GÜN GELİR. SAĞIR DUYAR Üç maymun. Güzelmiş
Gazeteci Cengiz Yücak’ın pazartesi günkü sosyal medya sayfasında;
Kör sağıra, “Ne güzelsin” demiş.
Ne kör görmüş.
Ne sağır duymuş.
Dilsiz anlamış.
Ama anlatamamış, şeklinde bir paylaşımını okumuştum.
Bu paylaşımın konusu aslında tam da memleketin bugünkü haliydi.
Nasıl mı?
Bakıyoruz, görmüyoruz.
Dinliyoruz, duymuyoruz.
Konuşuyoruz, söylemiyoruz.
Herkes her şeyi biliyor.
Kimse hiçbir şeyin adını koymuyor.
Meydanlarda nutuk var.
Ekranlarda masal var.
Sokakta ise hayatın çıplak sesi:
Geçinemiyoruz.
Ama o sesi de duymuyorlar.
Duyunca da, “Abartı” diyorlar.
Millet ekmeği küçültüyor, onlar cümleyi büyütüyor.
Vatandaş peyniri gramla alıyor, memleketi tonla anlatıyorlar.
Televizyonda refah var.
Mutfakta yok.
Kağıtta büyüme var.
Cüzdanda yok.
Sözde sabır var.
İnsanda artık takat yok.
Bu ülkede en çok sabır sömürüldü.
En çok da utanma duygusu tüketildi.
Çünkü burada yara açan, sonra kanayana kızıyor.
Yoksullaştıran, sonra şükür istiyor.
Susturan, sonra neden konuşmuyorsun diye soruyor.
Sonra dönüp millete bakıyorlar.
“Neden yüzünüz gülmüyor?”
Nasıl gülsün?
Anne pazarda susuyorsa…
Baba evde hesabını değil ömrünü eksiltiyorsa…
Genç geleceğini burada değil, gideceği yerde arıyorsa…
Emekli yaşarken değil, idare ederken yoruluyorsa…
Bu memlekette mesele artık sadece ekonomik değildir.
Mesele, haysiyet meselesidir.
En büyük tehlike yoksulluk da değil.
Alışmak.
Yalana alışmak.
Haksızlığa alışmak.
Aşağılanmaya alışmak.
Susmaya alışmak.
İnsan önce itiraz eder.
Sonra yorulur.
Sonra susar.
Sonra suskunluğunu karakter sanır.
İşte çürüme budur.
Kör sağıra, “Ne güzelsin” demiş ya
Biz artık o fıkranın içinde yaşamıyoruz.
Biz, onun devlet dili olduğu yerde yaşıyoruz.
Çirkinlik güzellik diye sunuluyor.
Beceriksizlik kader diye pazarlanıyor.
İtaat fazilet, itiraz kusur sayılıyor.
Ve herkes birbirine bakıyor.
Kör gibi.
Sağır gibi.
Dilsiz gibi.
Oysa mesele gözde değil.
Vicdanda.
Kulakta değil.
İdrakte.
Dilde değil.
Cesarette.
Bu ülke hala ayaktaysa nutuklarla değil,
Sabah işe giden işçiyle,
Mutfakta eksilte eksilte doyuran anneyle,
Mahcubiyetini içine gömen babayla,
Onurunu son maaşına kadar taşımaya çalışan emekliyle ayakta.
Bu memleketi büyük laflar değil, küçük insanların büyük sabrı taşıyor.
Ama herkes şunu aklına yazsın:
Hiçbir sessizlik sonsuz değildir.
Hiçbir yalan ebedi değildir.
Hiçbir karanlık, kendine güneş diyerek sabah olamaz.
Bir gün gelir.
Kör görür.
Sağır duyar.
Dilsiz konuşur.
Ve o gün mesele sadece düzenin değişmesi olmaz.
O gün mesele, bu memleketin yeniden insan olmaya başlaması olur.
Çünkü bir ülkede hakikat konuşamıyorsa, iktidarın dili ne kadar yüksekse, çürüme o kadar derindir…
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Urgan Gitti, Kurucu İrade Geldi: Bahçeli 15 Nisan 2026 Çarşamba
- Çözüm süreci mi. Hesap süreci mi (1) 14 Nisan 2026 Salı
- Adaletin terazisi kırıldıysa, zincirin sesi büyür 13 Nisan 2026 Pazartesi
- Sandık nasıl kurtulur? 10 Nisan 2026 Cuma
- Bağımsızlık mı? Siyasi körlük mü? 09 Nisan 2026 Perşembe
- Zamansız zeminsiz talep: Ara seçim 07 Nisan 2026 Salı
- Düpedüz sistemin meselesidir 06 Nisan 2026 Pazartesi
- Memleketin sessiz soygunu 03 Nisan 2026 Cuma
- Tutuklanan Esra değil, vicdandır 02 Nisan 2026 Perşembe
- Düzen değişmeden iktidar değişimi sorunu çözmez 01 Nisan 2026 Çarşamba