FATSA'YI ANLAMAK Terzi Fikri’nin Makası
**
Türkiye’de halkın yönetime katılması, nutuklarda alkışlanan; sokakta örgütlenince kuşkuyla izlenen bir iştir.
“Milli irade” denir. “Aziz millet” denir. “Halkımız” denir. Ama o halk, mahallesinde komite kurup belediyeyi denetlemeye kalkarsa, birdenbire adı değişir.
Halk olmaktan çıkar, sakıncalı unsur olur.
Fatsa’nın hikâyesi, işte bu isim değişikliğinin hikâyesidir.
Fikri Sönmez, bilinen adıyla Terzi Fikri, 1979’da Fatsa Belediye Başkanı seçildiğinde, Türkiye siyasal şiddetin, ekonomik krizin, sağ-sol çatışmasının, devlet içi karanlıkların ve yaklaşan askeri darbenin gölgesindeydi.
Bir Karadeniz ilçesinde bir terzi belediye başkanı olmuştu.
Buraya kadar mesele seçim haberiydi.
Ama sonra o terzi, belediyeciliği yalnızca asfalt, çöp, su, kaldırım işi saymadı.
İşte o zaman haber büyüdü.
Çünkü Terzi Fikri’nin ölçüsü başkaydı.
O, belediyeyi halka göre biçmeye kalktı.
Bu memlekette en büyük suçlardan biri budur.
Devletin kalıbı bellidir.
Yurttaş ona uyacaktır.
Uymazsa törpülenir.
Sığmazsa kesilir.
Fatsa’da ise birileri çıktı, kalıbı yurttaşa göre değiştirmeye kalktı.
Mahallelerde halk komiteleri kuruldu.
İnsanlar yalnızca seçim günü oy veren kalabalıklar olarak değil, karar alan, tartışan, denetleyen, uygulayan yurttaşlar olarak görüldü.
Buna demokrasi denir.
Ama yalnızca kitaplarda.
Türkiye’de demokrasi kitabın içinde durduğu sürece zararsızdır.
Sayfadan sokağa inerse, suç vasfına girer.
Fatsa’da da öyle oldu.
İlk bakışta belediyecilik olan “çamura son” kampanyası yapıldı.
Yol yapılacak, çamur kurutulacak, mahalle rahatlayacaktı.
Ne var bunda diyebilirsiniz.
Aslında çok şey var.
Çünkü çamur yalnızca sokakta değildi.
Çamur, halkı yardıma muhtaç müşteri gibi gören siyaset anlayışındaydı.
Çamur, belediyeyi başkanın mülkü sanan zihniyetteydi.
Çamur, yoksulu seçim zamanı hatırlayan, sonra unutan düzende idi.
Fatsa’da insanlar o çamura da bastı.
Sonra onu da temizlemeye kalktı.
İşte devlet, asıl o çamuru sevdiği için rahatsız oldu.
Bir belediye başkanı yol yaparsa makbuldür.
Yol yaparken halkı örgütlerse sakıncalıdır.
Bir belediye başkanı yardım dağıtırsa iyidir.
Yardımı hak'ka dönüştürürse tehlikelidir.
Bir belediye başkanı halka “ben sizin için çalışıyorum” derse alkışlanır.
“Halkla birlikte yöneteceğiz” derse izlenir.
Not edilir.
Fişlenir.
Ve bir gün sabaha karşı kapısı çalınır.
Fatsa’da olan buydu.
11 Temmuz 1980’de Nokta Operasyonu yapıldı.
Adı güzeldi.
Nokta.
Devletin noktalama işareti.
“Bu cümle burada biter” demek istediler.
“Halk komiteleri burada biter.”
“Yerel demokrasi burada biter.”
“Mahallelinin belediyeye karışması burada biter.”
“Terzi Fikri burada biter.”
Fakat tarihin noktalama kuralları, devletin yazı işleri müdürlüğüne bağlı değildir.
Bazı noktalar, cümleyi bitirmez.
Yeni paragraf açar.
Fatsa, o yeni paragraftır.
Bugün hâlâ Fatsa konuşuluyorsa, sebebi romantik bir geçmiş özlemi değildir.
Sebep, bugünkü belediyecilik dilinin hâlâ Fatsa’nın sorduğu sorulara cevap verememesidir.
Bugün herkes katılımcı, sosyal, şeffaf ve halkçı.
Broşürlere bakarsanız, memleket baştan aşağı demokrasi laboratuvarı.
Ama şu sorular sorulmalı;
Mahalleli bütçeye dokunabiliyor mu?
Kent yoksulu yalnızca yardım alan kişi mi, yoksa karar süreçlerinde hak sahibi yurttaş mı?
Belediye işçisi taşeron düzeninin yeni adı altında eziliyor mu?
İmar planları halk için mi yapılıyor, müteahhit için mi?
Ekoloji, açılış törenindeki üç fidan mı, yoksa rant düzenine karşı alınmış gerçek bir siyasal tutum mu?
Şeffaflık, belediye sitesine yüklenmiş PDF midir?
Yoksa halkın hesap sorabildiği canlı bir denetim düzeni midir?
Sorular basit.
Cevaplar ağır.
Çünkü bugünün belediyeciliği çoğu yerde iki şeye sıkışmıştır:
Birincisi hizmet makinesi.
İkincisi imaj makinesi.
Birinde belediye başkanı teknokrattır.
Diğerinde fenomen.
Oysa Fatsa bize üçüncü bir ihtimali hatırlatır:
Belediye, halkın siyasal okulu olabilir.
Yurttaşlık orada öğrenilir.
Dayanışma orada sınanır.
Hak orada kurulur.
Denetim orada başlar.
Demokrasi orada ete kemiğe bürünür.
Bu yüzden Fatsa’yı yalnızca “iyi belediyecilik” diye anlatmak eksik olur.
Çünkü iyi belediyecilik, düzenin izin verdiği sınırlar içinde de yapılabilir.
Fatsa’nın meselesi yalnızca iyi hizmet değildi.
Hizmetin siyasal niteliğini değiştirmekti.
Yurttaşı müşteri olmaktan çıkarmaktı.
Başkanı baba olmaktan indirmekti.
Belediyeyi mülk olmaktan kurtarmaktı.
Halkı figüranlıktan özneye taşımaktı.
Bu cümlelerin her biri bugün de sakıncalıdır.
Çünkü Türkiye’de siyaset, halkı çok sever.
Ama örgütsüz halkı sever.
Kuyruktaki halkı sever.
Alkışlayan halkı sever.
Televizyonda görünen halkı sever.
Miting meydanındaki halkı sever.
Ama karar alan halkı sevmez.
Denetleyen halkı hiç sevmez.
Hele “bu bütçe nereye gidiyor?” diye soran halkı tehlikeli bulur.
Terzi Fikri’nin asıl mirası bu sorudur.
Bu bütçe nereye gidiyor?
Bu karar kimin için alınıyor?
Bu yol kimin arsasını değerlendiriyor?
Bu ihale kimin cebini büyütüyor?
Bu yardım kimin vicdanını temizliyor?
Bu belediye kimin belediyesi?
Sorular böyledir.
Cevapları olmayanlar, soru soranı suçlar.
Fatsa’nın başına gelen biraz da budur.
Bir yerde halkın soruları çoğalırsa, iktidarın cevapları azalır.
Cevap azaldığında da kuvvet konuşur.
Nokta Operasyonu, cevabın bittiği yerde kuvvetin konuşmasıydı.
Terzi Fikri cezaevine kondu.
Fatsa deneyimi bastırıldı.
Halk komiteleri dağıtıldı.
12 Eylül geldi.
Memleketin üstüne büyük bir suskunluk örtüldü.
Ama bazı suskunlukların altında ses büyür.
Fatsa’nın sesi de öyle büyüdü.
Bugün Terzi Fikri’yi anmak, yalnızca bir devrimci belediye başkanına saygı duruşu değildir.
Eğer yalnızca saygı duruşuysa, eksiktir.
Çünkü saygı duruşunda ayakta beklenir.
Oysa Fatsa ayakta beklemek için değil, yürümek için hatırlanmalıdır.
Bugünün yerel yönetimlerine Fatsa’dan kalan miras şudur:
Katılım laf değil, yetki ister.
Şeffaflık vitrin değil, hesap ister.
Halkçılık yardım değil, hak ister.
Demokrasi seçim değil, süreklilik ister.
Ekoloji tören değil, rantla kavga ister.
Dayanışma fotoğraf değil, örgütlü ağ ister.
Ve en önemlisi:
Belediye başkanı halkın üstünde değil, halkın içinde durmalıdır.
Terzi Fikri’nin “terzi”liği burada anlam kazanır.
O, yalnızca kumaş biçmedi.
Siyasetin ölçüsünü aldı.
Memleketin söküğünü gördü.
Demokrasinin dikişinin nereden attığını fark etti.
Yerel yönetimle halk arasındaki kopmuş ipliği tutturmaya çalıştı.
Devlet o dikişi söktü.
Ama iz kaldı.
Bazı dikiş izleri yara gibidir.
Kapanır sanılır.
Dokununca sızlar.
Fatsa, Türkiye demokrasisinin böyle bir sızısıdır.
Bugün hâlâ belediye denince aklımıza önce başkan geliyorsa, Fatsa’yı anlamamışız demektir.
Bugün hâlâ halk denince aklımıza önce seçmen geliyorsa, Fatsa’yı anlamamışız demektir.
Bugün hâlâ sosyal belediyeciliği koli, kart, yardım ve açılış töreninden ibaret sanıyorsak, Fatsa’yı anlamamışız demektir.
Bugün hâlâ katılımcılığı danışma toplantısıyla sınırlıyorsak, Fatsa’yı anlamamışız demektir.
Fatsa’yı anlamak, şunu kabul etmektir:
Demokrasi yalnızca Ankara’da aranmaz.
Bazen bir mahallenin çamurlu yolunda bulunur.
Bazen bir halk komitesinin tutanağında.
Bazen bir belediye işçisinin emeğinde.
Bazen bir kadının mahalle toplantısında ilk kez söz almasında.
Bazen bir yoksulun yardım alan değil, karar veren yurttaşa dönüşmesinde.
Bazen de bir terzinin, devletin büyük kalıplarına karşı halkın ölçüsünü savunmasında.
Terzi Fikri’nin makası hâlâ masadadır.
Soru şudur:
O makasla neyi keseceğiz?
Halkı mı?
Yoksa halka dar gelen bu siyaset gömleğini mi?
Fikri Sönmez ( Terzi Fikri) 'nin anısına saygıyla!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kumpasın Kasası, Rejimin Aynası 21 Mayıs 2026 Perşembe
- Kar Düzeni ve Susmayan Aileler 20 Mayıs 2026 Çarşamba
- 19 Mayıs: Bir Milletin Ayağa Kalkma Cümlesidir 19 Mayıs 2026 Salı
- Algının Saltanatı, İlkenin Cenazesi 18 Mayıs 2026 Pazartesi
- Belediyeye Çökme Rejimine Alışmayacağız 15 Mayıs 2026 Cuma
- Adaletin Susturulduğu Dava: Casusluk 14 Mayıs 2026 Perşembe
- Adalet En Çok İşçi Sınıfını İlgilendirir 13 Mayıs 2026 Çarşamba
- Affedilmeyen zafer 12 Mayıs 2026 Salı
- Karanlığa Küfredeceğine Bir Mum Yak 11 Mayıs 2026 Pazartesi
- Dünün mağdurları günümüzün zalimleri mi? 08 Mayıs 2026 Cuma