Çözüm süreci mi hesap süreci mi - 2 Urgan Gitti, Kurucu İrade Geldi: Bahçeli
***
Düne kadar siyaseti ipin düğümünde tarif edenlerin, bugün “kurucu irade” diye tarih anlatmaya kalkması, fikrî olgunlaşma değil; Türkiye’de siyasetin ilkeye göre değil, ihtiyaca göre çalıştığının en çıplak ispatıdır.
Dün ne diyordu?
“İple…”
Bugün ne diyor?
“Kurucu irade…”
Bakıyorsun, aynı isim.
Aynı yüz.
Aynı kürsü.
Aynı siyaset.
Değişen ne?
Cümle.
Demek ki mesele ilke değilmiş.
Demek ki mesele adalet değilmiş.
Demek ki mesele ahlak değilmiş.
Demek ki mesele, zamanın ihtiyacına göre ayar çekmekmiş.
Türkiye’de siyaset biliminin en öğretici laboratuvarı budur zaten.
Bu ülkede partiler bazen fikir taşımaz, fonksiyon taşır.
İdeoloji bazen inanç değildir, aparattır.
Lider bazen kanaat önderi değil, duruma göre kalibrasyon cihazıdır.
Dün idam ipiyle duygu mobilize edilir.
Bugün “kurucu irade” lafıyla yeni bir siyasi eşik meşrulaştırılır.
Aradaki çelişki mi?
O, halka bırakılır.
Nasıl olsa bu memlekette çelişkiyi en son siyasetçi görür.
Onu da görürse.
Devlet Bahçeli’nin bu 180 derecelik dönüşü, basit bir söylem değişikliği değildir.
Bu, Türkiye’de milliyetçi siyasetin, kendi ideolojik omurgasına göre değil, devlet aklının güncel ihtiyaçlarına göre yeniden dizayn edilebildiğini gösterir.
Siyaset bilimi açısından bunun adı nettir:
Araçsal pragmatizm.
Yani ilke, hedef veya düşman sabit değildir, sadece ihtiyaç sabittir.
İhtiyaç neyi gerektiriyorsa, söylem oraya akar.
Dün “en büyük tehdit” denilen yapı, bugün “konuşulabilir aktör” olur.
Dün “ihanet” diye bağırılan başlık, bugün “çözüm zemini” diye pazarlanır.
Dün meydanda oy devşiren öfke, bugün masada stratejik esnekliğe dönüşür.
Ve bütün bunlar olurken, millete de sanki çok derin bir devlet senfonisi dinliyormuşuz gibi davranılır.
Halbuki çoğu zaman dinlediğimiz şey senfoni değil.
Akort sesidir.
Bir de işin sosyolojik tarafı var.
O daha sarsıcı.
Çünkü Türkiye’de seçmen, partisine çoğu zaman metin okuyarak bağlanmaz.
Kimlik üzerinden bağlanır.
Liderine düşünsel sadakatle değil, duygusal sadakatle bağlanır.
Bu yüzden lider dün “idam” deyince alkışlayan kalabalık, bugün “kurucu irade” deyince de alkışlayabilir.
Niye?
Çünkü sadakat, tutarlılıktan güçlü hale gelmiştir.
Çünkü bizde siyasal aidiyet, çoğu zaman fikir birliği değildir.
Ait olma ihtiyacıdır.
İnsan ait olduğu yapının çelişkisini görmek istemez.
Görürse, kendi geçmiş alkışını da sorgulamak zorunda kalır.
O yüzden slogan değişir, bağlılık değişmez.
Kavga değişir, taraftarlık değişmez.
Kelime değişir, biat değişmez.
Felsefi olarak bakınca daha da acıklı.
Çünkü söz, bir insanın sadece dili değildir.
Ahlakıdır.
Dün aynı konuda ölüm çağrıştıran bir siyasal sertlik üretip, bugün kurucu meşruiyet dağıtmaya kalkıyorsan, burada sadece politik manevra yoktur; burada dilin ontolojik çöküşü vardır.
Çünkü kelime hakikati taşımıyorsa, propaganda taşır.
Cümle düşünceyi yansıtmıyorsa, pozisyonu yansıtır.
Pozisyon da sürekli değişiyorsa, geriye sadece konjonktür kalır.
İşte Türkiye’nin trajedisi burada başlıyor.
Konjonktür, karakterin yerine geçti.
Güç, ilkenin yerine geçti.
İhtiyaç, hakikatin yerine geçti.
Sonra dönüp buna “yüksek siyaset” dediler.
Yüksek falan değil.
Esnek.
Hatta fazla esnek.
O kadar esnek ki, dün urgan taşıyan cümle bugün “kurucu irade” diye çıkabiliyor.
Normal bir demokraside bu kadar keskin dönüş, ağır bir izah yükü doğurur.
Ne oldu da değişti?
Neden değişti?
Dün yanlış mıydı, bugün mü yanlış?
Dün millete yanlış mı söyledin, bugün mü başka bir hesap yürütüyorsun?
Ama Türkiye’de izah kültürü zayıf, dayatma kültürü güçlüdür.
Burada siyasetçi çoğu zaman pozisyon değiştirdiğinde açıklama yapmaz.
Yeni pozisyonu, eski pozisyonu ezerek yürürlüğe sokar.
“Ben böyle diyorum, öyleyse mesele budur” der.
Dünü hatırlatan olursa da, ona devlet, beka, tarih, jeopolitik, strateji gibi büyük kelimeler fırlatılır.
İşin ironik tarafı şu…
Bu ülkede siyaset bazen o kadar hızlı dönüyor ki, pusula bile utanır.
Dün ipin lifini sayanlar, bugün tarihin ruhunu anlatıyor.
Dün infaz imasında bulunanlar, bugün inşa kavramı satıyor.
Dün siyasal ölüm diliyle konuşanlar, bugün siyasal doğum ebesi kesiliyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu mudur ilke?
Bu mudur omurga?
Bu mudur millet adına siyaset yapmak?
Yoksa bu, iktidar düzeni içinde rol değiştirmenin, kostüm değiştirmenin, dekor değiştirmenin yeni adı mı?
Çünkü bu tablo bize şunu söylüyor:
Türkiye’de bazı aktörler asla değişmiyor.
Sadece kullandıkları kelimeler değişiyor.
Dün sertlik gerekiyorsa sertleşiyorlar.
Bugün yumuşama gerekiyorsa yumuşuyorlar.
Dün bağırıyorlar.
Bugün fısıldıyorlar.
Ama hepsinin ortak noktası şu:
Millete hiçbir zaman “Dün başka demiştik, bugün başka diyoruz, çünkü şartlar değişti” deme olgunluğunu göstermiyorlar.
Devlet Bahçeli’nin bu dönüşünün siyasi sonucu nedir?
Birincisi, milliyetçi tabanın ezberini bozar ama mutlaka bilincini açmaz.
İkincisi, Türkiye’de ideolojik pozisyonların ne kadar geçirgen olduğunu bir kez daha gösterir.
Üçüncüsü, “devlet aklı” denen şeyin çoğu zaman siyasal çelişkileri meşrulaştırmak için kullanılan sihirli bir örtüye dönüştüğünü kanıtlar.
Dördüncüsü, muhalefete de ibret verir:
Karşınızda yalnızca bir parti yok.
Gerektiğinde kendi geçmişini inkâr ederek yol alan bir siyasal mekanizma var.
Son söz, bu memlekette bazen en sağlam şey anayasa değil,arşivdir.
En kırılgan şey ekonomi değil, hafızadır.
Ve en hızlı değişen şey döviz kuru değil, siyasetçinin cümlesidir.
Dün “iple…”, bugün “kurucu irade…”, yarın ne olur bilinmez.
Ama şunu herkes bilsin:
Millet bazen susar, bazen yutar ,bazen bekler, fakat hafıza, günü gelince konuşur.
Ve en önemlisi, bu memlekette geç uyanan ama tamamen ölmeyen bir vicdan var.
O vicdan bir gün mutlaka şu cümleyi kurar:
Urganla kurucu irade arasındaki mesafe, fikir mesafesi değildir.
Çıkar mesafesidir!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Çözüm süreci mi. Hesap süreci mi (1) 14 Nisan 2026 Salı
- Adaletin terazisi kırıldıysa, zincirin sesi büyür 13 Nisan 2026 Pazartesi
- Sandık nasıl kurtulur? 10 Nisan 2026 Cuma
- Bağımsızlık mı? Siyasi körlük mü? 09 Nisan 2026 Perşembe
- Zamansız zeminsiz talep: Ara seçim 07 Nisan 2026 Salı
- Düpedüz sistemin meselesidir 06 Nisan 2026 Pazartesi
- Üç maymun. Güzelmiş 05 Nisan 2026 Pazar
- Memleketin sessiz soygunu 03 Nisan 2026 Cuma
- Tutuklanan Esra değil, vicdandır 02 Nisan 2026 Perşembe
- Düzen değişmeden iktidar değişimi sorunu çözmez 01 Nisan 2026 Çarşamba