YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ Savaşı, korkaklar ister
***
Savaş, cesaret değil paniktir.
Savaş, “güç” değil zayıflıktır.
İçeride anlatacak hikâyesi kalmayanların dışarıda düşman icat etmesidir.
Bir ülkeyi yönetemeyenin, dünyayı korkutarak yönetmeye kalkmasıdır.
Güçlü olan barışı ister. Çünkü barış; disiplin ister, kurum ister,ekonomi ister, adalet ister, özgüven ister.
Kendi ayakları üzerinde duran milletler, başkasının ayağına basmayı marifet saymaz.
Artık savaş sadece “cephede” başlamıyor.
Savaş artık markette başlıyor. Benzin istasyonunda başlıyor. Doğalgaz faturasının köşesinde başlıyor. Döviz kurunda başlıyor. Sosyal medyada bir cümleyle başlıyor. Bir algoritmayla başlıyor. Bir “yalan haber” paketinin içinde başlıyor.
Eskiden işgal tankla olurdu.
Şimdi işgal, bazen krediyle oluyor.
Bazen ambargoyla, veriyle, bazen de “yardım” adıyla oluyor.
Dünyada “barış”ı isteyen çok, ama “barışın bedelini ödemek” isteyen az.
Barış silah sussun demek değildir sadece;
Adalettir.
Eşitliktir.
Hukuktur.
Eğitimdir.
Özgürlüktür.
Üretimdir.
Barış; insanın korkmadan yaşaması demektir.
Bir çocuk yatağa aç giriyorsa…
Bir kadın sokakta tedirgin yürüyorsa…
Bir işçi hakkını ararken eziliyor, gaz ve çöp yiyorsa...
Bir gazeteci yazdığı için cezalandırılıyorsa…
Bir öğrenci geleceğini yurtdışında arıyorsa…
Orada barış değil “sessizlik” vardır.
Sessizlik bazen; korkudur, baskıdır, “sıradaki bana gelmesin” duasıdır.
Oysa bu memleketin kurucusu çıkıp “Yurtta sulh, cihanda sulh.” demişti.
Bu cümle, romantik bir dilek değil, Türkiye Cumhuriyeti devletinin pusulasıdır.
Atatürk bu sözü, savaşı bilmediği için söylemedi.
Tam tersine, savaşı en iyi bildiği için söyledi.
Çanakkale’yi görmüş, Sakarya’yı yaşamış, Dumlupınar’ı bitirmiş bir lider, barıştan bahsediyorsa bu, “zayıflık” değil, aklın zaferidir.
Atatürk’ün barışçılığı stratejidir.
Diyor ki:
İçeride barışın yoksa, dışarıda itibarın olmaz.
Dışarıda kavgan varsa, içeride refahın olmaz.
Komşun yanarken “bana ne” dersen, alevi bir gün kendi perdenin arkasında görürsün.
Bugün dünya tam da bunu yaşıyor.
Vekâlet savaşları var.
Birbirine girmiyorlar; birbirini başkalarıyla dövüştürüyorlar.
Ölen kim?
Hep fakir çocuklar.
Kazanan kim?
Silah şirketleri.
Enerji baronları.
Mülteci pazarlığı yapanlar. Krizi fırsata çevirenler.
İnsan hakları, bazen gerçekten hak, bazen de sadece “jeopolitik aksesuar.”
Bugün dünya barışı denilen şey, çoğu zaman “çıkar dengesi”ne indirgenmiş durumda.
Acı olan ise; dünyada barışı en çok konuşanlar, en çok silah satanlar.
En çok “demokrasi” diyenler, en çok darbe destekleyenler.
En çok “hukuk” diyenler, en çok çifte standart uygulayanlar.
Dünya barışının önündeki en büyük engel, işte bu ikiyüzlülüktür.
Atatürk’ün “yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü büyüten şey, hem içeride hem dışarıda tutarlı olmaktır.
İçeride adalet diyeceksin, dışarıda da mazlumu görmezden gelmeyeceksin.
İçeride hukuku savunacaksın, dışarıda ise hukuku çiğneyeni alkışlamayacaksın.
İçeride barışı koruyacaksın, ama dışarıda savaşla kahramanlık pazarlamayacaksın.
Bugün barış isteyen dünya, önce şunu kabul etmeli:
Savaş “uzakta” olmuyor, artık evin içinde.
Zira, bir ülkeye bomba düşmese bile ekmeğe, mazota, elektriğe, kiraya ve faize düşüyor.
En tehlikelisi de, savaşın alışkanlık yapması, yıkımın normal sanılması, acının sıradanlaştırılıyor olmasıdır.
Bir çocuğun enkazdan çıkarılışını “son dakika” diye verip, on dakika sonra magazin haberine geçebilen bir dünyada yaşıyoruz.
Bunun adı barış değil, vicdan yorgunluğudur.
Oysa Atatürk’ün cümlesi, vicdanı diri tutan bir cümledir.
Barış, bir “lüks” değildir.
Barış, güvenliktir, onurdur, kalkınmadır, ekmektir.
Savaşı korkaklar ister, çünkü savaşta hesap sorulmaz.
Barışı, güçlü olan ister, çünkü barışta herkes, herkesin gözünün içine bakar.
Ve şu gerçeği unutmamak gerekir:
Dünya barışı, büyük güçlerin iyi niyetine kalırsa barış değil, ara verilir.
Kalıcı barış, ancak milletlerin aklıyla, kurumlarıyla, hukukuyla, üretimiyle mümkün olur.
Atatürk bunu yüzyıl önce söyledi, ama bugün hâlâ geçerli.
Çünkü insan değişmiyor, sadece silahın modeli, yalanın ambalajı, savaşın adı değişiyor.
Ama sonuç hep aynı:
Anneler ağlıyor.
Çocuklar ölüyor.
Memleket fakirleşiyor.
İşte bu yüzden"yurtta sulh, cihanda sulh "sadece bir söz değildir.
Bir uyarı.
Bir miras.
Bir vasiyettir.
Ve belki de en çok bugün, en çok bu çağda,en çok bu “barış konuşup savaş satan” dünyada,en hayati cümlesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün söylediği;
" Yurtta barış, dünyada barış" cümlesidir!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- İran Halkı kazanabilİir mi!.. 11 Mart 2026 Çarşamba
- Mahir gibi olmak 10 Mart 2026 Salı
- "Kaybedersek biz" diye kazananlar, millete kaybettirdiler! 07 Mart 2026 Cumartesi
- Sevinmek mi, üzülmek mi? 06 Mart 2026 Cuma
- Osuruklu g... Arpa ekmeği bahane!.. 03 Mart 2026 Salı
- Bataklık haritada değil, akılda 02 Mart 2026 Pazartesi
- Ölenin adı değişiyor. Kazanan aynı 01 Mart 2026 Pazar
- Şiiri yaşayıp, acıyı bal eyleyen adam 28 Şubat 2026 Cumartesi
- Acısını yaşayan bizler ve coğrafyamız!... 27 Şubat 2026 Cuma
- Polyak Maden işçileri direniyor... 26 Şubat 2026 Perşembe