Bir lokma adalet
23 Haziran 2026 01:57

YASEMİN BÜYÜK YILMAZ YAZDI Bir lokma adalet

Ankara’da açlık grevinde olan öğretmenlerin taleplerine herkes katılabilir, katılmayabilir. Herkes aynı bakış açısına sahip olmak zorunda da değil. Ama şu soruyu sormak zorundayız: Bir öğretmen neden kendini duyurabilmek için aç kalmak zorunda hisseder?

Konuk Yazar: Yasemin YILMAZ

Özel Mektebim Koleji Gebze Kampüsü

Kurumsal Gelişim Müdürü

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

 **

“Bazen insanın istediği şey bir lokma ekmek değil, bir lokma adalettir.”

Bir öğretmen düşünün.

Sabah zilini bekleyen, bir çocuğun gözlerindeki merakı büyütmeye çalışan, geleceği satır satır inşa eden bir öğretmen.

Şimdi aynı öğretmen, bir sınıfta değil; bir meydanda.

Elinde tebeşir değil, taleplerini yazdığı bir pankart.

Önünde öğrenciler değil, duymamayı tercih eden kalabalıklar.

Ve günlerdir aç.

Bir insanın aç kalmayı tercih etmesi kolay değildir. Hele ki bir öğretmenin…

Çünkü öğretmenlik, hayatı büyütme mesleğidir. İnsan yetiştiren birinin kendi bedenini bir mücadele aracına dönüştürmesi, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir durumdur.

Bugün Ankara’da açlık grevinde olan öğretmenlerin taleplerine herkes katılabilir ya da katılmayabilir. Herkes aynı siyasi görüşe, aynı sendikal bakış açısına sahip olmak zorunda da değildir.

Ama şu soruyu sormak zorundayız:

Bir öğretmen neden kendini duyurabilmek için aç kalmak zorunda hisseder?

Bir ülke, çocuklarının geleceğini emanet ettiği insanlarla konuşmayı neden başaramaz?

Belki de asıl mesele tam burada başlıyor.

Çünkü bir toplumun olgunluğu, yalnızca kendisi gibi düşünenleri dinlemesinde değil; itiraz edenleri de duyabilmesinde saklıdır.

Son yıllarda ne çok şeye alıştık…

Yangınlara alıştık.

Felaketlere alıştık.

Adaletsizlik haberlerine alıştık.

Bir süre sonra insanların feryatlarına bile alışmaya başladık.

Oysa alışmamak gerekir.

Bir çocuğun gözyaşına alışılmadığı gibi, bir annenin acısına alışılmadığı gibi, hakkını arayan insanların çaresizliğine de alışılmamalıdır.

Öğretmenlerin sesini duyurabilmek için bedenlerini ortaya koyduğu bir ülkede, yalnızca öğretmenlerin değil, hepimizin düşünmesi gereken bir şeyler vardır.

Çünkü öğretmen yalnızca bir çalışan değildir.

Öğretmen; bir doktorun ilk harflerini öğreten, bir mühendisin ilk problemini çözdüren, bir hâkimin ilk kitabını açtıran kişidir.

Toplumun bütün meslekleri bir gün okul sıralarından geçer.

O sıraların başında ise bir öğretmen vardır.

Bugün açlık grevindeki öğretmenlerin taleplerinden bağımsız olarak, onların sesinin duyulmasını istemek bir taraf olmak değildir.

Bu, insan olmaktır.

Bu, konuşmanın susmaktan daha değerli olduğuna inanmaktır.

Bu, sorunların görmezden gelinerek değil, diyalog kurularak çözülebileceğini savunmaktır.

Çünkü hiçbir öğretmen, sesini duyurabilmek için aç kalmak zorunda olmamalıdır.

Ve hiçbir ülke, öğretmenlerini bu cümleyi kurmak zorunda bırakmamalıdır.

Belki yarın bu grev sona erecek.

Belki talepler karşılanacak, belki karşılanmayacak.

Ama geriye şu soru kalacak:

Bir öğretmenin sesini duyabilmek için kaç gün aç kalmasını bekledik?

Çünkü bazı soruların cevabı yalnızca siyasetçileri, bürokratları ya da sendikaları ilgilendirmez.

Bazı sorular bir toplumun vicdan karnesine yazılır.

Bugün mesele yalnızca bir grup öğretmenin meselesi değildir.

Bugün mesele, bir toplumun vicdanının hâlâ aç olup olmadığıdır.

Ve o karneyi hep birlikte taşırız.

Güncelleme: 23 Haziran 2026 02:24
YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Şenay S. 11:20 - 23 Haziran 2026

Kaleminize sağlık hocam. Öğretmenin yalnızca ders anlatan değil, toplumun geleceğini şekillendiren bir değer olduğunu bir kez daha hatırlattınız. Düşündüren ve vicdana dokunan bir yazı olmuş.

0 Beğenmedim
BENZER HABERLER
X