DÜNYADAN GERİ DEĞİLİZ Bilgiyi ürüne dönüştürüp pazarda yer edinmeli
GTÜ Rektörü Hacı Ali Mantar üniversite eğitiminde dünyadan geri olmadığımızı söyledi. Nitelikli işsizliğin statücülükten kaynaklandığını belirtip, “Mesele bilimden ibaret değil. Bilgiyi ürüne dönüştürüp, ürüne pazarda yer bulmalı” dedi
Seri röportaj - 1
“Avrupa Birliği ülkeleriyle birlikte uygulanan Erasmus projeleri kapsamında Almanya, Amerika ve diğer ülkelere giden öğrencilere, hocalara bizzat soruyorum. Öğrencilerimizin gitmesini de, özellikle oralardaki eğitimin aslında bizden daha iyi olmadığını yaşayıp görmeleri için bizzat tavsiye ediyorum. Ülkemizde verdiğimiz eğitimi daha da geliştirmemiz lazım. Evet, eksiklerimiz var ama dünya geneline baktığımızda kötü değiliz. Ben 100 tane eksik sayabilirim ama o ülkelerdeki eğitimde de 200 eksik sayabilirim. Bizim geliştirmemiz lazım ama dünya geneline baktığımızda kötü değiliz.”
Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Hacı Ali Mantar’a bir süre önce makamında konuk olduk. Öne aldığımız konulardan biri veya birkaçı…
Ülkemiz gençlerinin gerek eğitimde gerekse bundan sonraki yaşamlarında yurt dışı tercihleri…
Arz talep dengelerinin şaştığı söylenen üniversiteleşme, körüklediği işsizlik ve bunun üniversite eğitimine yansıyan halleri…
Bugün başladığımız dizinin ilk bölümünde yer verdik.
Rektör Mantar özetle; kimi çevrelerin ama ön yargı ama kaygıyla hatta ‘Beka meselesi’ diye tanımladığı ‘Beyin göçü’nün globalleşen dünyada ülkemiz için de bir risk oluşturmadığını ve giden kadar gelenin olduğunu…
Bazı tek tük vakıf üniversiteleri haricinde gerek GTÜ kurumsalında gerekse genelde üniversite eğitimimizin dünyadan geri olmadığını…
Hatta ülkemizin, diğer ülkelere nazaran avantajları olduğunu kaydetti:
ELEŞTİRELİM AMA ABARTMAYALIM
“Günümüzde öğrencileriniz, dört çeşit yemeği aşağı yukarı 1 dolara, 45 liraya yiyebilirken yurt dışında böyle bir imkân, yok.
Üniversitemizin erkek öğrencileri, Muallimköy’deki öğrenci yurdunda oturuyor. Gecenin 10’un da halk otobüsü, minibüsle yurda gidebiliyor. Gebze’nin sokaklarında gecenin 12’sinde de, sabaha karşı 03.00’te de herkes korkusuz bir şekilde, rahatlıkla gezebilir. Ama bunu İngiltere, Amerika, Kanada’da yapamazsınız. Bırakın gecenin 01 – 02’sini, akşam 10’dan sonra sokaklarında yürüyemezsiniz.
Elbette memleketimizin, üniversitelerimizin eksiklerini söyleyelim ama biraz insaflı söylemeliyiz. Hocalar, öğrenciler, veliler olarak eleştirirken, çok şeyi abartıyoruz.”
TOPLUMDA BİR KÜLTÜR DEĞİŞMELİ:
ÜNİVERSİTE MEZUNU, HER İŞİ YAPAR
- Ülkemizde üniversite sayısının artmasının arz talep ölçüsüzlüğünde işşizliği/nitelikli işsizliği arttırdığı söyleniyor. Bu tespitlere katılıyor musunuz?
- (Özetle) Söylediklerinizi ben de duyuyor, tespitlere katılmıyorum. Şöyle ki; üniversite eğitimi bir formasyondur. (Ülke ölçeğinde) Ne kadar fazla öğrenci üniversite mezunum olursa; kültür düzeyim, bilgi düzeyim, dünyayı tanımam, topluma karşı sorumluluğum o derece artar. Aydın insandan zarar gelmez, cahil insandan zarar gelir. Başka bir topluluğu, ortamı görmüş insandan çok zarar gelmez, görmemiş insandan daha fazla zarar gelir. Onun için üniversitelerin çokluğunu ve çok fazla öğrencinin üniversiteden mezun olmasını bir problem olarak görmüyorum. Asıl problem kişinin; ‘üniversite mezunuyum’ deyip her işi yapmaması. Bizde asıl değişmesi gereken, bu kültürdür.
- Türkiye’de çok sayıda üniversitelerde hoca, profesör, rektör olan arkadaşlarım var. Bu kişiler, Amerika’da doktora yaparken aynı zamanda restoranda çalışıyorlardı. Doktorayı, yüksek lisansı bitirdikten sonra sabahları gazete dağıtıyorlardı. Amerika’da bu bir ayıp olarak görülmüyor veya yapılmaz bir iş olarak görülmüyor. Türkiye’de böyle bir kültürel değişime ihtiyacımız var. Yani üniversiteyi bitirmeyi bir statü, o statüde de ‘her şeyi yapmaz’ gibi görürseniz problem buradan kaynaklanır.
- Fevkalade bir üniversite bitiren bir insan taksi şoförlüğü de yapabilir.
- Ha nedir, ‘Ben işletmeyi bitirdim bunu mu yapacağım?’ Sen işletmeyi bitirdin ama işletmeyi bitirmek şoförlük yapandan üstün olduğun anlamına gelmez, şoförlük de yapabilirsin. Doktorluğu bitirirsin, çiftçilik yapabilirsin. Sen Mühendislik okudun, bir fabrikada işçi olarak da çalışabilirsin. Yani bizim aslında üniversiteyi bitirdikten sonra 'ben mesleğimin dışında hiçbir iş yapmam' deme problemimiz var. ‘Her işe girmeyiz, yapamayız problemimiz’ var.
- Örneğin Kocaeli’de, aşağı yukarı 50 bin işçi açığı var. Ama belki bir o kadar da iş arayan insan var. Kişi, mezuniyetini sosyal statü olarak gördüğünde, gidip çalışmıyor. Hâlbuki çalışmak erdemliliktir. Önemli, esas olan çalışmaktır. Hangi işi yaptığınız sizin statünüzü belirlemez, sizin kişiliğinizi ortaya koymaz. Bizde o problem var, o problem olunca biz zorlanırız. Yoksa üniversite sayısının artması sorun veya istihdamın önünde engel değil.”
VAKIF ÜNİVERSİTELERİMİZ HENÜZ
ÇOK GENÇ: DAHA DA DÜZELECEKTİR
- Bazı vakıf üniversitelerinde ilgili bölüme dair dekan bile olmadığı, bunun da eğitim kalitesini düşürdüğü söyleniyor. Bu tespite, katılıyor musunuz?"
- Bu dünyanın her tarafında var. Evet; bazı vakıf üniversitelerinde eğitimin iyi verilmediğini, daha az hoca kapasitesiyle eğitim verildiğini biz de duyuyoruz ama şuna da bakmak lazım; nereden nereye geldik? Bu bir süreç meselesi. Ben bugün bir işe girdiğimde hemen yarın kar etmiyorum, yarın dört dörtlük bir esnaf olmuyorum. Bizdeki vakıf üniversitelerinin geçmişine de baktığımızda en eskisi 20-30 yıl önce kurulmuş.
- Üniversiteler de bir insan, bir canlı organizma gibidir; gelişme, emekleme, yürüme ve koşma, profesyonelleşme dönemi oluyor. Vakıf üniversitelerine dair şikâyetleri 10 yıl önce daha fazla duyuyordunuz. 5 yıl önce, biraz daha azaldı, düzeldi. Bugün 5 yıl öncesinden daha iyi, yarın da bundan daha iyi olacak. Çünkü bu ekosistem, kişi sadece diploma için gitmeyecek, kalitesini görecek. Günümüzde öğrenciler, uyanık artık. Bana, Gebze Teknik Üniversitesi'ne gelmeden önce, ‘Senin kaç tane hocan var? Sen ne kadar iyi eğitim veriyorsun’ demeye başladı.
- Merdivenaltı diye tanımladığımız bazı birkaç üniversiteden sebep hepsini aynı şekilde değerlendirmemeli, zan altında bırakmamalı. Vakıf üniversitelerinden çok ciddi olanlar var ve çoğunluktalar. Öte yandan olumsuzluk sadece vakıf üniversitesinin yönetiminden de kaynaklanmıyor; üniversiteye gelenlerden de, çevreden de etki var. Üniversite yapılanmaları sonrası bir olgunlaşma zamanı gerekiyor. Yurtdışında da var benzer durum. Örneğin İngiltere’ye gittiğinizde Oxford, Cambridge var ama lise düzeyinde hatta daha düşük eğitim veren üniversiteler de var. İngiltere’de de var, Avrupa’da da var.
- Ülkemizde, vakıf üniversiteleri henüz çok genç. Olumsuz yönleri, zamanla düzelecektir. Zaman zaman görüyoruz. Değişime gidiyorlar, birleşmeye gidenler oluyor. Mütevelli heyetleri, rektör değiştiriyor. Zamanla daha da gelişecektir inşallah.
- Ülkemiz gençlerinin yurt dışı eğitim tercihini, ötesinde yaşamlarını yurtdışında yaşamı sürdürme tercihlerini yorumlar mısınız? Yurt dışında yaşamayı tercih etmek, beka sorunumuz mudur?
- Ben de Amerika’ya gidip master yaptım. İki oğlum da Amerika’da master yapıp geri döndü. Yurt dışında eğitim görürsünüz, dönüp ülkenizde çalışırsınız. Bu bir tercihtir. Öte yandan yurt dışı eğitim sonrası orada çalışıp yaşamaya da başlayabilirsiniz ve ben bu tercihin bir beka meselesi olduğunu zannetmiyorum. Bu ülkemiz için problem değil.
- Bizim bilgi, teknoloji, insan kaynağı problemimiz yok. İngiltere’ye, Almanya’ya, Hollanda’ya, Amerika’ya gidip kalan mühendislerimiz var ama başka ülkelerden de bize gelen var. Dünya artık globalleşti, sınırlar kalktı. Biz de dünyanın her tarafında çalışıyoruz.
- Ben aynı zamanda HAVELSAN’ın Yönetim Kurulu Başkanıyım. HAVELSAN’dan Hollanda’ya gidenlere - bu da ciddi bir algı- Almanya’ya, İngiltere’ye gidip gelenlerin geneline soruyorum. Baktığımda genel olarak oradaki maddi birikimleri buradan daha fazla değil. Oradaki yaşam koşulları buradan daha iyi değil. Yurt dışına giden bilim insanlarımız kadar yurt dışından bize gelen bilim insanları var. Dolayısıyla ben burada çok ciddi bir problem görmüyorum.
- İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, Amerika’da, Kanada’daki bilim insanlarımız, mühendislerimiz, kimyacılarımız, biyologlarımız oralardalarsa, onlar da ülkesine yine hizmet edebilirler. Mühim olan aidiyetini kopartmamak. Nereye ait olduğunu unutmamak. Bazen orada yaptığınız çalışmalar, oradaki faaliyetler ile Türkiye’ye daha da iyi katkıda bulunabiliyorsunuz. Ama şu korkumuzun olmaması lazım; ‘mühendisimiz dışarıya gider biz insan kaynağı kaybediyoruz, burada insan kaynağı kalmadı’... Yok, burada da çok ciddi insan kaynağı yetişiyor. İyiler gitmiyor sadece, ortalama olanlar da gidiyor, ortalamanın altında olanlar da gidiyor. Çok iyilerden burada kalanlar da var. Bu konuda benim hiçbir endişem yok.”
- Şöyle bir tespitim var: Üniversitelerde, İSG bölümlerine ilgi azaldı, çeşitli sebepleri var 20 yıl önce Gebze’de psikolojik vakalara dair görüş alacak psikolog bulamazdık. Günümüzde, özel klinikler açılıyor. Üniversitelerde fakülte ve bölüm yapılanmalarını, arz talep ilişkisi belirliyor, diyebilir miyiz?
- Toplumun ihtiyacı neyse, belki daha hızlı hareket etmemiz lazım. Belki biraz daha yavaş oluyor ama örneğin geçen seneye kıyasla bilgisayar mühendisliğine ilgi azaldı. Çünkü yapay zekâ diye bir kavram çıktı. Yapay zekâ; bilgisayar alanına çok girdi ve bilgisayar mühendisliğinde talep azalmaya başladı. Zamanla belki daha da azalacak. Veri bilimi artacak. Yapay zekâ daha da öne çıkacak. Arz talep dengesi ilişkisi kurmanız, doğru.
İlave olarak…
- Gebze Teknik Üniversitesi dahil olmak üzere, Türkiye’deki üniversiteleri küçümsemiyoruz. Eksiklerimiz çok ama dünyadan geri değiliz. Toplumda bilgi probleminin giderilmesi ve daha çok geliştirilmesi gerekir ama dünyadan geri değiliz. Teknolojik olarak, yetenek olarak dünyadan geri değiliz. Bunu sahada, uluslararası alanda, eğitim içinde olan birisi olarak söylüyorum. Özgüvenimizi artırmamız gerekiyor. Daha fazla çalışmamız lazım. Gayret etmemiz gerekiyor. Sağımıza solumuza bakmadan, adeta bir at gözlüğü takıp işimize odaklanmalıyız. Başaramayacağımız hiçbir şey yok.
- 20 yıl önce teknoloji, yetenek eksikliğimiz vardı. Ama günümüzde, böyle bir durum söz konusu değil. Son 5-6 yıldır ise şunu da gördüm ki mesele bir şeyden; teknolojiden, bilimsel çalışmadan ibaret değil.
- Bilginin ürüne dönüşmesi ve ürünün pazarda yer alması ve pazarlanması, teknolojiden daha doğru ve aynı zamanda daha zor bir iş. Bunlara odaklanmalıyız.
- Bir de bilimsel çalışmalar sadece bilimsel çalışmalardan ibaret değil. Sosyolojik tarafından uygulama gerekiyor. Toplum tarafını unutmamalıyız.
Dizide yarın…
Meslek yüksek okulları..
Üniversitenin, yer aldığı kentte toplumsal faydası…