TÜBİTAK GÖĞE BAKTI Yağmur duasına bütçe, bilime kuraklık
**
Bursa Uludağ Üniversitesi Proje Ofisi’nin LinkedIn paylaşımında “TÜBİTAK 2515-COST kapsamında desteklenmeye hak kazandı” deniyor; yürütücü olarak Doç. Dr. Öznur Özdemir ve proje kapsamı olarak CA23143 / PRAYTICIPATE COST aksiyonu belirtilmiş.
Memlekette barajlar kuruyor.
Çocuklar yurtdışına gidiyor.
Laboratuvarlarda cihaz yok.
Üniversite öğrencisi kahvaltıya simit hesabı yapıyor.
Genç akademisyen, makale yazmak için değil, kira ödemek için sabahlıyor.
Ama devletimizin bilim kurumu ne yapıyor?
Yağmur duasını inceliyor.
Hem de öyle sıradan değil.
“Eko-teolojik” inceliyor.
Yani yağmur yağmadığında göğe bakma faaliyetinin, çevre bilinciyle ilişkisini akademik zarafet içinde masaya yatırıyoruz.
Ne güzel.
Meteoroloji beklesin.
Ziraat beklesin.
Kuraklık haritası beklesin.
Yeraltı suları beklesin.
Çiftçi beklesin.
Bilim beklesin.
Biz önce VII. yüzyılla XI. yüzyıl arasında kim, nerede, nasıl yağmur duasına çıktı, ona bakalım.
Çünkü sorun kuraklık değil.
Sorun merak.
Ama bilimsel merak da seçici.
Mesela bu ülkede öğrenciler neden TÜBİTAK projesi yazarken bin dereden su getiriyor?
Araştırma görevlisi neden bir mikroskop için üç yıl bekliyor?
Genç mühendis neden prototipini sanayide değil, Almanya’da geliştiriyor?
Bunlar eko-teolojik değil.
Bunlar fazla dünyevi.
Dünyevi şeyler sıkıcıdır.
Döviz kuru gibi.
Enflasyon gibi.
Deprem gibi.
Tarım gibi.
Beyin göçü gibi.
Oysa dua romantiktir.
Ritüeldir.
Katılımlıdır.
Bütçelidir.
Üstelik başlığı da güzeldir.
Başlık uzadıkça bilim sanılır bu ülkede.
“Yağmur duası” dersen gülüyorlar.
“İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi” dersen proje oluyor.
Aradaki fark nedir?
Aradaki fark, üç tire, iki parantez, bir uluslararası ağ ve muhtemelen birkaç hakem raporudur.
Elbette din tarihi çalışılmasın demiyoruz.
Elbette ritüeller, toplumlar, inanç pratikleri, çevre tasavvurları akademinin konusu olabilir.
Olmalıdır da.
Ama mesele şu:
Bu ülkede kamu kaynağı dağıtılırken öncelik nedir?
Kuraklıkla mücadele mi?
Su yönetimi mi?
İklim adaptasyonu mu?
Tarımsal verimlilik mi?
Yoksa yağmur duasının katılımcı formasyonu mu?
Bir ülkenin bilim politikası, o ülkenin aklının aynasıdır.
Aynaya bakıyoruz.
Karşımızda laboratuvar önlüğü yok.
Cüppe var.
Sensör yok.
Arşiv var.
İklim modeli yok.
Ritüel analizi var.
Yağmur bulutu yok.
Proje başlığı var.
Sonra gençlere “bilim yapın.” diyorlar.
Genç soruyor “hangi bilim?”
Cevap hazır: “bütçe bulabilen bilim.”..
Bu ülkede bilim insanı olmak zor.
Ama doğru başlığı bulmak kolay.
Yeter ki kelimeleri iyi diz.
“Eko” koy.
“Teolojik” koy.
“Katılımlı” koy.
“Uluslararası” koy.
“VII-XI. yüzyıl” koy.
Sonra bekle.
Belki yağmur yağar.
Belki bütçe yağar.
Ama bu memlekette akıl kuraklığı, meteorolojik kuraklıktan daha tehlikeli hale geldi.
Çünkü yağmur duasının tarihini araştıracak kaynak bulunuyor.
Yağmur yağmadığında tarlası yanan çiftçiye çözüm bulunamıyor.
Bilimin görevi göğe bakmak değildir.
Bilimin görevi, göğe bakıp neden yağmadığını anlamaktır.
Devletin görevi de dua ile veri arasındaki farkı bilmektir.
Bilmiyorsa?
O zaman zaten mesele proje değildir.
Mesele rejimdir.
Mesele memleketi yöneten zihniyettir.!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Güçlü lider masalı, monarşi tavsiyesi 24 Nisan 2026 Cuma
- Sandıkta yenemeyenin, yargı eliyle CHP’yi bölme operasyonu... 23 Nisan 2026 Perşembe
- Memleketin pası. Halkın teri. Devletin suskunluğu 22 Nisan 2026 Çarşamba
- Çocukları Susturanlar, Memleketi Çürütür 20 Nisan 2026 Pazartesi
- Mesele kelime değil. Zihniyet 17 Nisan 2026 Cuma
- Mecburi üyelik 16 Nisan 2026 Perşembe
- Urgan Gitti, Kurucu İrade Geldi: Bahçeli 15 Nisan 2026 Çarşamba
- Çözüm süreci mi. Hesap süreci mi (1) 14 Nisan 2026 Salı
- Adaletin terazisi kırıldıysa, zincirin sesi büyür 13 Nisan 2026 Pazartesi
- Sandık nasıl kurtulur? 10 Nisan 2026 Cuma