“ÇARE” DİYE SATILAN, “KADER” DİYE ÖDETİLEN; Tek adam iktidarı
**
Evveliyatında kaos, işsizlik, yokluk, yoksulluk, terör var mıydı?
Vardı...
Peki, çözüm neydi?
Sistemin arızalı yerlerini tamir etmek mi?
Kurumları ayağa kaldırmak mı?
Daha özgürlükçü, eşitlikçi, daha demokratik bir Anayasa yapmak mı?
Yargıyı bağımsız, denetimi güçlendirmek mi?
Biz ne yaptık?
Parlamenter sistemi günah keçisi yaptık.
Sanki memleketin bütün derdi “meclis”miş gibi…
Sanki sorun “koalisyon”muş gibi…
Sanki mesele “yavaşlık”mış gibi…
Sonra da millet “hızlı çözüm” vaadiyle, hızlı bir tekliğe ikna edildi.
Hızlı oldu mu? Oldu.
Çözüm oldu mu? O başka konu.
Çünkü bu ülkede “hız” denince, nedense hep vatandaşın cebinin boşalması hızlanıyor.
Hukukun incelmesi hızlanıyor.
Şeffaflığın buharlaşması hızlanıyor.
İtirazın suç sayılması hızlanıyor.
Ama ,“istikrar” diye pazarlanan şey, çoğu zaman sadece sessizlik çıkıyor paketinden.
Bugün yoksulluk, “veri” değil.
Yoksulluk, “grafik” değil.
Yoksulluk, “uzman paneli” değil.
Market arabası var.
İçinde moral var mı? Yok.
Etiket var.
Ücret var mı? Yetmiyor.
Biri çıkıyor, “Büyüyoruz” diyor.
Büyüyen ne?
Vatandaşın umudu mu?
Hayır.
Borcu büyüyor.
Kirası büyüyor.
Kredi kartı ekstresi büyüyor.
“Refah” lafı da var tabii.
Refah var mı?
Var, ama hep birilerinin yanında.
Vatandaşın yanında daha çok “idare et” var.
“Sabret” var.
“Şükret” var.
İktisat literatürüne yeni kavramlar kattık:
“Alım gücü” yerine dayanım gücü.
“Sosyal devlet” yerine sosyal sabır.
“Hak” yerine nasip...
Ve her krizde aynı hikâye:
Önce “geçici” denir.
Sonra “dış güç” denir.
Sonra “dünya böyle” denir.
En son da “kader planı” denir.
Kader planını yapan kim?
Vatandaş mı?
Yok.
Vatandaş sadece ödeyen.
Bir de memleketin yeni “konfor alanı” var.
Hukuk, yurttaşı koruyan kalkan olmaktan çıkıyor…
Yurttaşı hizaya sokan sopaya dönüşüyor.
Bir gün uyanıyorsun,
“Masumiyet karinesi” var ya, hani medeni memleketlerin sigortası, o sigorta atmış.
Bir tweet…
Bir eleştiri…
Bir haber…
Bir slogan…
Bir afiş…
Bir yürüyüş…
Birdenbire “terör” torbasına giriyor.
Torba büyük.
Ağzı da açık.
İçine ne atarsan alıyor.
Sonra?
Tutuklama “istisna” değil, alışkanlık oluyor.
Yargılama “adil” değil, uzun oluyor.
Savunma “hak” değil, zahmet oluyor.
Ve vatandaş şunu öğreniyor:
Bu ülkede bazen suçun ne olduğu belli değil.
Ama “suçlu”nun kim olabileceği, fazlasıyla belli.
Hukuk devletinde insan “vatandaş”tır.
Düşman ceza hukukunda insan “şüpheli”dir.
Biri sana “özgürsün” der.
Ama cümlenin sonunu yutar:
“Özgürsün,biz izin verdiğimiz kadar.”
Tek adam rejiminin en pahalı ürünü nedir biliyor musun?
Denetimsizlik.
Çünkü denetim yoksa…
Hata büyür.
İsraf büyür.
Kayırma büyür.
Cezasızlık büyür.
Bir de üstüne “her şey siyasete bağlanınca”…
Kurumlar şahsa bakar, kurala değil.
Kararlar gerekçeye değil, iklime göre alınır.
Bürokrasi liyakate değil, sadakate göre şekillenir.
Sonra vatandaş ne yapar?
Susar.
Çünkü konuşmanın bedeli artmıştır.
İtiraz eder misin? “Niyet okuma” başlar.
Soru sorar mısın? “Algı” denir.
Eleştirir misin? “Hainlik” yaftası hazırdır.
Memlekette muhalefet bile bazen muhalefet etmekten çok, hayatta kalma refleksiyle konuşur.
Bu, demokrasi değil.
Bu, sandığın içine sıkıştırılmış itaattır.
Bu kader mi? Asla.
Milletin yeni arayışı “bir kahraman” arayışı değil artık.
Çünkü kahraman diye diye…
Kurumları mezara gönderdik.
Milletin arayışı şu:
Güç tek elde toplanmasın.
Yargı kimseye bakmasın.
Meclis süs olmasın.
Basın korkmasın.
Üniversite susmasın.
Vatandaş eleştirince düşman sayılmasın.
Bu arayışın adı çok basit:
Hukuk.
Denetim.
Özgürlük.
Eşitlik.
Yani “gelişmiş ülke” denilen şeyin temel paketi.
Bu memleketin geleceğini kazanmanın başka yolu yok.
Çünkü yoksulluğu “nasihatle” azaltamazsın.
Düşman ceza hukukunu “iyi niyetle” düzeltemezsin.
Tek adamlığın ürettiği sorunları “tek cümleyle” çözemezsin.
Çözüm, kişide değil.
Çözüm, sistemde.
Kuralın üstün olduğu yerde umut olur.
Şahsın üstün olduğu yerde… umut, ancak seçim sloganı olur.
Ve sloganlar…
Karın doyurmuyor.
Hukuku da onarmıyor!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- 15 Temmuz’un illiyet zinciri 16 Temmuz 2026 Perşembe
- Kurtarıcı Bekleyenler Cumhuriyeti 14 Temmuz 2026 Salı
- Savunma susturulamaz, adalet şikâyetle örtülemez 13 Temmuz 2026 Pazartesi
- Bir Çöküşün Anatomisi 10 Temmuz 2026 Cuma
- Tedbirle gelenlerin tarihi sınavı 09 Temmuz 2026 Perşembe
- Delegelerin iradesine düşen butlan gölgesi 08 Temmuz 2026 Çarşamba
- Nefesin kalmasa bile; susma, haykır 03 Temmuz 2026 Cuma
- NATO’dan utanmayın, halkımızdan utanın!.. 01 Temmuz 2026 Çarşamba
- CHP, zeytin veren ölmez ağaçtır. 29 Haziran 2026 Pazartesi
- Sistemi mi tartışacağız? Sonuçlarını mı? 26 Haziran 2026 Cuma