56 YIL ÖNCEKİ GİBİ Hukukun egemenliği birincil hedefimizdir
GSB’nin 15-16 Haziran’ın yıldönümü açıklamasında 56 yıl önce işçinin sendikasını seçme hakkının önüne geçilmek istendiği, geri çevrildiği hatırlatıldı. Bugün benzerinin yaşandığı belirtilip, “Hukukun egemenliği birincil hedefimizdir” denildi
Gebze Sendikalar Birliği’nin 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi’nin yıldönümü açıklamasında 56 yıl önce işçinin sendikasını seçme hakkının önüne geçilmek istendiği, geri çevrildiği hatırlatıldı. Bugün benzerinin yaşandığı belirtilip, “Hukukun egemenliği birincil hedefimizdir” denildi
“15-16 Haziran: Türkiye işçi sınıfının ayağa kalktığı gündür, mücadelemiz sürüyor” başlığıyla yapılan açıklamada şu görüşlere yer verildi:
Bugün Türkiye işçi sınıfı tarihinin en onurlu sayfalarından birini, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’ni ve o tarihi yazanları anıyoruz. Bundan tam 56 yıl önce, 1970 yılının o iki anlamlı gününde, bu ülkenin işçileri, kendilerine dayatılan köleliğe “hayır” demek için ayağa kalktı. O gün yakılan ateş, bugün bizlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.
15-16 Haziran 1970 tarihinde
O dönemde iktidarda olan Adalet Partisi hükümeti, sermaye çevrelerinin de desteğiyle, işçi sınıfının yükselen gücünü kırmak istiyordu. Özellikle mücadeleci ve bağımsız sendikacılık anlayışıyla işçilerin umudu haline gelen DİSK'i hedef alıyorlardı. Meclis'ten geçirdikleri bir yasa değişikliği ile sendika seçme özgürlüğümüzü elimizden almayı amaçladılar. Bu yasaya göre, bir sendikanın toplu sözleşme yapabilmesi için üye olduğu konfederasyonun, o işkolundaki toplam işçinin üçte birini örgütlemesi gerekiyordu. Bu, açıkça DİSK'i ve ona bağlı sendikaları işlevsiz bırakmak, işçileri hükümetin güdümündeki sendikalara mahkûm etmek demekti.
Bu, işçinin kendi iradesine, kendi sendikasını seçme hakkına, haysiyetine yapılmış bir saldırıydı.
İşte o an, Türkiye işçi sınıfı ayağa kalkarak tarihi bir cevap verdi. sadece DİSK,e bağlı sendikaların üyeleri değil TÜRK İŞ’e başlı sendikaların üyeleri de, 15 Haziran 1970 sabahı, başta İstanbul ve Kocaeli olmak üzere, on binlerce işçi üretimi durdurdu. Fabrikalardan, atölyelerden yollara döküldü. Buradan Gebze’den de İstanbul’a doğru yola çıkan metal işçileri, lastik işçileri, cam işçileri, tersane işçileri omuz omuza, kol kola yürüdüler. Ellerinde pankartlar, dillerinde sloganlarla “Sendikamıza ve Geleceğimize Dokundurtmayız, bu yasaya geçit yok!” diye haykırdılar. İşçi sınıfının seli, önüne koyulan tüm barikatları aşa aşa aktı. Kadıköy'de, Levent'te, Gebze'de tarih yazıldı. Bu büyük direniş sırasında 3 işçi kardeşimiz şehit oldu, onlarcası yaralandı ve yüzlerce arkadaşımız gözaltına alındı. Ama tüm zorluklara rağmen kararlılıklarından bir an bile geri adım atmadılar.
Sonuçta ne oldu? İşçi sınıfının bu fiili ve meşru direnişi karşısında korkuya kapılan iktidar, sıkıyönetim ilan etmek zorunda kaldı. Sendika liderleri tutuklandı. Ancak sınıfın gücü, yasaların gücünü yenmişti. Yükselen bu büyük tepki sayesinde Anayasa Mahkemesi, zaten fiilen uygulanamaz hale gelmiş, hukuksuz yasayı iptal etmek zorunda kaldı. 15-16 Haziran, işçi sınıfının kendi gücüyle, kendi geleceğine sahip çıktığı ve kazandığı bir zafer olarak tarihe geçti.
15-16 Haziran, takvimde kalmış eski bir anı değildir. O ruh, bugün de canlıdır ve bizlere yol göstermektedir.
- Haziran Birlik ve Dayanışmanın Gücüdür:
O gün on binlerce işçi, farklı fabrikalardan, farklı işkollarından olsalar da ortak bir amaç için birleşti. Bugün de bizler, bu birliği ve dayanışmayı büyütmek zorundayız. Gücümüz, birliğimizden gelir.
- Haziran Umut ve Cesaret Kaynağıdır:
56 yıl önce bizden önceki nesil hakları için mücadele etme cüretini gösterdi. Bugün bizler de enflasyon karşısında eriyen ücretlere, kıdem tazminatımıza göz dikenlere, esnek ve güvencesiz çalışma dayatmalarına karşı aklımızla ve yüreğimizle dimdik ayakta olacağız. Sadece ekonomik haklarımız açısından değil işçi sınıfının toplumsal ve siyasal çıkarları açısından da uyanık olmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Amerikan emperyalizmin bu sene başında Venezuela saldırısından başlayıp Küba’da ambargoyu derinleştirdiğini gördük. Yine Trump’ın liderliğinde ABD’nin soykırımcı İsrail ile birlikte komşumuz İran’a tek taraflı saldırısına tanıklık ettik. Bölgemizin halklarına yönelik bu amansız saldırı karşısında başta Filistin halkı olmak üzere, ezilen halklarla daima dayanışma içerisinde olacağız. 7-8 Temmuz tarihinde Trump’ın da katılacağı NATO zirvesi Ankara’da düzenlenecek. Biz diyoruz ki NATO savunma değil, bir saldırı örgütüdür. Türkiye’ye üye olduğundan beri yarar değil zarar getiren bu örgüt, ABD’nin küresel emperyalist saldırganlığının maşasıdır. Türkiye’de alın teriyle hayatını kazanan biz işçiler bu saldırganlığın tarafı hiçbir zaman olmadık, olmayacağız. Soykırımcı İsrail’e destek veren, emperyalist saldırıların tetikçisi bu örgütün içinde ülkemizin yeri olmamalıdır, vebali büyüktür. NATO’dan derhal çıkılmalıdır. Biz işçiler olarak emperyalizme karşı barış mücadelemizde ısrar edeceğiz, geri adım atmayacağız.
Bir diğer yandan ülkemizde seçme ve seçilme hakkının tehdit altında olduğu bir süreçten geçiyoruz. Ülkemizin ana muhalefet partisine yönelen iktidar baskısı, mutlak butlan kararı ve sonrasında yaşananlar sadece ilgili partinin iç işleri olarak okunamaz. Biz işçiler her zaman haklar rejimin Türkiye’de ihdası için mücadele verdik. 15-16 Haziran direnişimiz de işçilerin sendika seçme hakkının ortadan kaldırılmasına karşı yükseltilen bir mücadeleydi. Ülkemizde hukukun egemen kılınması bizim birincil çıkarımız ve hedefimizdir. Bizden öncekiler gibi bu yolda aynı kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz!
.Birleştiğimizde üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir engel ve zorluk yoktur!
Yaşasın işçilerin birliği, Yaşasın örgütlü mücadelemiz!”