İHTİYAÇTAN DOĞDU. İSYANLA GÖRÜNDÜ Kadınlar her hakkı ağır bedeller ile edindi
Dilesen Karataş, CHP Çayırova Kadın Kolları’nın seminerinde Dünyada ve Anadolu’da kadın mücadelelerini anlattı. Karataş, Her hak; bir ihtiyaçtan doğdu, bir isyanla görünür oldu ve çoğu zaman bedel ödenerek kazanıldı” dedi
Yazı Dizisi: 116’ncı yılında 8 Mart – 7
Bölüm: Dünyada ve Anadolu’da Kadın Mücadele Tarihi - 1
Şengül Honca Çiftçi başkanlığındaki CHP Çayırova Kadın Kolları, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü bir gün öncesinden, “Kadın Gücü: Haklarımızı Bilmek. Mücadeleyi Büyütmek” diye adlandırılan seminer ile karşıladı.
CHP’nin Gebze Bölgesindeki diğer üç ilçesinde, 8 Mart’a dair rutinin dışında bir icraat olmadı. Seminere katılan CHP Kocaeli Milletvekili Prof.Dr.Mühip Kanko da açılışta yaptığı konuşmada bilgisi dahilinde, il genelinde herhangi bir CHP organizasyonu olmadığını söyledi.
Seminere CHP eğitmenlerinden Emekli tarih öğretmeni, Avukat Aysun Oğuz Kılınç ve bir dönem CHP Gebze İlçe Sekreterliği de yapan önceki dönem kurultay delegesi Dilesen Karataş ile önceki dönem İl Saymanı ve 28’nci dönem Kocaeli Milletvekili adayı, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Tülin Keçeci Güngör katıldı. Güngör’ün sunumunu dizimizin dördüncü bölümünde değerlendirdik. Kılınç’ın sunumunu 16 Mart Pazartesi günü için tasarladık.
Dilesen Karataş’ın tarih boyunca direnen, üreten ve dönüştüren kadınların perspektifini aktardığı “Dünyada ve Anadolu’da Kadın Mücadele Tarihi / Kıvılcımlar, Direnişler ve Kazanımlar” sunumunu bugün, yarın ve cumartesi günü konu edindik. Bugün, dünyadan örnekler ile başladık.
Dilesen Karataş da, “Sizlere ben mücadele tarihini anlatacağım. Yani o ilk çağlardan başlayacağız. O ilkleri ne zaman erkeklere verdik, ne ara kaptırdık onu merak ediyorum. Çünkü anaerkil bir toplum varken ataerkil bir topluma dönüşüldü. Bunu aktaracağız” diye söze girdi.
“Fransız Devrimi; eşitlik, adalet, hak arayışını yansıtan bir devrimdi ama sadece burjuva sınıfı için bir eşitlik söz konusuydu. Yoksullar için, işçiler için, kadınlar için, çocuklar için bir eşitlik söz konusu değildi, bir statüye sahip olmanız gerekiyordu. Bu noktada kadınlar isyan etti arkadaşlar. ‘Biz varız, buradayız, biz de erkeklerle eşit olmak istiyoruz’ dediler.
Biraz magazinsel olacak anlatacaklarım. Hiçbir kadına hakları, ‘Hakkın bu, elmanın diğer yarısı bu, bu da senin hakkın’ denilip hazırdan verilmedi. Bunun için mücadele etmek gerekiyordu.
Her hak; bir ihtiyaçtan doğdu, bir isyanla görünür oldu ve çoğu zaman bedel ödenerek kazanıldı.
Bu tarih bir mağduriyet değil toplumu dönüştürme tarihidir.
Bugün normal sandığımız her şey, bir zamanlar imkânsızdı. Kadınların çalışması, eğitim alması, oy kullanması, sendikaya üye olması, boşanabilmesi, şiddete karşı korunması.. hiçbiri kendiliğinden olmadı.
Bir kadın işten atıldı, bir kadın gözaltına alındı, bir kadın idam edildi, bir kadın meydanlarda günlerce bekledi ve her biri bugün kullandığımız hakların temelini oluşturdu.
Aramızda bu hakları yasaklanan kadın yok ama şiddete karşı hala ses yükseltemeyen kadınlar var” dedi ve 1789, Fransız Devrimi ile başladı:
“Avrupa'da ilk kavga Fransız Devrimi ile başladı. Ekmek fiyatları artmıştı, yoksulluk büyümüştü, kadınlar çocukları doyuramaz hale gelmişti. Fransız Devrimi erkeklerin ayağa kalktığı bir devrim olarak bilinir ama burada ilk kadınlar ayağa kalktı. İlk kitlesel yürüyüşü kadınlar yaptılar. *Versailles (Versay) Sarayı'na yürüdüler ve, ‘Açız, yoksuluz ve siyasi olarak da temsil hakkı istiyoruz’ dediler. Sokaklarda yalnız açlığı değil, temsilciliği de hedef aldılar.
Olympe de Gouges; bu mücadelenin en önünde yürüyen, bayrağı en önde taşıyanlardan biri oldu. Olympe de Gouges, --‘Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ni yayımladı çünkü erkekler, ‘Erkek ve Yurttaş Hakları Bildirgesi"ni yayımlamıştı. Gouges o bildirgede erkeklere şunu sundu:
"Bitkilere bakın, elementlere bakın, hayvanlara bakın; bu türler arasında bir eşitsizlik söz konusu değil. Siz bu hakkı nereden alıyorsunuz. Hayırdır?" dedi ve bunun bedelini de idam sehpasına, giyotine götürülerek ödedi.
Filozoftu, oyun yazarıydı, aktivist ve kadın hakları savunucusuydu. Daha çok kadın hakları savunucusu olarak ifade edilir, anlatılır ama bu haksızlık olur; çünkü ekonomik olarak zayıf, güçsüz olan işçilerin, emekçilerin, kölelerin, çocukların da haklarını savunan bir kişiydi Olympe de Gouges.
Gouges'un bu ağır bedeli kadınların yurttaşlık tartışmasına girmesini ve modern feminist düşüncenin de doğmasını sağladı.
SANAYİ DEVRİMİ
Sanayi Devrimi ile beraber kadınlar evlerden çıktı, tarladan uzaklaştı kısmen ve fabrikalarda işçi oldular. Burada da yine en ağır koşullar kadınlara dayatıldı. Uzun çalışma saatleri, güvencesiz çalışma ve çocuk işçiliği çok fazlaydı. 5-6 yaşındaki çocuklar madenlerde kapı açıcı görevi üstleniyorlardı, tekstil fabrikalarında iplik temizliyorlardı ve bu çocuklara para ödenmiyordu. Çünkü onlar ailenin birer bireyiydi, annelerine yardıma gelmişler gibi düşünülüyor ve emeklerinin karşılığı ödenmiyordu.
14 – 16 saatten daha uzun süre çalışan kadınlar vardı. Kadınların talepleri netti bu dönemde: Günümüze de slogan olarak yansıyan, ‘Eşit işe eşit ücret’ ve ‘İnsanca çalışma saatleri.’
Bu eşitsizlik ilk büyük işçi kadın hareketini doğurdu. New York'ta 40 bin tekstil işçisi kadın sokağa çıktı, grev yaptı. Bunun bedeli çok ağırdı. Greve çıkan kadınların en az 129’u kilitli kaldıkları fabrikada çıkan yangında yaşamını yitirdi.
Grev bastırıldı, işten atmalar oldu, polis müdahaleleri geldi ama bu bütün ağır bedellerin karşılığında iş güvencesi yasalarını, çalışma saatlerinin düzenlenmesini ve kadın işçi kimliğinin görünür olmasını sağladı bu eylemler.
Rosa Luxemburg ve Clara Zetkin o günlerde bayrağı en önde taşıyan kadınlardı. Kadın haklarını savunuyorlardı, alanlarda mitingler düzenliyorlardı, ev toplantıları yapıyorlardı.
Clara Zetkin, ‘Kadın özgürlüğü, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi yalnızca emeğin sermayenin boyunduruğundan kurtulmasıyla olacaktır’ der.
Clara Zetkin aynı zamanda kadınların ortak bir günü olması gerektiğinden söz ederek bir fikir attı ortaya. Yani bugünkü 8 Mart’ın temelini attı. Sırf bu düşünceleri yüzünden Sovyetler Birliği, Moskoca’ya gönderildi ve 20 Haziran 1993’te kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi.
Rosa Luxemburg; 15 Ocak 1919’da Berlin’de başından vurularak öldürüldü.
OY HAKKI MÜCADELESİ “SUFFRAGETTE” DALGASI
‘Kadınlar suç işlediğinde erkeklerle aynı cezayı alıyorlar. Yani suç işlendiğinde verilen ceza aynı. Haklar niye aynı değil o zaman? Madem cezalandırılırken eşitiz, haklar konusunda da eşit olacağız.’
- yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında kadınların temel talebi oy hakkı oldu. Bu mücadele özellikle Birleşik Krallık’ta radikalleşti.
Kadınlar, ‘Yasalar yapılırken biz neden yokuz?’ dedi. İngiltere ve ABD’de oy hakkı mücadelesi başladı.
Hareketin liderlerinden Emmeline Pankhurst, kadınların yalnızca dilekçe veren değil; sokakta direnen bir politik özne olması gerektiğini savundu.
Kadınlar kendini zincirledi, açlık grevlerine girdi, kitlesel yürüyüşler yaptı. Yine tutuklamalar, şiddet, ölüm en ağır bedellerimiz arasındaydı ama 20. yüzyılın başında birçok ülkede kadınlar oy kullanma hakkını bu mücadelelerin sonunda aldı.
29 Mart 1928’te Meclis tüm kadınlara oy hakkını yasallaştırdı.
Emmeline Pankhurst açlık grevine girdiğinde cezaevinde sağlık koşulları ağırlaştı. Yaşamı tehlikeye girdi. Cezaevinden çıkardılar. İyileştikten sonra yine tutukladılar. 14 Haziran 1928’te, oy dahi kullanamadan hayatını kaybetti.
İRAN: YAŞAM HAKKININ YENİ İSYANI
Son yıllarda İran’da kadınlar yaşam tarzına müdahaleye karşı sokağa çıktı.
Kıvılcım; zorunlu örtünme ve beden üzerindeki kontrol ile tutuştu. Bedel; tutuklamalar, ölümler ve ağır baskı oldu. Kazanım; küresel dayanışla, kadın hareketinin uluslararası görünürlüğü oldu ve bu mücadele hala sürüyor.
LATİN AMERİKA: ANNELER DEVLETE KARŞI
Kıvılcım; 1970’lerde askeri diktatörlükler döneminde, devlet şiddeti her geçen gün arttı ve binlerce insan kaybedildi. Arjantin’de anneler meydanlara çıktı.
Hareketin sembolü; Mothers of the Plaza de Mayo ( Plaza Mayo Anneleri) idi. ‘Anne terliğinden daha ağır’ bedeli; tehdit, baskı ve yıllarca süren travma oldu. Kazanım; insan hakları mücadelesinin küreselleşmesi ve ‘anne’ kimliğinin politik bir direniş biçimine dönüşmesi ile edinildi.
“Kadınlar yürüyor mücadele büyüyor” sloganı buradan türedi.
MONTGOMERY OTOBÜS BOYKOTU
Montgomery'deki uygulamaya göre, siyahi yolcular ön sıralardaki koltuklarını beyaz yolculara bırakmak zorundaydı. Arka sıralar siyahî yolculara ayrılmıştı.
Bazı siyahî Montgomeryliler yer vermeyi reddetmiş, aralarında 15 yaşındaki lise öğrencisi Claudette Colvin'in de bulunduğu kişiler tutuklanmıştı.
Rosa Parks 1 Aralık 1955 günü saat 17.00'de bindiği otobüste beyazlardan birine yerini vermeyi reddeti.
‘Eğer ayağa kalksaydım, bana yapılan muameleyi onayladığım anlamına gelirdi ama ben bunu onaylamıyordum.
Rosa Parks’ın direnci tutuklamayla cezalandırıldı
Terzi olarak çalıştığı Montgomery Fair'de iş arkadaşları tarafından dışlandı.
Ocak 1956'da işten çıkarıldı.
Bir hafta sonra eşi Raymond da Maxwell Hava Üssü'ndeki işini kaybetti.
13 Kasım 1956'da ABD Yüksek Mahkemesi , Alabama eyaleti ve Montgomery şehir otobüslerindeki ayrımcılık yasalarını, ABD Anayasası'nın 14. Değişikliğinin eşit koruma maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle iptal etti .
POLONYA’DA KÜRTAJ YASAĞINA KARŞI PROTESTOLAR
2016 yılının sonbaharında Polonya’da, politikacılar ülkedeki kürtaj erişimini daha da kısıtlamak amacıyla her durumda kürtajı yasaklamayı ve kürtaj yaptıran kadınlar için beş yıla kadar hapis cezası getirmeyi, ayrıca kürtaja yardımcı olan doktorların da hapis cezasına çarptırılmasını önerdi. Kürtajı Durdur koalisyonu tarafından sunulan ve parlamentoyu kontrol eden muhafazakâr Hukuk ve Adalet Partisi, planı 23 Eylül’de bir parlamento komitesi tarafından incelenmek üzere öne sürdü. İlk boykotun, haberlere göre, 1975’teki İzlanda grevinden esinlendiği belirtiliyor.
* 1789 yılında, Fransız Devrimi’nin siyasi çalkantıları hız kazanırken Fransa’da gerilim doruk noktasına ulaşmıştı. O yaz, protestocular Bastille’i basmıştı. Aynı zamanda, kötü bir hasat nedeniyle tahıl stokları azalmış ve ekmek fiyatları fırlamıştı. Protesto amacıyla, bir grup Parisli kadın meydanda toplandı ve ardından 5 Ekim’de Kral XVI. Louis’in bulunduğu Versay Sarayı’na yürüdü.
** Kadının ve kadın yurttaşın haklar bildirgesi
Olympe de Gouges (7 Eylül 1791)
Çeviren: Arş.Gör.Ece Göztepe
Adam, sen, adil olabilir misin? Sana bu soruyu bir kadın soruyor. En azından bu hakkı ondan alamazsın. Söyle bana, benim cinsimi baskı altına alan, kendinden menkul iktidarı kim verdi sana? Gücün mü? Yeteneklerin mi? Yaratıcıyı hikmetinde tanı. Yakınlaşmayı ister göründüğün doğanın ihtişamı içinde şöyle bir yürü ve eğer cesaret edebilirsen, senin baskıcı egemenliğine kaynak oluşturabilecek bir örnek bul. Hayvanlara git, elementleri araştır, bitkileri incele, evet, doğanın işleyişine bak ve eğer sana bunun için gerekli araçları gösterirsem, kanıtlarımı kabul et. Eğer yapabilirsen, doğanın düzeni içinde cinsleri ara, araştır ve karar ver. Onları her yerde, herhangi bir ayrım olmadan birlikte görebilirsin; onlar her yerde uyumlu bir topluluk olarak bu ölümsüz şaheseri yaratmak için çalışıyor.
Yalnızca erkek, istisnayı kendisine kural edindi. O, alışılmadık biçimde, kör, bilim cephesinden de destek alarak ve dejenere olmuş bir biçimde, aydınlanma ve aklın yüzyılında^ görülmedik bir bilgisizlik ve despotizmle, bütün entelektüel yeteneklere sahip bir cinsi boyunduruk altına almak istiyor. O, devrimin getirdiklerinden yararlandığını iddia ediyor; daha fazlasını söylememek için, eşitlik hakkını öne sürüyor.
Kadının ve Kadın Yurttaşın Haklar Bildirgesi;
Ulusal Meclis'in –dönem itibariyle- şimdiki yasama döneminin sonunda ya da gelecek yasama döneminde kabul edilmek üzere sunulmuştur.
Dizide dün
38 YILLIK GTO ÖNÜNDE İLK EYLEM
8 Mart’ı kutlanmayacak kadınlar
https://www.gebzeemek.com/haber/guncel/8-marti-kutlanmayacak-kadinlar/3275.html
DİZİDE YARIN
Dünyada ilk kadın örgütlenmesi
Anadolu’nun erken örneği: Bacıyan-ı rum
Osmanlı’da ilk kadın dergisi
Türkiye’de kadın mücadelesi: Cumhuriyet öncesi ve sonrası