CHP'DE TARİHİNİN İZLERİ Sivas bildirisinden kurultay çağrısına

02 Haziran 2026 02:47
Hukuk dediğiniz şey, siyaseti boğmak için değil, siyasetin meşru zeminde nefes alması için vardır. Eğer hukuk, seçilmiş organın yerine geçerse hukuk olmaktan çıkar, siyasetin kılığına girmiş idari aparata dönüşür.

**

CHP’li 111 milletvekili bugün ortak açıklama yapmış.

Kısaca diyorlar ki, partimizin yönünü mahkeme kararları değil, delege iradesi belirler.

Cumhuriyet’i kuran partinin kaderi, adliye koridorunda değil, kurultay sandığında yazılır.

Sivas’ta telgraf vardı, bugün noter var.

O gün manda tartışılıyordu, bugün butlan tartışılıyor.

O gün “milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” denmişti. Bugün “partinin iradesini yine partinin delegesi belirler” deniyor.

Tarih tekerrür etmez, ama bazen kafiye yapar.

Sivas Kongresi bir milletin kendi kaderine el koyma iradesiydi.

İstanbul vardı, saray vardı, işgal vardı, manda heveslileri vardı.

Anadolu’da ise bir masa, birkaç sandalye, birkaç telgraf, bir avuç kararlı insan vardı.

Bugün tablo elbette aynı değil, ne düşman donanması İzmir önlerinde, ne de Sivas yollarında işgal postalı var.

Ama mesele yine aynı köke dayanıyor:

İrade kimin, kararı kim verecek?

Bir siyasi partinin iç düzeni elbette hukuktan azade değildir.

Hukuk, siyasetin meşru zeminini korur.

Fakat hukuk, seçilmiş organın yerine geçmeye başladığında artık hukuk olmaktan çıkar.

Cübbenin içine siyaset girer. Kararın mürekkebine vesayet bulaşır.

Parti tüzüğüyle mahkeme kararı yer değiştirirse, buna demokrasi denmez, buna sandığın haczi, partinin işgali denir.

Mesele bir partinin yönünü mahkeme mi tayin edecek, delege mi?

Siyasetin kaderini sandık mı belirleyecek, mahkeme kararı mı?

CHP’nin yargı sopası ile bugün içine düşürülen durum yalnızca bir genel başkanlık krizi, bir kurultay tartışması değildir.

İşin özü, Cumhuriyet’in kurucu partisinde yargı darbesi ile partililerin iradesi yok sayılarak vesayet usulü ile mi yönetilecek?

Soru budur, cevap da noterdedir.

Evet, yanlış duymadınız, Noterde.

Delege attığı imza ile  “ben varım” diyor. Ben mahkeme kaleminde yazılmış parti istemiyorum diyor.

Benim partimin kaderi kurultay sandığında belirlenir." diyor.

Toplanan imzanın daha ilk günde altı yüz elliyi geçtiği ifade ediliyor.

Ama rakamdan daha önemlisi, o rakamın anlattığı şeydir.

Bir partinin damarlarında hâlâ örgüt kanı dolaşıyor.

Bir partide hâlâ “bekleyelim, yukarıdan ne derlerse onu yapalım” teslimiyeti yok.

Kurtuluşun ve kuruluşun partisi CHP delegelerinin yüreğinde hala "Kuva-i Milliye Ruhu“nun yaşadığını göstermektedir.

Bu defa delege, protokol koltuğundan kalkıp hukuk metnine dönüşüyor.

İmza oluyor, irade oluyor, itiraz oluyor.

Sivas’ta Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri birleşirken vatanın kaderi başkalarının masasına bırakılamayacağı amacını taşıyordu.

Bugün CHP’deki imza hareketinin söylediği de siyasal olarak buna benziyor:

Partinin kaderi mahkeme kararına bırakılamaz.

Elbette benzetmenin sınırı var.

Bugün yaşananı Kurtuluş Savaşı’yla birebir eşitlemek tarih bilmezlik olur.

Ama bugünkü krizin Sivas’a benzeyen yanı şudur:

Merkezde bir meşruiyet boşluğu oluştuğunda, çevre kendi iradesini kurar.

Sivas’ın ruhu biraz da budur.

İstanbul susarsa Anadolu konuşur.

Merkez kilitlenirse örgüt yürür.

Kapı kapanırsa millet pencere açar.

Bugün CHP delegesi de pencere açıyor.

Trajik mi?

Evet.

Demokratik mi?

Evet.

Çünkü bazen demokrasinin en çıplak hâli, en bürokratik masanın üstünde belirir.

Bir mühür.

Bir imza.

Bir sıra numarası.

Bir de vicdan.

Hukuk dediğiniz şey, siyaseti boğmak için değil, siyasetin meşru zeminde nefes alması için vardır.

Eğer hukuk, seçilmiş organın yerine geçerse hukuk olmaktan çıkar, siyasetin kılığına girmiş idari aparata dönüşür.

Eğer mahkeme, partinin iradesini korumak yerine partinin iradesini ikame etmeye kalkarsa, orada hukuk diliyle konuşan bir vesayet problemi başlar.

İşte bu yüzden 12 Temmuz çağrısı yalnızca bir takvim çağrısı değildir.

Bir temizlik ve meşruiyet  için sandık çağrısıdır.

Bir “gelin, herkes boyunun ölçüsünü delegeden alsın” çağrısıdır.

Kim haklı?

Sandık söylesin.

Kim güçlü?

Kurultay söylesin.

Kim partiyi temsil ediyor?

Delege söylesin.

Bu kadar basit.

CHP'nin bugün yaşadığı şey, Türkiye siyasetinin küçük maketi gibidir.

Bir tarafta “hukuk” denilerek siyaset tasarlama hevesi.

Bir tarafta “delege” denilerek siyaseti sahibine iade etme gayreti.

Bir tarafta siyasete darbe yapan mahkeme kararı, bir tarafta kurultay çağrısı.

Bir tarafta butlan, bir tarafta irade.

Sivas’ta manda reddedildi, bugün de partinin üstüne çöken her türlü tayin siyaseti reddedilmek zorundadır.

Çünkü CHP sıradan bir parti değildir.

Beğenirsiniz, beğenmezsiniz, oy verirsiniz, vermezsiniz.

Ama bu parti, bu ülkenin kuruluş hafızasının taşıyıcısıdır.

Bu yüzden yargı darbesi ile CHP’ye yaşatılan her kriz, yalnızca CHP’nin iç meselesi değil, Cumhuriyet fikrinin sınavıdır.

Bir kurucu partinin kendi içinde sandıktan kaçması, Cumhuriyet fikrinin kendi kendini inkârıdır.

Bir kurucu partinin kendi içinde delegeden korkması, halk egemenliği nutuklarının kâğıt üzerinde kalmasıdır.

Bir kurucu partinin kaderini mahkeme kararlarına terk etmesi ise siyasi intihardır.

O yüzden 12 Temmuz, yalnızca bir kurultay tarihi değildir.

Bir aynadır.

CHP o aynaya bakacak.

Kendisini ve tarihsel birikimini mi görecek?

Yoksa kendisine giydirilmek istenen biat ve itaat gömleğini mi?

Sivas’ta mesele, ya millet kendi kaderini belirleyecek ya da başkaları millet adına karar verecekti.

Bugün CHP’de mesele, ya örgüt kendi yönetimini belirleyecek ya da başkaları örgüt adına karar verecek.

Aradaki fark büyük.

Ama ahlaki soru aynı.

İrade kimde?

Cevap basit olmalıydı.

Delegede.

Üyede.

Sandıkta.

Kurultayda.

Fakat Türkiye burası, basit cevaplar için bile noter tasdiki gerekiyor.

Olsun.

Madem öyle, noter de tarihe geçsin.

Bazen kongre ruhu, kalabalık nutuklarda değil, tek tek atılan imzalarda görünür.

Bazen de bir partinin kurtuluş savaşı, kendi içinde sandığı yeniden kurmakla başlar.

12 Temmuz bu yüzden önemlidir.

O gün CHP sadece genel başkanını, yönetimini, kadrosunu tartışmayacak.

Kendi kuruluş ilke ve değerleri ile ideolojisine sadık kalıp kalmadığını tartışacak.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletinse...

Parti iradesi de kayıtsız şartsız örgütün olmalıdır.

Gerisi?

Gerisi butlan değil.

Gerisi, "m u t l a k   b a h a n e d i r "...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X