HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL!.. Şiiri yaşayıp, acıyı bal eyleyen adam

28 Şubat 2026 06:12
Hasan Hüseyin’in şiiri “güzel” kalmaktan utanırdı. Çünkü o güzelliğin yanında bir şey daha taşırdı: vicdan. Sivas’ın toprağından kalkıp Türkiye’nin vicdanına yürüyen bir adam düşün. Yürürken arkasında “edebiyat çevresi” değil, ekmek kavgası yürür.

**

26 Şubat 1984...

Takvim yine bir yaprağını eksiltiyor.

Ama bazı yapraklar var…

Düşerken ses çıkarmaz; içimize konar.

Bazı ölümler vardır; mezarlığa sığmaz.

Toprağa girer ama kelimelerden çıkmaz.

Hasan Hüseyin Korkmazgil, öyle “şiir yazan” biri değildi.

O, şiiri yaşayan bir adamdı.

Masa başında kurulmuş bir şair mitine hiç benzemezdi.

Onun şiiri, daktilo tuşu sesiyle değil; fabrika düdüğüyle, çekiç sesiyle, ocak karasıyla konuşurdu.

Dizeleri ütülü değildi…

Ütü tutmazdı zaten o dizeler; çünkü ter vardı içinde, emek vardı, memleket vardı.

Bir şairin şiiri “güzel” olabilir…

Hasan Hüseyin’in şiiri “güzel” kalmaktan utanırdı.

Çünkü o güzelliğin yanında bir şey daha taşırdı: vicdan.

Sivas’ın toprağından kalkıp Türkiye’nin vicdanına yürüyen bir adam düşün.

Yürürken arkasında “edebiyat çevresi” değil, ekmek kavgası yürür.

Bir çocuğun defterine düşer önce sözü;

sonra bir işçinin cebinde buruşturulmuş bir kâğıda,

sonra bir türküye,

sonra bir sloganın kalbine…

Ve en çok da şunu öğretir:

İnsanı savunmak, bir şairin “konusu” değil; namusudur.

O yüzden “acıyı bal eyledik” dediğinde, bir süs kurmuyor.

Bir edebî numara değil bu.

Bu, memleketin en eski gerçeği:

Acı bazen insanı kırar.

Bazen de insan acıyı kırar.

Hasan Hüseyin, acıyı kıranlardandı.

Acıyı bal eylemek…

Bu cümlede iki ayrı dünya var aslında.

Bir yanda acı: yoksulluk, haksızlık, sürgün, işsizlik, korku.

Öte yanda bal: paylaşmak, direnmek, gülmek, yeniden ayağa kalkmak.

Balı acının içine karıştırmak kolay iş değil;

dil işi değil, bilek işi.

Onu da en iyi, nasırlı eller bilir.

 Şiiri de zaten orada büyür:

Nasırın üstünde.

Kirli tırnağın dibinde.

Evin ışığı erken söndüğünde.

Bir annenin pazardan “yarım kilo” diye utana utana istediği anda.

Bir babanın, cebini yoklayıp da “yarın” demesinde…

Kimi şairler kelimeyi parlatır.

Hasan Hüseyin kelimeyi parlatmadı; kelimeyi işe koşturdu.

Kimi dizeler duvara asılır, onun dizeleri duvarı yıkar.

Onu anmak, yalnızca bir şairi anmak değil.

Bir duruşu anmak.

Bir “insan” ısrarını anmak.

Çünkü hâlâ aynı yerden acıyor memleket.

Hâlâ aynı yerden utanıyor.

Hâlâ aynı yerden direniyor.

Toprak bedenini aldı, doğru.

Ama sözü hâlâ aramızda dolaşıyor:

Bir işçinin paydosunda,

bir öğrencinin altı çizilmiş satırında,

bir bağlamanın telinde,

bir annenin “idare ederiz” deyişinde…

Hasan Hüseyin’in şiiri, bugün de güncel.

Çünkü o, günü değil; insanı yazdı.

Ve insan, maalesef…

hâlâ aynı sınavda.

Işıklar içinde uyu Hasan Hüseyin.

Sen takvimden düştün belki.

Ama kelimelere yerleştin.

Kelimeler de biliyor artık:

Bazı insanlar ölmez…

Memleketin kalbinde nöbet tutarlar!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X