SİYASET MUĞLAKLIK KALDIRMAZ Zamansız zeminsiz talep: Ara seçim

07 Nisan 2026 03:14
Çünkü ortada “büyük hamle” diye sunulan şeyin, ne siyasi zamanlaması tutuyor ne de kurumsal zemini ikna ediyor. Bir hamle, şartlar olgunlaşmadan yapılırsa cesaret gibi görünür ama çoğu zaman hesap hatasıdır.

** 

Siyaset, vakit bilme, zemin okuma, güç tartma ve nabız tutma işidir.

Hangi sözün ne zaman söyleneceğini, hangi kapının neden çalınacağını, hangi hamlenin memlekette karşılık bulup hangisinin sadece koridorlarda yankılanacağını hesap etme işidir.

Ortaya bir “ara seçim” lafı atıldı.

İyi de, hangi siyasi iklimde?

Hangi toplumsal karşılıkla?

Hangi Meclis hesabıyla?

Hangi sonuç beklentisiyle?

Sorular ortada duruyor.

Cevaplar ise sisin içinde.

Çünkü bu ülkede siyaset, temennilerle yapılmıyor.

Meclis aritmetiği, duyguya göre şekil almıyor.

İktidar, muhalefetin çağrısıyla kendine alan açmıyor.

Sistem, nezaket ziyaretlerinden etkilenip yeni rota çizmiyor.

O halde bu ara seçim çağrısı nedir?

Strateji mi?

Hayır.

Hazırlığı olgunlaşmış bir siyasi hamle mi?

O da değil.

Daha çok, ses getirsin diye ortaya bırakılmış, ama kendi ağırlığını taşıyacak zemini olmayan bir siyasi gösteri gibi duruyor.

Acı ama gerçek bu.

 

Çünkü ara seçim talebi dediğiniz şey, kahve masasında söylenecek bir temenni cümlesi değildir.

Bunun bir hukuki zemini, bir siyasi iklimi, bir toplumsal basıncı, bir muhalefet senkronu olur.

Siz bunların hiçbirini sağlam kurmadan ortaya “ara seçim” diye çıkarsanız, memlekete umut değil, muğlaklık vermiş olursunuz.

Siyaset muğlaklık kaldırmaz.

Hele muhalefet hiç kaldırmaz.

Muhalefetin cümlesi, iktidarın cümlesinden daha net olmak zorundadır.

Çünkü iktidar hata yapınca devleti kullanır, muhalefet hata yapınca yalnızca güven kaybeder.

Mesele tam da budur.

Bugün Türkiye’nin derdi “laf eksikliği” değil.

Zaten memlekette en bol şey laf. Sabah açıyorsun ekranı, laf. Öğlen bakıyorsun, laf. Akşam tartışma programı, yine laf.

Vatandaşın evine giren ekmek küçülmüş, cebindeki para erimiş, adalet duygusu zedelenmiş, genç umudunu bavula koymuş…

Hâlâ siyasi zamanlama yerine siyasi nümayiş peşinde koşulursa buna vizyon denmez, olsa olsa buna gündem yoklaması denir.

Şimdi gelelim parti parti dolaşma meselesine…

Demokrasilerde görüşme olur.

Temas olur.

Kapı çalınır.

El sıkılır.

Bunların hepsi normaldir.

Ama siyasette bir görüntü vardır, bir de sonuç vardır.

Bu ikisini karıştırdığınız an, fotoğraf albümü yaparsınız; siyaset değil.

 

Bir muhalefet lideri başka partileri ziyaret edebilir. Etmelidir de.

Fakat bu ziyaretler, eğer elle tutulur bir siyasi ortaklık üretmiyorsa; eğer ortaya somut bir yol haritası çıkarmıyorsa; eğer toplumun önüne “işte buradan bir sonuç alacağım” diyemiyorsa, o turlar diplomatik temas olmaktan çıkar, siyasi turizme dönüşür.

Millet artık buna bakıyor.

Kim gerçekten bir şey örüyor?

Kim sadece görünüyor?

Kim masaya plan koyuyor?

Kim sadece fotoğraf koyuyor?

Türkiye’nin seçmeni eskisi gibi değil.

O eski dönemlerde siyasetçi üç cümle kurar, beş ziyaret yapar, on manşet alır, kendini dev aynasında görürdü. O devir geçti. Vatandaş artık daha sert, daha yorgun, daha kuşkucu. Lafın cilasına değil, neticesine bakıyor.

Çünkü milletin canı yanıyor.

Canı yanan toplum, siyasi parfüm koklamaz.

Ekmeğe bakar.

Faturaya bakar.

Yarına bakar.

Devletin haline bakar.

Muhalefetin ciddiyetine bakar.

Ve orada şunu sorar: “Bu insanlar gerçekten iktidar yürüyüşü mü yapıyor, yoksa muhalefet pratiği mi tekrar ediyor?”

Çok ağır soru.

Ama mecburi soru.

 

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ara seçim çıkışı da, öteki partilere yaptığı/ yapacağı turlar da maalesef bu ağır sorunun altında eziliyor.

Çünkü ortada “büyük hamle” diye sunulan şeyin, ne siyasi zamanlaması tutuyor ne de kurumsal zemini ikna ediyor.

Bir hamle, şartlar olgunlaşmadan yapılırsa cesaret gibi görünür ama çoğu zaman hesap hatasıdır.

Siyasette en pahalı şey şudur:

Erken konuşmak.

Eksik hazırlanmak.

Zeminsiz yükselmek.

Çünkü yükselirsin…

Ama tutunamazsın.

Bir süre sonra kendi sözünüz kendi omzunuza yük olur.

Bugün “ara seçim” dersiniz, yarın olmaz.

Bugün “temas trafiği” dersiniz, ertesi gün somut sonuç çıkmaz.

Bugün “yeni dönem” dersiniz, sonra eski alışkanlıklar masaya yayılır.

Bu da seçmenin zihninde tek cümleye dönüşür:

“Demek ki yine olmamış.”

Muhalefetin en büyük sorunu budur zaten.

Sürekli niyet açıklıyor.

Ama yeterince kudret göstermiyor.

Sürekli iddia kuruyor.

Ama o iddiayı taşıyacak siyasi mimariyi tamamlayamıyor.

Sürekli yüksek perdeden konuşuyor.

Ama o sesin altında demir iskelet görünmüyor.

Oysa memleket artık jest değil, ciddiyet istiyor.

Çıkış değil, çerçeve istiyor.

Heyecan değil, hazırlık istiyor.

Çünkü iktidar dediğiniz şey, yalnızca eleştiriyle alınmaz.

İktidar, alternatif hissi vererek alınır.

Topluma “bunlar isterse yapar” duygusunu veremiyorsanız, ne kadar çok konuşursanız konuşun, söylediğiniz söz duvara çarpıp geri gelir.

Şimdi dürüst olalım.

Bugün ara seçim çağrısı, siyasetin sert taşlarına çarpacak bir ses olarak duruyor.

Bugün öteki partilere yapılan ziyaretler, sonuç üreten devlet ciddiyetinden çok, muhalefet vitrini havası veriyor.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, yüksek sesli ama zeminsiz başlıklar değil; sabırlı, soğukkanlı, hesaplı ve sonuç odaklı bir siyasi hat.

Çünkü memlekette muhalefetin sorumluluğu, manşet kovalamak değildir.

İktidar alternatifi inşa etmektir.

Ve bunun yolu da her gün yeni bir başlık atmaktan değil, doğru başlığı doğru zamanda, doğru güçle vurmaktan geçer.

Aksi halde ne olur?

Çok basit.

Siyaset yapılmaz.

Siyaset taklidi yapılır.

Kapılar çalınır.

Ama hiçbir kilit açılmaz.

Sonra da çıkıp milletin karşısına “biz elimizden geleni yaptık” denir.

Millet artık buna inanmıyor.

Çünkü bu ülke çok şey gördü.

Boş cümle gördü.

Şişirilmiş hamle gördü.

Fotoğrafla büyütülen siyasetçi gördü.

Kendi sesine hayran olan muhalefet gördü.

 Ve en sonunda şunu öğrendi:

Bir siyasi hareketin gerçek gücü, en çok konuştuğu anda değil, en doğru hamleyi yaptığı anda anlaşılır.

Ezcümle, ara seçim talebi yanlış zamanda dillendirildi.

Siyasi zemin buna müsait değil.

Öteki partilere yapılan /yapılacak ziyaretler ise bu büyük boşluğu kapatmaya yetmiyor.

Çünkü siyasette iyi niyet başka şeydir, ağırlık başka şey.

Temas başka şeydir, sonuç başka şey.

Görünmek başka şeydir, güven vermek başka şey.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan da tam olarak güvendir...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X