cümle, kurulmuş cümle değil, verilmiş fotoğraftır.
Bir tokalaşma, bir ekran dolusu tartışmadan daha güçlü olabilir.
Bir omuz omuza duruş, bin tane kulis haberini çöpe atabilir.
Bir netlik, bütün senaryo mühendislerinin ezberini bozabilir.
Çünkü iktidarın en korktuğu şey, birleşmiş muhalefettir.
En sevdiği şey ise birbirine kuşkuyla bakan muhalefet.
İktidar ister ki CHP birbirini yesin.
Taban birbirine girsin.
Eski genel başkan ayrı telden, yeni genel başkan ayrı telden konuşsun.
Milletvekilleri hesap yapsın.
Delegeler saf tutsun.
Sosyal medya cellatları çalışsın.
Sonra da saray locasından bu kavga izlenip, demokrasi adına nutuk atılsın.
İroniye bakar mısınız?
Memlekette en büyük ekonomik krizlerden biri yaşanıyor.
Adalet duygusu lime lime.
Gençler umudunu bavula koymuş.
Emekli torununa harçlık veremiyor.
Esnaf siftahsız kepenk kapatıyor.
Ama iktidarın asli gündemi ne?
CHP.
Niye?
Çünkü memleketi düzeltemeyenler, rakibini karıştırarak iktidarda kalmayı marifet sanır.
Çünkü çözüm üretemeyenler, kriz üretmeyi siyaset zanneder.
Çünkü halka verecek yeni bir hikâyesi kalmayanlar, muhalefetin hikâyesini yarım bırakmaya çalışır.
O yüzden bu saatten sonra CHP’de herkesin cümlesine dikkat etmesi gerekiyor.
Bu sadece parti disiplini meselesi değil.
Bu, tarih karşısında sorumluluk meselesi.
Bugün “ben” diye başlayan her cümle şüphelidir.
Bugün “biz” diye kurulamayan her siyaset eksiktir.
Kim haklıydı?
Kim kimi kırdı?
Kim önce ne dedi?
Hepsi konuşulur.
Ama önce şu soruya cevap verilir:
CHP kalacak mı, dağılacak mı?..
Çünkü dağılan sadece bir parti olmaz.
Umut da dağılır.
Denge de dağılır.
Demokrasinin son kırıntıları da dağılır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey kahramanlık değil.
Olgunluk.
İhtiyaç duyulan şey rövanş değil.
Direnç.
İhtiyaç duyulan şey kişisel zafer değil.
Ortak akıl.
Ve belki de en çok ihtiyaç duyulan şey şu cümledir:
“Bu parti kimsenin kişisel kariyer merdiveni değildir; cumhuriyetin ve demokrasinin son büyük toplumsal dayanaklarından biridir.”
Kim CHP’yi gerçekten seviyorsa, bugün kendi sesini değil ortak sesi büyütmek zorundadır.
Kim bu partiye gerçekten emek verdiyse, bugün kendi hesabını değil partinin geleceğini düşünmek zorundadır.
Kim bu ülkenin yarınından kaygılıysa, bugün birleşmeyi zayıflık değil mecburiyet olarak görmek zorundadır.
Çünkü bazen siyaset kazanmakla ilgili değil, önce bölünmemekle ilgilidir.
Ve bazen en büyük meydan okuma, rakibine değil, egona karşı verilir.
CHP’nin önündeki sınav budur.
Ya herkes kendi küçük doğrusu için koca yapıyı riske atacak…
Ya da herkes bir adım geri çekilip Türkiye için bir adım ileri çıkacak.
Başka yolu yok.
Çünkü sandıkta yenemeyenin mahkeme hevesine verilecek en net cevap, daha yüksek ses değil…
Daha sıkı kenetlenmedir.
Çünki biliyoruz ki, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz! "..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Yağmur duasına bütçe, bilime kuraklık 25 Nisan 2026 Cumartesi
- Güçlü lider masalı, monarşi tavsiyesi 24 Nisan 2026 Cuma
- Memleketin pası. Halkın teri. Devletin suskunluğu 22 Nisan 2026 Çarşamba
- Çocukları Susturanlar, Memleketi Çürütür 20 Nisan 2026 Pazartesi
- Mesele kelime değil. Zihniyet 17 Nisan 2026 Cuma
- Mecburi üyelik 16 Nisan 2026 Perşembe
- Urgan Gitti, Kurucu İrade Geldi: Bahçeli 15 Nisan 2026 Çarşamba
- Çözüm süreci mi. Hesap süreci mi (1) 14 Nisan 2026 Salı
- Adaletin terazisi kırıldıysa, zincirin sesi büyür 13 Nisan 2026 Pazartesi
- Sandık nasıl kurtulur? 10 Nisan 2026 Cuma