Recep Dursun çok sert yazdı: Sizleri Asla Unutmayacağız

04 Haziran 2026 05:22
Mahalle yanarken saçını tarayan, bulanık suda balık avlayan, selden kütük kapma yarışına girenler. Kimi “bu ev hepimizin” diyor. Kimi de aynanın karşısında saçını tarıyor. İşte onlar asla unutulmayacak.

Mahalle yanıyor, evlerin penceresinden duman çıkıyor, sokak lambaları titriyor, kapı önlerinde biriken insanlar, “bu yangın kimin?” diye sormuyor artık.

Çünkü herkes bu yangının yalnızca bir partinin yangını olmadığını, sandığın yangını olduğunu biliyor.

Bu yangın, iradenin bacasına çöken kara istir.

Bu yangın, hukukun cübbesine sinmiş siyasi dumanın kokusudur.

Ama birileri aynaya bakıyor, kravatını düzeltiyor, ceketinin yakasını kaldırıyor ve saçını tarıyor.

Ve “acaba bana ne düşer?” diye hesap yapıyor.

Kimi makam bakıyor, kimi mevki kokluyor, kimi enkazdan koltuk çıkar mı diye dolaşıyor.

Siyaset yangın yeriyken, onlar itfaiye eri değil.

Kül tüccarı.

Sel geliyor, önüne ne katarsa sürüklüyor.

İlke gidiyor, vefa gidiyor, örgüt emeği gidiyor, delegelerin iradesi gidiyor, ama birileri kıyıda bekliyor.

Suyun bulanmasını istiyorlar, çünkü berrak suda yüzleri görünür. Bulanık suda balık avlanır, selde kütük kapılır.

Mahkemeden umut, vesayetten ikbal, krizden makam devşirilir ve adına da siyaset derler.

Hayır efendim, bunun adı siyaset değildir.

Siyaset, halkın önüne çıkıp söz istemek, sandığa gidip yetki almaktır.

Siyaset, örgütün gözünün içine bakabilmek, yenilince mahkeme koridoruna değil, halka gitmektir.

Mahkeme kapısında koltuk bekleyene siyasetçi denmez.

Olsa olsa nöbetçi vesayet memuru denir.

Hukuk, ikbal asansörü değildir.

Yargı, parti içi hesaplaşmanın servis kapısı değildir.

Cübbe, siyasetin yağmurluğu değildir.

Bir siyasi partinin kaderi, bir kurultayın iradesi, bir örgütün emeği, mahkeme salonlarında aranmaz ve ara kararlarla buharlaştırılamaz.

Çünkü parti dediğin bina, tabela, genel merkez ve makam odası değildir.

Parti, sabahın ayazında afiş asan genç, sandık başında sabaha kadar bekleyen emekçi, mahalle toplantısına sandalye taşıyan kadın, otobüs parası bulamayıp yine de mitinge giden emeklidir.

Yenilse de vazgeçmeyen, yorulsa da dağılmayan, kırgın olsa da kapıyı kapatmayan milyonların hafızasıdır.

İşte o hafıza kim yangına su taşıdı, kim benzini sakladı, kim itfaiyenin hortumunu kesti, kim dumanın arkasında koltuk pazarlığı yaptı?

Unutmaz...

Kim “hukuk” dedi, ama hukuktan anladığı kendisine açılan kapıydı?

Kim “parti” dedi, ama partiden anladığı kendi odasıydı?

Kim “birlik” dedi, ama cebinde bölünmenin anahtarını taşıyordu?

Unutmaz...

Tarih bazen çok ağır yazar, ama silinmez.

Bugün bulanık suda balık avlayanlar, yarın o su çekildiğinde çamurun ortasında kalır.

Bugün selden kütük kapanlar, yarın o kütüğün altında kalır.

Bugün mahallenin yangınında saçını tarayanlar, yarın aynaya bakacak yüz bulamaz.

Çünkü siyasette en büyük makam vicdandır.

Vicdanı kaybedenin kazandığı koltuk, sandalye değildir.

Tabuttur.

Bir partiyi vesayet altına almak isteyen akıl, aslında sadece bir partiyi hedef almaz.

Milletin “ben seçerim” deme hakkını, sandığın namusunu, hukukun bağımsızlığını ve siyasetin meşruiyetini hedef alır.

Bugün CHP’ye yapılan, yarın başka bir kapıya dayanır.

Bugün bir kurultaya vurulan mühür, yarın bir sendikaya, bir derneğe, bir yurttaşın iradesine vurulur.

Onun için mesele sadece CHP meselesi değildir.

Mesele bu ülkede koltuğu halk mı verir, yoksa mahkeme koridorları mı?

Siyaseti seçmen mi belirler, yoksa yargı operasyonu mu?

Partileri üyeler mi yönetir, yoksa vesayet mühendisleri mi?

Cevap basittir.

Egemenlik, mahkeme kaleminden değil milletten çıkar.

Meşruiyet, ara karardan değil sandıktan doğar.

Siyasetin namusu, kapalı kapılar ardında değil halkın gözünün önünde korunur.

Mahalle yanıyor,ama bu yangında herkesin yeri belli oluyor.

Kimi kovayla su taşıyor.

Kimi çocukları dışarı çıkarıyor.

Kimi yaşlıların elinden tutuyor.

Kimi “bu ev hepimizin” diyor.

Kimi de aynanın karşısında saçını tarıyor.

İşte onlar asla unutulmayacak.

Çünkü yangın söner, duman dağılır, kül soğur, duvarlar yeniden örülür.

Kaldı ki, yangın sırasında kimin nerede durduğu, tarihin duvarına çiviyle çakılır.

Ve o çiviyi kimse sökemez!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X