TOPRAĞA KELEPÇE VURULMAZ Tutuklanan Esra değil, vicdandır
**
Memlekette bazı cümleler uzun uzun açıklama istemez. Rapor veya savunma istemez, tek başına yeter.
Akbelenli Nejla Işık’ın “Beni parayla satın alamadılar. Şimdi beni evladımla sınıyorlar.” cümlesi öyle.
Bundan daha ağır bir iddianame olur mu?
Bir anne konuşarak aslında bir ülkenin fotoğrafını çekiyor.
Çünkü bu topraklarda yıllardır aynı yöntem uygulanıyor.
Önce ikna.
Sonra baskı.
Sonra tehdit.
Sonra yalnızlaştırma.
Sonra ceza.
Sonra gözaltı.
Sonra tutuklama.
Yetmezse evlat.
Yetmezse ana yüreği.
Yetmezse insanın en yumuşak yerinden vurmak.
Akbelen’de olan budur.
Bir ormanın başına gelen sadece çevre meselesi değildir artık.
Bu, memleket meselesidir.
Bu, insanlık meselesidir.
Bu, bir ülkenin kendi halkına nasıl baktığı meselesidir.
Çünkü orada savunulan şey sadece ağaç değil, dal değil, yaprak değil.
Bir yaşam biçimi, bir hafıza, bir köyün geçmişi, bugünü, yarını, bir annenin emeği, bir kız evladın doğduğu yere karşı duyduğu sadakat savunuluyor.
Toprak dediğin şey, dışarıdan bakan için arazi olabilir.
Ama içinde yaşayan için hatıradır.
Çocukluktur.
Mezardır.
Gölgede içilen çaydır.
Sabahın ilk ışığında tarlaya çıkan bedendir.
Akşam eve dönen yorgunluktur.
Yağmur yağınca kokan topraktır.
Kısacası yurt duygusudur.
Şimdi dönüp bu insanlara “neden direniyorsunuz” diye soruyorlar.
İnsan evini neden savunursa, onlar da onun için direniyor.
İnsan evladını neden korursa, onlar da toprağını onun için koruyor.
İnsan onurunu neden satmazsa, onlar da onun için susmuyor.
Hepsi bu.
Ama bu memlekette en büyük suçlardan biri tam da bu galiba:
Satın alınamamak.
Korkmamak.
Geri çekilmemek.
Razı olmamak.
Çünkü sistem itaat istiyor.
Baş eğen insan istiyor.
İmza görünce susan yurttaş istiyor.
Jandarma görünce geri basan köylü istiyor.
Mahkeme görünce titreyecek insanlar istiyor.
Ama Akbelen’de başka bir şey çıktı karşılarına.
Kök.
Hem de öyle bir kök ki, sökmeye kalktıkça toprağın daha derinine gidiyor.
Nejla Işık’ın öfkesi o yüzden büyük.
Çünkü orada sadece bir annenin acısı yok.
Orada yedi yılın hesabı var.
Davalar var.
Cezalar var.
Baskılar var.
Yalnız bırakılmalar var.
Parayla susturma girişimleri var.
Hepsine rağmen ayakta kalmış bir irade var.
Ve şimdi bu iradeyi kızının tutuklanmasıyla kırabileceklerini sanıyorlar.
Ne büyük yanılgı.
Bu ülkede bazen en güçlü şey, makam değildir.
Para değildir.
Dosya değildir.
Anne duasıdır.
Anne öfkesidir.
Anne inadıdır.
Çünkü bir anne artık korkuyu geçti mi, geriye sadece haklılık kalır.
Haklılık da en tehlikeli şeydir.
Gürültü yapmaz belki.
Ama kalıcıdır.
Esra Işık bugün sadece tutuklanan bir genç kadın değildir.
Bir semboldür artık.
Doğayı savunmanın neden suç gibi gösterildiğinin sembolü.
Bir şirkete karşı durmanın bedelinin neden yurttaşa kesildiğinin sembolü.
Bu ülkede hukukun neden güçlüden yana esneyip güçsüzün üstüne kapandığının sembolü.
İşin en can yakan tarafı da burada zaten.
Ormanı savunan hesap veriyor.
Ormanı yok eden faaliyet yürütüyor.
Köylü ifade veriyor.
Şirket proje sunuyor.
Genç kadın tutuklanıyor.
Sermaye yoluna devam ediyor.
Sonra dönüp buna düzen, hukuk, kamu yararı diyorlar.
İnsan bazen kelimelerden utanıyor.
Kamu yararı öyle mi?
Kimin kamusu?
Kimin yararı?
Yağmur altında çadır bekleyen insanların mı?
Toprağı elinden alınmak istenen köylülerin mi?
Evladı tutuklanan annenin mi?
Yoksa her krizde biraz daha büyüyen, her itirazda biraz daha korunan o tanıdık düzenin mi?
Akbelen’in önemi burada.
Akbelen bir ormandan ibaret değil artık.
Bir turnusol kâğıdı.
Kim yaşamdan yana, kim yağmadan yana, orada belli oluyor.
Kim ağacın gölgesini görüyor, kim sadece altındaki madeni görüyor, orada belli oluyor.
Kim annenin sesini duyuyor, kim o sesi bastırılacak bir gürültü sanıyor, orada belli oluyor.
Doğa sevgisi, bazılarının sandığı gibi romantik bir süs değildir.
Ağaç sevmek, şiirlik bir detay değildir.
Bu, hayata nasıl baktığınla ilgilidir.
Bir ağacın kesilmesini mesele etmeyen, gün gelir insanın kırılmasını da mesele etmez.
Bir köyün boşaltılmasına alışan, sonra adaletin boşaltılmasına da alışır.
Bir annenin gözyaşını görmeyen, sonra toplumun çürümesini de görmez.
Çürüme zaten böyle başlar.
Önce doğada.
Sonra dilde.
Sonra hukukta.
Sonra vicdanda.
Akbelen bu yüzden çok büyük bir sınavdır.
Bir memleket, kendi toprağını savunan insanları karşısına alıyorsa, orada sadece siyasal bir kriz yoktur.
Ahlaki çöküş vardır.
Çünkü devlet dediğin, yurttaşını şirketle karşı karşıya bırakıp geri çekilen bir aygıt olamaz.
Hukuk dediğin, güçlü için kalkan, halk için sopa olamaz.
Adalet dediğin, anneye evladının acısını reva görüp sonra tarafsızlık iddiasında bulunamaz.
Nejla Işık’ın sözü bu yüzden unutulmaz.
Çünkü o sözde edebiyat yok.
Hayat var.
Kurgu yok.
Yanık var.
Süs yok.
Hakikat var.
“Beni parayla satın alamadılar.”
Bir ülkenin namuslu insanları bazen tam da bu cümlede belli olur.
Satın alınmayanlar.
Eğilmeyenler.
Yalnız bırakıldığında bile doğru yerde duranlar.
Kızının tutuklandığı gün bile mücadeleyi bırakmayanlar.
Asıl güç budur.
Ve o güç, çoğu zaman protokolde görünmez.
Çadırda görünür.
Yağmurda görünür.
Çamurun içinde görünür.
Titreyen ama kırılmayan seste görünür.
Belki bugün kararlar onların elinde.
Belki dosyalar onların masasında.
Belki kapılarda güvenlik, arkalarda şirket, önlerde barikat var.
Ama memleket dediğin şey sadece yetkiden ibaret değildir.
Memleket, kimin hangi tarafta durduğuyla ilgilidir.
Ve gün gelir herkesin yeri yazılır.
Kim toprağın yanındaydı.
Kim talanın.
Kim annenin sesine kulak verdi.
Kim o sesi bastırmaya kalktı.
Tarih bazen meclis tutanaklarında değil, böyle anlarda yazılır.
Bir annenin titreyen cümlesinde yazılır.
Bir genç kadının bedel ödeyişinde yazılır.
Bir köyün, “biz buradayız” deyişinde yazılır.
Akbelen’de tutuklanan yalnızca Esra Işık değildir.
Bir kez daha memleketin vicdanı yoklanmıştır.
Bir kez daha hukuk tartılmıştır.
Bir kez daha halkın sabrı sınanmıştır.
Ama bir şey eksik hesaplanmıştır.
Toprağa gerçekten bağlı insan, kolay çözülmez.
Anne yüreği kolay pes etmez.
Orman kolay teslim olmaz.
Ve bazı cümleler, bütün barikatlardan daha güçlüdür:
Bizi yıldıramayacaksınız!..
Pes etmeyeceğiz!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Memleketin sessiz soygunu 03 Nisan 2026 Cuma
- Düzen değişmeden iktidar değişimi sorunu çözmez 01 Nisan 2026 Çarşamba
- Kurumlar ile yüklenici sorumluluktan kurtulamaz!.. 31 Mart 2026 Salı
- Omurga, ilke ve ahlak 29 Mart 2026 Pazar
- Merhamet değil adalet istiyoruz 27 Mart 2026 Cuma
- Bazı ölümler milletin vicdanına emanet edilir 25 Mart 2026 Çarşamba
- Tutuklanan Mehmet Türkmen değil, emeğin cesareti!.. 23 Mart 2026 Pazartesi
- “Adalet” yoksa barış eksiktir 21 Mart 2026 Cumartesi
- Sola değil, hakikate karşı önyargı!.. 19 Mart 2026 Perşembe
- Haydutun bombası varsa, mazlumun da ahı var 18 Mart 2026 Çarşamba