BUNA DÜŞMAN CEZA HUKUKU DENİR Tutuklanan Mehmet Türkmen değil, emeğin cesareti!..

23 Mart 2026 03:20
Mesele bir kişi değildir. Mesele, o kişinin temsil ettiği ihtimaldir. Nedir o ihtimal? İşçinin susmaması. İşçinin yalnız olmadığını fark etmesi. Aynı bantta çalışanların, aynı dertte birleşmesi.

**

Emek dostu ve mücadele insanı bir sendikacının tutuklanmış olması sebebiyle farklı bir yazı kaleme alma gereği duydum.

Efendim bizim ülkede bazı insanların adı dosyaya değil, doğrudan sınıfa yazılır. Mehmet Türkmen onlardan biri.

Çünkü o, maaş bordrosuna mahkûm edilmiş milyonların sesidir.

Çünkü o, “şükret” denilen yerde “hakkını iste” diyen damardır.

Çünkü o, patronun lütuf dağıttığı masalları değil, işçinin alın teriyle kurduğu gerçeği savunur.

İşte tam da bu yüzden hedef olur.

Bu memlekette emekçinin hakkını savunmak, çoğu zaman bir anayasal hak değil de sanki devlet sırrını ifşa etmek gibi muamele görür.

Sendika deyince birilerinin yüzü ekşir.

Örgütlenme deyince birilerinin uykusu kaçar.

İşçi “hak” deyince, patron “tehdit” duyar.

Sonra o tehdit algısı, kravatlı odalardan çıkar, birtakım tutanaklara, birtakım manşetlere, birtakım karar metinlerine dönüşür.

Ve adına hukuk denir.

Ne güzel kelime değil mi?

Hukuk.

Kitapta yazınca adalet gibi duruyor.

Uygulamada bazen bildiğin gözdağı oluyor.

Mehmet Türkmen’in tutuklanması, sıradan bir yargı işlemi gibi gösterilmek istenebilir.

Ama bu ülkede aklı başında herkes bilir ki bazı kararlar mahkeme salonunda değil, sınıfsal korkuların karanlık koridorlarında verilir.

Çünkü mesele bir kişi değildir.

Mesele, o kişinin temsil ettiği ihtimaldir.

Nedir o ihtimal?

İşçinin susmaması.

İşçinin yalnız olmadığını fark etmesi.

Aynı bantta çalışanların, aynı dertte birleşmesi.

Aynı vardiyada ter dökenlerin, aynı masada kader birliği kurması.

Sermaye en çok bundan korkar.

Makineden değil.

Üretimden değil.

Hatta krizden bile değil.

Birlik olmuş emekten korkar.

Çünkü örgütlü işçi, sadece maaş istemez.

Saygı ister.

Güvence ister.

İnsan yerine konulmak ister.

Ve patron düzeni için en tehlikelisi  “neden” sorusudur.

Neden düşük ücret?

Neden güvencesizlik?

Neden sendika düşmanlığı?

Neden iş kazası kader sayılıyor?

Neden patronun zararı haber, işçinin ölümü istatistik?

Bu sorular büyümeye başlayınca, birilerini telaş sarar.

Önce karalama başlar.

Sonra iftira gelir.

Sonra algı makinesi çalıştırılır.

Sonra hukuk kılıfı hazırlanır.

Sonra bir bakarsın, anayasal hak kullanan insanlar neredeyse memleketin asayiş sorunu gibi sunulur.

İşte buna hukuk değil, düşman ceza hukuku denir.

Yani kişiye fiilinden dolayı değil, kim olduğundan dolayı muamele etmek.

Yani eylemi değil, kimliği cezalandırmak.

Yani “ne yaptı” sorusundan çok, “kimi temsil ediyor” diye bakmak.

Yani kanunu eşit uygulamak yerine, sınıfsal ve siyasal tercihlerle eğip bükmek.

Bugün Mehmet Türkmen’e yapılan tam da budur.

Bir sendikacıya, suçlu muamelesi yapılarak aslında tüm işçilere mesaj veriliyor:

Sakın örgütlenmeyin.”

“Sakın yan yana gelmeyin.”

“Sakın başınızı kaldırmayın.”

“Sakın hakkınızı aramayın.”

Yani mahkeme kararı gibi görünen şey, aslında memlekete dağıtılan bir korku broşürüne dönüşüyor.

Ama unuttukları bir şey var.

Bu topraklarda emek mücadelesi mahkeme duvarlarına sığmaz.

İşçinin hafızası, kelepçeyle susturulmaz.

Bir sendikacıyı içeri atarak milyonların yoksulluğunu dışarıda tutamazsınız.

Çünkü gerçek orada duruyor.

Fabrika kapısında duruyor.

Şantiye tozunda duruyor.

Atölye gürültüsünde duruyor.

Asgari ücret bordrosunda duruyor.

Eve eksik ekmekle dönen babanın yüzünde duruyor.

Çocuğuna “bu ay biraz idare edelim” diyen annenin sesinde duruyor.

Gerçek şudur:

Bu ülkede sermaye korunuyor, emek sınanıyor.

Patron kollanıyor, işçi oyalanıyor.

Kâr kutsanıyor, alın teri sabra havale ediliyor.

Sonra da çıkıp “hukuk devleti” deniyor.

Hangi hukuk?

Kimin devleti?

İşçinin hakkını isteyen sendikacıya sert, işçiyi kapının önüne koyan patrona yumuşak davranan bir düzenin adı  hukuk devleti olamaz.

Bu olsa olsa imtiyaz devleti olur.

Bu olsa olsa paranın ürkekliğiyle adaletin omurgasını kıran bir rejim olur.

O yüzden Mehmet Türkmen’in tutuklanması bir kişi meselesi değildir.

Bu, sendikal özgürlüklere yönelik açık bir gözdağıdır.

Bu, örgütlenme hakkının fiilen baskılanmasıdır.

Bu, emek mücadelesinin kriminalize edilmesidir.

Bu, usul güvencelerinin siyasi saiklerle aşındırılmasıdır.

Bu, “hukuk var” denilerek hukukun içinin boşaltılmasıdır.

Ve en acısı şudur:

Bu memlekette işçinin hakkını savunanlar kolay hedef seçiliyor.

Çünkü onların arkasında holdingleşmiş medya yok.

İhale zinciri yok.

Saray sofraları yok.

Özel ayrıcalıkları yok.

Onların arkasında sadece halk var.

Sadece emek var.

Sadece alın teri var.

Zaten tarih dediğin de biraz budur.

Büyük binaların, büyük arabaların, büyük kasaların tarihi değildir yalnızca.

Bir de boyun eğmeyenlerin tarihi vardır.

Bir de susmayanların tarihi vardır.

Bir de bedel ödeyenlerin tarihi vardır.

Mehmet Türkmen o tarihin içindedir.

Çünkü bazı insanlar rahat yaşamak için değil, doğru yerde durmak için yaşar.

Bazıları makam ister.

Bazıları ihale ister.

Bazıları sus payı ister.

Bazılarıysa sadece adalet ister.

Adalet isteyenler bu ülkede bazen sanık sandalyesine oturtulur.

Ama şunu herkes bilsin:

Sanık sandalyesine oturtulan her hakikat, bir gün memleketin vicdanında kürsüye çıkar.

Bugün tutuklamayla gözdağı verenler, yarın bu utancın hesabını tarihe veremezler.

Çünkü tarih, karar numaralarını değil, kimin zalimin yanında, kimin emekçinin safında durduğunu yazar.

 Ve tarih çok acımasızdır.

Paranın sesini değil, vicdanın izini saklar.

Mehmet Türkmen’i tutuklayarak neyi çözdünüz?

Yoksulluğu mu bitirdiniz?

Sömürüyü mü kaldırdınız?

Sendika düşmanlığını mı gizlediniz?

İşçinin öfkesini mi sildiniz?

Hayır.

Sadece korktuğunuzu gösterdiniz.

Demek ki bir sendikacıdan korkuyorsunuz.

Demek ki örgütlü emekten korkuyorsunuz.

Demek ki yan yana gelmiş işçiden korkuyorsunuz.

Demek ki hakikat size fazla yüksek geliyor.

Çünkü, işçi bir kere korkuyu yendi mi, artık hiçbir saltanat eskisi gibi sürmez.

Mehmet Türkmen’e yönelen haksızlık, yalnızca bir insana değil; emeğin onuruna, sendikal haklara, demokratik toplumsal mücadeleye yönelmiş bir saldırıdır.

Ama herkes şunu aklına iyi yazsın:

Emeğin sesi bazen kısılır, ama yok edilemez.

Sendikacı tutuklanır, ama mücadeleyi bitiremezsiniz.

İnsanlar susturulur, ama hakikat susturulamaz.

Çünkü alın terinin hafızası vardır.

Çünkü adaletin gecikmesi, haklıyı haksız yapmaz.

Çünkü memleketin bütün karanlığı, bir tek örgütlü emek kıvılcımından bile daha güçlü değildir.

Bugün parmaklık ardına konulmak istenen şey, bir insan değil; işçinin cesaretidir.

 Ve tarih göstermiştir ki,

işçinin cesareti bir kez ayağa kalktı mı,?

onu ne kelepçe durdurur,

ne iftira,

ne algı,

ne de patronun gölgesine sığınmış korkak adalet!..

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Özgen Özdemir 13:59 - 23 Mart 2026

Kalemine,Ağzına, Emeğinize sağlık.

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X