GÜVENCE PAHALI, GÖRÜNTÜ UCUZ Suriye'de neler oluyor
***
Siyasette bazen bir fotoğraf, bir anayasadan daha güçlüdür.
Çünkü fotoğrafın altına istediğiniz altyazıyı yazarsınız.
Anayasanın altına ise millet imza atar, dünya şahit olur.
O yüzden bölgede “hukuk” değil, “kare” çalışıyor.
O yüzden “güvence” değil, “görüntü” iş görüyor.
Bir tarafın “katil” dediğine öbürü “muhatap” der.
Bir tarafın “suçüstü” dediğine öbürü “geçiş süreci” der.
Bir tarafın “Lahey” dediğini öbürü “normalleşme” diye paketler.
Ve herkes, o paket açılana kadar susar.
Bir vahşet iddiası gündeme oturduğu anda, gündem değiştirme sanatı devreye giriyor.
Önce “takiye” deniyor. Sonra “PR” deniyor. Sonra “şans verin” deniyor.
Sonra bir bakıyorsunuz, katliamın değil, “anlaşmanın” fotoğrafları servis edilmiş.
Kimin fotoğrafı? Kimin eli? Kimin omzu?
Kim kimi “meşru” kıldı?
Bugünün Ortadoğu’sunda meşruiyet, sandıkla değil kadrajla dağıtılıyor.
İtiraz edene “duygusal” diyorlar.
Soranlara “provokatör” diyorlar.
Şüphe edene “düşman” diyorlar.
Ama asıl soru basit:
Bu fotoğraf, kimi kurtardı?
Aleviler ve Dürziler üzerinden yükselen şiddet ve zulüm tartışmaları sürerken, bir anlaşma aceleye getirildi; fotoğraf verildi; “bakın uzlaşı var” mesajı dünyaya pazarlandı.
İtiraz edenler ise “hain”, “düşman”, “ırkçı” etiketiyle susturulmaya çalışıldı.
Tanıdık mı?
Tanıdık.
“Bireysel hak” diye ambalajlanmış, kolektif güvenceyi reddeden, kurumsal teminatı sevmeyen bir model öneriliyor.
Sana “hak” der; ama o hak, yarın bir genelgeyle buharlaşır.
Sana “eşitlik” der; ama o eşitlik, bir savcıya bakar.
Sana “vatandaşlık” der; ama vatandaşlığın bile “makbul”ü vardır.
En önemlisi: Sana hakkını değil, sabrını sınayan bir sistem önerir.
Şimdi aynı mantık Suriye’ye ihraç ediliyorsa...
Kağıt üzerinde “var” gibi.
Sahada “yok” gibi.
Bir tür hak simülasyonu.
Ve bu simülasyonun en tehlikeli yanı şudur:
Herkese “bir şey” veriyormuş gibi yapıp, aslında kimseye “güvence” vermemek.
Çünkü, güvence pahalıdır.
Güvence uluslararası taahhüt ister.
Güvence anayasal çerçeve ister.
Güvence kurumsal denge ister.
Görüntü ise ucuzdur.
Bir uçak bileti, bir protokol, bir poz.
Oysa, savaş, kazandığın gün bitmez.
Savaş, kazandığını hukukla garantiye bağlayabildiğin gün biter.
Yoksa bir gün “müttefik” dediğin, ertesi gün “yük” görür.
Bir gün “denge” dediğin, ertesi gün “pazarlık” olur.
Bir gün “şemsiye” dediğin, ertesi gün “sus payı”na dönüşür.
Bölge, “kullan-at” düzeniyle yönetiliyor.
Amerika’nın, Rusya’nın, İran’ın, Türkiye’nin, İsrail’in—herkesin—bir “araç” listesi var.
Bir “öncelik” listesi var.
Bir de “vazgeçilebilirler” listesi var.
İşte asıl siyaset, hangi listede olduğunla ilgili.
Sana “kahraman” derler.
Petrol kuyusunun başında nöbet tutarsın.
Sana “ortak” derler.
Bir anlaşma masasında sandalyen olmaz.
Sana “güç” derler.
Bir fotoğrafla meşruiyet dağıtırlar.
Sonra bir gün, sen hâlâ “müttefiklik” diye düşünürken, onlar “maliyet” hesabı yapar.
Ve o gün geldiğinde, “bireysel haklar” masalıyla baş başa kalırsın.
Kolektif varlığını konuşma.
Kurumsal teminat isteme.
Uluslararası garanti talep etme.
İyi vatandaş ol.
İyi vatandaş; yani sessiz.
Peki bu sessizlik ne getirir?
“Yok olmanın yalnızca bir süreç işi olduğunu herkes biliyor.”
Bu, her toplumun tarihinden tanıdığı acı bir sezgi.
Bir toplumu bitirmek için bir gecede her şey yapmazsın.
Yıllara yayarsın.
Gündem değiştirirsin.
Meşruiyet üretirsin.
Önce kelimeleri alırsın elinden: “özerklik” yasak, “güvence” ayıp, “kolektif hak” bölücülük.
Sonra kurumları alırsın.
Sonra hafızayı.
Sonra güvenliği.
Geriye fotoğraf kalır.
Fotoğrafın da bir ömrü vardır:
Gündem döner, trend biter, kare solar.
Ama kaybedilen güvence geri gelmez.
O yüzden Suriye’ye önerilen model bir “çözüm” değil; bir “ertelemeler bütünü”dür.
Bugünü kurtarır gibi yapıp yarını rehin bırakmaktır.
Şu soruyu sormadan hiçbir anlaşma “tarihi” değildir:
Bu metin, kimin hakkını hangi maddeyle, hangi kurumla, hangi uluslararası garantiyle koruyor?
Söz mü veriyor, mekanizma mı kuruyor?
Niyet mi yazıyor, denetim mi koyuyor?
Eğer cevap “fotoğraf” ise, geçmiş olsun.
Çünkü fotoğraf, savaşın değil propagandanın belgesidir.
Suriye’de bugün ihtiyacınız olan şey, yeni bir poz değil.
Yeni bir kadraj hiç değil.
İhtiyaç olan şey; anayasa, garanti, denge, denetim.
Ve bir de hafıza:
Kim, ne zaman, hangi görüntüyle kimi kurtardı?
Kim, hangi sessizlikle hangi acıyı gündemden düşürdü?
Bölge, unutana acımasızdır.
Unutursan, aynı film yeniden çekilir.
Sadece oyuncular değişir!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Unutmadık unutturmayız 24 Ocak 2026 Cumartesi
- Aynı çağ, iki adam, iki ekim devrimi 23 Ocak 2026 Cuma
- Delikanlılık filtreyle ölçülmez!.. 22 Ocak 2026 Perşembe
- Hrant, güvercinin kalbi 20 Ocak 2026 Salı
- İran!.. 19 Ocak 2026 Pazartesi
- Silivri'nin dili, şüphe!.. 17 Ocak 2026 Cumartesi
- İmamoğlu ve Diploma Davası!.. 16 Ocak 2026 Cuma
- Adalet ölürse!.. 15 Ocak 2026 Perşembe
- Korku düzeni: Filler ve insanlar! 14 Ocak 2026 Çarşamba
- Biraz Daha!.. Tolstoy'un Pahom'u... 13 Ocak 2026 Salı