Millilik, eleştiriden muafiyet belgesi değildir. Togg’ladı mı, kamulaştı mı?
**
Bir zamanlar “beş babayiğit” diye alkışlanan masada bugün sandalyeler bir bir çekiliyor.
Vestel ile Anadolu Grubu, Togg’daki (Türkiye’nin Otomobil Girişim Grubu) payları için görüşme yürütüyor.
Henüz imzalanmış nihai sözleşme yok.
Ama haberin kendisi bile şu soruyu önümüze koyuyor: Özel girişim diye başlayan yolculuk, zarar ve risk büyüdüğünde neden kamu durağına uğruyor?
Türkiye’de sermayenin bazı büyük projelerle ilişkisi tuhaftır.
Kar ihtimali özel, risk gerçekleşince kamusal; reklam şirketlerin, fatura yurttaşın olur.
Togg’un kuruluş hikâyesi de bu eski senaryoya yeni teknoloji dekoru kurdu.
“Yerli ve milli” sözcükleri kaportaya yazıldı; teşvikler motorun altına yerleştirildi.
2019 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile; Gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası ve iadesi, yüzde yüz vergi indirimi, on yıl sigorta primi işveren hissesi desteği, gelir vergisi stopaj desteği, nitelikli personel desteği, faiz ve kar payı desteği, yatırım yeri tahsisi ve kamu alım garantisi verildi.
Devlet, yatırımcının arkasında değil, neredeyse bagajında yolculuk etmiş.
Bunların tümü hukuken düzenlenmiş teşviklerdir.
Mesele yalnız hukuka uygunluk değildir.
Hukuk devleti, “yetki var mı?” sorusunun yanında “kamu yararı var mı, hesap veriliyor mu, risk kimde, kazanç kimde?” sorularını da sormayı gerektirir.
Kamu kaynağı kullanılıyorsa kamusal denetim de farz değil, zorunluluktur.
Bir yatırım, iktidarın başarı vitrininin merkezine yerleştirildiğinde, başarısının propagandası kadar başarısızlık ihtimalinin hesabı da siyasete aittir.
Devlet yöneticileri özel şirketlerin lansmanında kurdele kesip başarıyı sahipleniyorsa, ortaklar masadan kalkarken “bu ticari bir karardır” perdesinin arkasına saklanamaz.
Çünkü propaganda kamusallaştırılmışsa sorumluluk özelleştirilemez.
Üstelik “yerli ve milli” kavramı hiçbir ekonomik faaliyete dokunulmazlık sağlamaz.
Millilik, eleştiriden muafiyet belgesi değildir.
Tam tersine, milletin adı kullanılıyorsa milletin parasının hesabı daha ayrıntılı verilmelidir.
Vatanseverlik, bilanço açıklamamak için kullanılan sis perdesine dönüştürüldüğü anda kavramın kendisi aşınır.
Burada mesele elektrikli otomobile karşı olmak değildir.
Türkiye’nin sanayi kapasitesi geliştirilmelidir; teknoloji üretilmeli, batarya, yazılım, mühendislik ve tedarik zinciri güçlenmelidir.
Fakat sanayi politikası, iktidara yakınlıkla dağıtılan imtiyazların değil, ölçülebilir hedeflerin, bağımsız denetimin ve rekabetçi kuralların adı olmalıdır.
Devlet girişimciyi destekleyebilir; ama girişimcinin zararını otomatik olarak yurttaşın kaderine çeviremez.
Kamu, sermayenin emniyet kemeri değildir; hele bedelini vergisini ödeyen yurttaşa kestirecek bir sigorta şirketi hiç değildir.
Şimdi Türkiye Varlık Fonu’nun devreye girmesi konuşuluyor.
İşte kritik eşik burada. Bir özel şirketin ortaklık yapısındaki değişiklik, sıradan bir ticari işlem olabilir.
Fakat alıcı kamu gücüyle yönetilen bir fon olduğunda konu artık yalnız şirketler hukuku değildir; bütçe hakkı, şeffaflık, değerleme, kamu zararı ihtimali ve siyasal sorumluluk meselesidir.
Şu sorular sorulmalıdır: Hisseler hangi bedelle alınacaktır?
Değerlemeyi kim yapacaktır? Togg’un borçları, yükümlülükleri, gelecekteki sermaye ihtiyacı nedir? Kamu, hangi ekonomik gerekçeyle ortak olacaktır?
Çıkmak isteyen özel ortakların riskini yurttaş mı devralacaktır?
Bu soruların cevabı “milli proje” sloganı olamaz.
Üstelik Togg’u bugün “tam bir fiyasko” diye ilan etmek de kolaycılıktır. Satışları vardır, üretimi sürmektedir, finansal performansında iyileşme işaretleri bulunduğu bildirilmektedir.
Eleştirinin gücü abartıdan değil, belgeden gelir.
Asıl mesele otomobilin yürümesi değil, hesabın nasıl yürütüldüğüdür.
Memleketin yollarında Togg giderken demokrasi de aynı şeritte gitmelidir: açık ihale, açık bilanço, açık gerekçe, açık denetim.
Yoksa direksiyonda özel sektör görünür, benzinini millet koyar, kaza olunca da çekici yine hazineden çağrılır.
O zaman adına girişim değil, ayrıcalığın kamulaştırılması denir.
Ve millet, arabanın değil hesabın anahtarını ister...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- İsim değişebilir. Peki, anlayış değişti mi? 06 Eylül 2026 Pazar
- 30 Ağustos: Zaferin tapusu 30 Ağustos 2026 Pazar
- Kömür karası, adaletin aynası 29 Ağustos 2026 Cumartesi
- Efsaneler de takvime yenilir 26 Ağustos 2026 Çarşamba
- Paşa paşa yatmak boyun eğmemektir 25 Ağustos 2026 Salı
- Hukukun sustuğu yerde barış mı dediniz 07 Ağustos 2026 Cuma
- Yanlışın alkışçıları 31 Temmuz 2026 Cuma
- Yeni Parti: Bir Programın Anatomisi - 2 28 Temmuz 2026 Salı
- Bir Programın Anatomisi - 1 27 Temmuz 2026 Pazartesi
- Korkunun iktidarı, umudun halkı 23 Temmuz 2026 Perşembe