14 TEMMUZ’DA KANDIRA’DAYIZ Savunma susturulamaz, adalet şikâyetle örtülemez

13 Temmuz 2026 06:25
Bugün Saruhan Efe Kadaifçi’ye yönelen bu girişime sessiz kalırsak yarın başka bir avukat, başka bir iş cinayeti dosyasında aynı baskıyla karşılaşacaktır. Susmayacağız. Unutmayacağız. Vazgeçmeyeceğiz.

**

Üçü çocuk yedi işçinin yaşamını yitirdiği Dilovası İşçi Katliamı’nın hesabını soranın, duruşma salonunda yaptığı savunma nedeniyle şüpheli haline getirilmesi, yalnızca bir meslektaşımıza değil; savunma hakkına, adil yargılanma ilkesine ve gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelmiş bir baskıdır.

Yedi insanın yaşam hakkı, sermayenin kar hesapları ile denetimsizliğin karanlığı arasında yok olup gitti.

Şimdi soruyoruz:

Bu çocuklar neden çalışıyordu?

Bu işçiler hangi koşullarda çalıştırılıyordu?

İş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmış mıydı?

Denetim görevini yerine getirmeyenler kimlerdi?

İzin verenler, göz yumanlar, görmeyenler ve duymayanlar kimlerdi?

Bu soruların sorulması mı suçtur?

Yoksa bu soruların cevapsız bırakılması mı?

Dilovası İşçi Katliamı davasında mağdur ailelerin vekilliğini yapan meslektaşımız Avukat Saruhan Efe Kadaifçi, duruşma sırasında sarf ettiği ve dosyanın özüyle doğrudan bağlantılı olan sözleri nedeniyle sanıklardan Ali Osman Akat’ın şikâyeti üzerine ifadeye çağrılmıştır.

Meslektaşımız 14 Temmuz 2026 Salı günü saat 10.30’da Kandıra Adliyesi’nde savunmasını yapacaktır.

Ama bilinmelidir ki orada yalnızca Saruhan Efe Kadaifçi savunma yapmayacaktır. Orada savunma hakkı savunulacaktır.

Orada avukatlık mesleğinin bağımsızlığı savunulacaktır.

Orada çocuklarını, eşlerini, kardeşlerini kaybetmiş ailelerin adalet arama hakkı savunulacaktır.

Avukat, duruşma salonunun dekoru değildir.

Avukatın görevi; hâkim ne duymak istiyorsa onu söylemek, sanık neye kızmayacaksa onu dile getirmek, güçlü olanın huzurunu kaçırmayacak sözleri seçmek değildir.

Avukatın görevi gerçeği aramak, ihmali göstermek, çelişkiyi ortaya çıkarmak, sorumluların kim olduğunu sormaktır.

Gerektiğinde yüksek sesle konuşmak, gerektiğinde rahatsız etmek, gerektiğinde herkesin sustuğu yerde söz almaktır.

Çünkü savunma makamı sustuğunda yalnızca bir avukat susmuş olmaz.

Mağdur susar.

Hakikat susar.

Adalet susar.

Anayasa’nın 36.maddesi, iddia ve savunma hakkını güvence altına almaktadır. 

Türk Ceza Kanunu’nun 128. maddesine göre de yargı mercileri önünde yapılan iddia ddia ve savunmalarda, uyuşmazlıkla bağlantılı ve somut vakalara dayanan değerlendirmeler nedeniyle ceza verilemez.

Anayasa Mahkemesi daha açık konuşmaktadır:

İddia ve savunma dokunulmazlığınınsınırları mümkün olduğunca dar yorumlanmalı; avukatlar, mesleki görevleri nedeniyle herhangi bir yaptırım veya ceza tehdidi altında bırakılmamalıdır.  

Avukatların duruşma sırasında kullandıkları rahatsız edici ifadeler dahi, dosyanın olgularıyla bağlantılı olduğu sürece savunma hakkının güvencesinden yararanır.  

Hukuk bunu söylüyor.

Anayasa bunu söylüyor.

Yüksek Mahkeme kararları bunu söylüyor.

Peki ne yapılmak isteniyor?

Yedi işçinin öldüğü bir davada, ölümün nedenlerini ve sorumlularını tartışan avukatın sözleri soruşturma konusu yapılıyor.

Dosyada yaşamını yitiren çocuklardan değil, avukatın cümlelerinden rahatsız olunuyor.

Ölümün hesabını soran kişi, hesap vermeye çağrılıyor.

Bu tablo kabul edilemez.

Sanık elbette herkes gibi şikâyet  hakkına sahiptir.

Ancak şikâyet hakkı, savunma makamını baskı altına almak;

Avukatı bir sonraki duruşmada söyleyeceği sözü iki kez düşünmeye zorlamak; mağdur vekillerine, “Konuşursanız hakkınızda soruşturma açılır” mesajı vermek için kullanılamaz.

Asıl sorulması gereken ise:

Yedi insan neden öldü?

Kimler önlemedi?

Kimler denetlemedi?

Kimler göz yumdu?

Kimler görevini yapmadı?

Bu sorular cevaplandırılmadan adalet yerini bulmuş sayılamaz.

Bugün Saruhan Efe Kadaifçi’ye yönelen bu girişime sessiz kalırsak yarın başka bir avukat, başka bir iş cinayeti dosyasında aynı baskıyla karşılaşacaktır.

Sonra bir kadın cinayeti dosyasındaki avukat…

Sonra bir çevre katliamı dosyasındaki avukat…

Sonra hakkını arayan işçinin, gazetecinin, öğrencinin, köylünün avukatı…

Sessizlik böyle büyür.

Korku böyle örgütlenir.

Adaletsizlik böyle kurumsallaşır.

Biz sessiz kalmayacağız.

Çünkü yedi insanın ölümü bir istatistik değildir.

Her birinin adı vardır.

Annesi vardır.

Babası vardır.

Çocuğu, kardeşi, yarım kalan düşleri vardır.

Üç çocuk, çocukluklarını yaşayamadan toprağa verilmiştir.

Onların susturulan sesi, bugün bu davanın avukatlarının sözlerinde yaşamaktadır.  

O sesi susturamayacaksınız.

O soruları unutturamayacaksınız.

O dosyanın üzerini şikâyetlerle, soruşturmalarla ve gözdağıyla örtemeyeceksiniz.

Bütün meslektaşlarımızı, baroları, hukuk örgütlerini, sendikaları, işçi sınıfı örgütlerini, basın emekçilerini ve vicdan sahibi bütün yurttaşları;

14 Temmuz 2026 Salı günü saat 10.30’da Kandıra Adliyasö önünde buluşmaya, Avukat Saruhan Efe Kadaifçi ile dayanışmaya, üçü çocuk yedi işçinin hesabını birlikte sormaya çağırıyoruz.

Biz susmayacağız.

Biz unutmayacağız.

Biz vazgeçmeyeceğiz.

Yedi can için, adalet için, savunmanın bağımsızlığı için, 14 Temmuz’da Kandıra Adliyesi’ndeyiz.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X