BİR KURUM TESTİ, BİR HUKUK TESTİ Yalova'nın düşündürdükleri!..
***
Yalova.
Bir ev.
Sekiz saat.
29 Aralık 2025 sabahı, “bir adrese operasyon” diye başlayan iş, sekiz saatlik çatışmaya döndü. Üç polis şehit, altı DEAŞ mensubu öldürüldü, yaralılar var; içerideki kadın ve çocuklar tahliye edildi.
Şehitlerimize rahmet, ailelerine sabır, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum...
Ve resmi açıklamalara yansıyan en kritik detay: Öldürülen şüpheliler Türk vatandaşı.
Ertesi gün tablo büyüdü: ülke genelinde 21 ilde 357 gözaltı… “Yılbaşı dönemi hedeflenmiş olabilir” istihbaratı… Finansal ağlar, dijital materyaller, hücre bağlantıları…
Demek ki neymiş?
DEAŞ, “sınırın ötesindeki yangının dumanı” değilmiş.
Bazen evin içine kadar geliyormuş.
Şimdi gelelim asıl meseleye.
Yalova’nın bize asıl söylediğine.
“Kâfir” dediği devlette, serbest dolaşan adam
Gazeteci İsmail Saymaz’ın yazdıklarıyla kamuoyu başka bir başlığa çarpıldı: Çatışmada üç polisi öldüren isimlerden Zafer Umutlu’nun, “IŞİD üyeliği” dosyasında tutuksuz yargılandığı ve beraat ettiği, gerekçeli karar tebliğinin de çatışmadan hemen önce/saldırı günü yapıldığı bilgisi.
Ve o dosyada anlatılan zihniyet…
Devleti “tağut” gören, oy kullanmayı ve askerliği meşru saymayan, polisi “kâfir” ilan eden bir dünya görüşü.
Bu, “fikir” değil; anayasal düzenin reddi.
İşte Türkiye’de radikal-cihatçı terörün geldiği nokta tam burası:
Sadece silah değil; zihin, ağ, hukuk, kurum meselesi.
Peki bu noktaya nasıl gelindi?
Yalova’daki çatışmanın en çarpıcı tarafı “yabancı savaşçı” klişesini kırması.
“Türk vatandaşı” vurgusu, devşirmenin yerelleştiğini; iz sürmenin zorlaştığını; hücrenin daha “az görünür” hale geldiğini gösteriyor.
Noel–yılbaşı gibi takvimler “kalabalık” üretir; kalabalık “etki” üretir.
Bu yüzden operasyonların yıl sonunda yoğunlaşması tesadüf değil.
İddia edilen planlar, sadece can kaybı değil; gündelik hayatı felç etmeyi hedefler.
Polis hedefse, amaç devlettir.
Güvenlik güçlerine saldırı; “kaçış” değil, caydırıcılığı aşındırma hamlesidir.
Moral, refleks, personel devamlılığı… Hepsi hedef olur. Yalova’da yaşanan da budur.
“Hız” ile “standart” arasındaki ölümcül boşluk var.
Terörle mücadelede hukuk, sadece “sonradan hesap sorma” aracı değildir; önleyici kapasitenin parçasıdır.
Eğer bir dosyada risk doğru okunmazsa…
Eğer denetimli serbestlik/tahliye süreçlerinde kurumsal risk değerlendirmesi işlemiyorsa…
Eğer delil standardı ya aşırı gevşek ya da aşırı savruksa…
Sonuç, sahada kanla yazılır.
Yalova’daki “beraat–tebligat” tartışması, tam da bu yüzden büyüdü.
Bugün radikalleşme artık çoğu zaman “dağ kadrosu”yla değil; ekranla, sohbet halkasıyla, mikro-ağlarla ilerliyor.
Saymaz’ın aktardığı biçimde bazı çevreler/kanallar üzerinden radikalleşme iddiaları da bu yeni modelin işaretidir.
Ne yapmalı? (Slogan değil, sistem)
Kolluk–istihbarat–sınır güvenliği arasında gerçek zamanlı veri entegrasyonu; seyahat/finans/dijital izlerin birlikte modellenmesi.
Terör dosyalarında hız ile delil standardını birlikte yükseltecek uzmanlaşma; risk analizi ve süreç yönetimi.
Cezaevlerinde radikalleşmeyi önleyici ayrıştırma/izleme/rehabilitasyon; tahliye sonrası kontrollü takip ve kurumsal risk değerlendirmesi.
Propaganda ile mücadelede sadece içerik kaldırma değil; para akışları, örgütlenme biçimleri ve “sözde yardım” kanallarında şeffaf denetim.
Ve en kritik cümle: Meşruiyet caydırıcılıktır.
Hukuk devleti görüntüsü zayıfladığında, örgüt propaganda zemini bulur; toplumsal kayıtsızlığı büyütür.
Son söz
Yalova, bir “operasyon haberi” değil.
Bir kurum testi.
Bir hukuk testi.
Bir toplumsal dayanıklılık testi.
Bu ülkenin güvenliği, günlük polemikle değil; soğukkanlı devlet aklıyla, özgürlük alanlarına saldırmadan, bağımsız yargı, tarafsız yargıç ve sağlam hukukla, denetlenen ve hesap verebilir kurumlarla korunur...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Korkunun iktidarı, umudun halkı 23 Temmuz 2026 Perşembe
- Petrol aktı, fatura halka kaldı 17 Temmuz 2026 Cuma
- 15 Temmuz’un illiyet zinciri 16 Temmuz 2026 Perşembe
- Kurtarıcı Bekleyenler Cumhuriyeti 14 Temmuz 2026 Salı
- Savunma susturulamaz, adalet şikâyetle örtülemez 13 Temmuz 2026 Pazartesi
- Bir Çöküşün Anatomisi 10 Temmuz 2026 Cuma
- Tedbirle gelenlerin tarihi sınavı 09 Temmuz 2026 Perşembe
- Delegelerin iradesine düşen butlan gölgesi 08 Temmuz 2026 Çarşamba
- Nefesin kalmasa bile; susma, haykır 03 Temmuz 2026 Cuma
- NATO’dan utanmayın, halkımızdan utanın!.. 01 Temmuz 2026 Çarşamba