Yarış değil denge: Masada değilsek menüde olmalıyız
09 Mart 2026 05:03

DUYGULANMAK YETMİYOR. DEĞİŞTİRMEK GEREKLİ Yarış değil denge: Masada değilsek menüde olmalıyız

SMMM Tülin Keçeci Güngör, CHP Çayırova Kadın Kollarının 8 Mart seminerinde ülkemizde kadınların mevcut haline duygulanmanın yetmediğini, değiştirmek gerektiğini belirtip, “Bu bir cinsiyet yarışı değil denge meselesi. Masada olmazsak, menüde olmalıyız” dedi

Aktan Uslu Tüm haberleri

 

Yazı dizisi: 116’ncı yılında 8 Mart – 4

Tülin Keçeci Güngör, 1971 yılında Ardahan’da dünyaya geldi.  İzmit Ticaret Lisesi’nden mezun olduktan sonra İktisat Fakültesi’ni bitirdi. 1988 yılında Kocaeli’de serbest muhasebeci olarak mesleğine başladı. 2009’da Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik unvanı aldı. 1992 yılından bu yana KSMMMO’da çeşitli kademelerde yöneticilik dâhil aktif görevler üstlendi. Kocaeli Mali Müşavirler ve Muhasebeciler Derneği Başkanı. Evli ve bir çocuk annesi.

Aktif siyasette de yer alan, 2023 genel seçimlerinde CHP’den milletvekili adayı olan, geçen dönem CHP İl Örgütü yönetiminde saymanlık görevini üstlenen Güngör önceki cumartesi günü CHP Çayırova Kadın Kollarının Kadın Gücü: Haklarımızı Bilmek, Mücadeleyi Büyütmek”   konulu seminerine konuk oldu. Güngör, kadınların mevcut haline duygulanmanın yetmediğini, değiştirmek gerektiğini belirtip, “Bu bir cinsiyet yarışı değil denge meselesi. Masada olmazsak, menüde olmalıyız” dedi

Tülin Keçeci Güngör, “Kadınların ekonomik gücü ve karar mekanizmalarındaki yeri” başlıklı sunuşunda söze, “Katil İsrail ve onun çatısı, yani hamisi ABD'nin dünyayı kana bulayan çocuk katillerini, savaş yanlısı olan her düşünceyi eylemle kınıyorum. Ülkemizde yaşanan hepimizin yüreğini kanatan kadın cinayetleri ve bebek katillerini kınıyor, bir daha yaşanmaması ve hepimizin topyekün tek yürek olmaya davet ediyorum” diyerek girdi.

8 Mart’ın kısa bir tarihçesinin ardından Atatürk tarafından Türk kadınına tanınan seçme ve seçilme hakkına atıfla, “Bu miras bize sadece bir gurur değil, aynı zamanda çok büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Yarım kalan potansiyelimiz var. Kadının ekonomik özgürlüğü ve toplumu geleceğini nasıl şekillendireceğini hep beraber toplum olarak belirlememiz gerekiyor” dedi. Çalışan kadınların sıklıkla yaşadığı ‘bir görüntü/hikaye’ ile konusuna giriş yapmaya başladı

“Sabah saat 06:30. Evde ilk uyanan çoğu zaman bir kadın; çocukları hazırlıyor, kahvaltıyı organize ediyor, evinin düzenini sağlıyor, sonra işe gidiyor, akşama dönüyor ve ikinci mesai tekrar başlıyor. Bunun ne kadarı görünür, ne kadarı ölçülür ve ne kadarı takdir edilir? Ekonomik bağımsızlık bir maaştan daha fazlasıdır. Kadının ekonomik bağımsızlığı bir maaş bordrosu, bir banka hesabı değil, bir kartvizit değildir. Ekonomik bağımsızlık demek; "Hayatıma dair kararları ben verebiliyorum," demektir.”

Türkiye'de kadınların iş gücüne katılım oranı yaklaşık yüzde 35-36 seviyesinde iken erkeklerde bu oranın yüzde 70’lerde olduğuna dikkat çeken Güngör bu tabloyu şöyle yorumladı: “Bu, toplum olarak potansiyelimizin yarısını kullanamıyoruz demek. Türkiye’de seçmenin yüzde 50.5’i kadın, yüzde 49.5’i erkek. OECD ülkelerinde kadın iş gücüne katılım ortalaması yüzde 50'nin üzerinde. Aradaki milyarlarca dolarlık üretim gücünün de farkıdır. Uluslararası çalışmalar da gösteriyor: kadınların iş gücüne katılım oranının yüzde 10 artması, uzun vadede milli geliri anlamlı bir şekilde yukarıya taşımaktadır.”

Dünyanın en prestijli ve önde gelen yönetim danışmanlığı firmalarından biri olan

McKinsey'in küresel raporundan alıntıyla; kadın-erkek ekonomik eşitliğinin sağlanması halinde dünya ekonomisinin trilyonlarca ek katkı potansiyelini barındığını kaydeden Güngör, “Bu sadece bir istihdam meselesi değil.

Kadınlar gelir elde ettiğinde hane gelirinin daha büyük bir kısmı, çocukların eğitimine harcanıyor. Sağlık harcamaları artıyor. Uzun vadeli yatırım eğilimi güçleniyor. Yani kadının geliri sadece bireysel bir kazanç da değil, geleceğe yapılan bir yatırım. Yani kadının kazandığı para sadece bugünü değil, yarını da büyütüyor” dedi.

Çalışan kadınların işten eve döndükten sonra evdeki işlerinden ötürü çifte mesai diye de adlandırılan görünmeyen bir yükü olduğunu,

Araştırmalara göre kadınların ev içi ücretsiz bakım işlerine erkeklerden 3-4 kat daha fazla zaman harcadığını,

Bu yükün de kadına iş hayatında, “Kariyerde yavaşlama, yönetim pozisyonlarında düşük temsil, ücret eşitsizliği, tükenmişlik ve psikolojik baskı” getirdiğini kaydeden Güngör şöyle devam etti:

“Bir kadın hem üretmek hem kanıtlamak hem de ‘aksatmamak’ zorunda kalıyor. Bu bir güç meselesi değil, sistem meselesidir. Türkiye'de kadınlar üst düzey yönetim pozisyonlarında hala istediği oranda değil. Şirket yönetim kurullarında kadın oranı artış gösterse de istenilen seviyede değil.

Bu bize şunu söylüyor: Kadınlar çalışıyor, üretiyor ama karar masasından yeterince yer almıyor.

Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında görevini fazlasıyla yapmış olan Türk kadını, ülkenin yönetimine de katılmalıydı.”

Medeni Kanun ile kazanılan hakları hatırlatarak devam eden Güngör ardından; “Atatürk öldüğünde Hindistan'daki kadınlar, ‘Türkiye'de kadınların kurtarıcısı öldü, kadınlar kurtarıcılarını kaybetti’ diye söylemişlerdir.  Atatürk bizim için çok kıymetli ve çok değerli. Özellikle de kadınlar ve kız çocukları için” diye konuştu.

Siyasette kadın temsili: Masada olmazsak menüde oluruz” ara başlığıyla sözlerini sürdüren Güngör şunları kaydetti:

“Bütün bunların olabilmesi için de siyasette kadının temsil edilmesi gerekir. Masada olmazsak menüde olmalıyız.

Kararların alındığı yer, kaynakların dağıtıldığı alan siyaset. Türkiye'de kadın milletvekili oranı yaklaşık yüzde 20'lerde, yerel yönetimlerde bu oran daha da düşük.

Bu şu demek: Toplumun yarısını kadınlar ama karar mekanizmasında kadınlar yok.

Oysa araştırmalara göre kadın temsilinin arttığı parlamentoda sosyal harcamalar artıyor, eğitim ve sağlık yatırımları güçleniyor, şeffaflık ve uzlaşma kültürü gelişiyor. Bu bir cinsiyet yarışı değil denge meselesi. Yani masada olmazsak hiç olmazsa menüde olmalıyız.”

1934 Anayasası sonrası 8 Şubat 1935 seçimleri ile meclise giren kadın milletvekillerine dair bilgilendirmede bulunan Güngör’ün seminerdeki bid diğe ara başlığı, “Yerel yönetimlerde kadının gücü hayatın en somut alanıdır” oldu:

“Bir şehirde kreş yoksa kadın çalışamaz. Sokak güvenli değilse kadın özgür hissedemez. Toplu taşıma güvenli değilse kadın akşam vardiyasına kalamaz. Yerel yönetim demek hayatın ta kendisi demek. Kadınların yerel mekanizmalarda, özellikle belediye meclislerinde artan temsili kreş sayısını artırıyor, kadın dayanışma merkezlerini çoğaltıyor, sosyal destek mekanizmalarını güçlendiriyor, kadın istihdamını da destekliyor. Bu soyut değil, doğrudan yaşam kalitesini artıran bir durum.”

Ekonomik özgürlüğün şiddetten kurtulma şansı ile eşdeğer olduğunu öne sürdü:

Bir kadın neden şiddet gördüğü bir ortamda kalmaya devam eder? Çoğu zaman cevabı şudur: ‘Gidecek yerim yok, ekonomik gücüm yok, gelirim yok, Çocuklarımı nasıl geçindiririm?

Ekonomik olarak bağımlı olan bir kadın şiddet ortamından çıkmakta zorlanır. Alternatif barınma imkânı bulamaz, çocuklarına yeni bir hayat kurma cesaretini gösteremez. Ekonomik bağımlılık görünmeyen aslında bir zincirdir.

Şiddeti ekonomik bağımsızlığı olanlar da görüyor. Ama bağımlılık çok daha büyük bir sıkıntı.

Düzenli geliri olan bir kadın alternatif hayat kurabilir, hukuki süreç başlatabilir, çocuklarını güvenli bir ortama çocuklarını taşıyabilir. Ekonomik özgürlük her şeyi çözmez ancak yeni bir yaşam kurabilme kapısını açar. Bu yüzden ekonomik özgürlük şiddetten kurtulma şansı bir slogan değil, sosyal bir gerçektir.

Türkiye'de kadınların hakları konusunda beklentiler geniş bir yelpazeye sahip. Türkiye'de kadınların sadece yüzde 35'i kendi kredi kartını kullanıyor. Bu, geri kalan yüzde 65'i ekonomik olarak özgür değil demek. Yine Türkiye'de kadınların sadece yüzde 50'sinin banka hesabı var, sadece yüzde 36'sı iş gücüne katılıyor.

Beklentimiz bütün bu oranların daha yüksek oranlara taşınabilmesi.

Kadının ekonomik olarak özgür olabilmesi için eğitimli olması şart. Eğitimli olabilmesi için de ailenin bu bilinçte olması, devletin bu imkânları ve fırsatı sağlaması gerekir.

Duygulanmak yetmiyor, dönüştürmek gerekiyor. Kız çocuklarının eğitimini kesintisiz desteklemek zorundayız. Eğitim süresi arttıkça iş gücüne katılım artıyor, gelir artıyor, bağımlılıklar azalıyor. Erken yaşta evlilikler azalıyor. Kreş bakımı ve altyapısı yaygınlaştırılıyor. Kreşleri yaygınlaştırmalıyız. Bakım yükünü paylaşmadan asla bu durumu çözemeyiz..

Kadın girişimciliğini desteklemeli piyasaya erişimi, mentorluk, ağ oluşturma, kadın kooperatifleri ve mikrofinansman destekleri sağlamalıyız. Karar mekanizmalarında temsili artırmalıyız çünkü temsil olmadan politika asla değişmez.

Ailenin toplumdaki yerini ve önemini Atatürk şu sözleriyle açıklar: ‘Medeniyetin esası, ilerlemenin ve kuvvetin temeli aile hayatındadır. Bu hayatta yozlaşma muhakkak sosyal, ekonomik ve siyasi bozulmaya sebep olur.’

 Şehirlerimizde biz bu sıkıntıları çok fazla hissetmiyor olabiliriz ancak kırsal kesimlerde hala kız çocukları ev işlerinde yardımcı birer görevli olarak görülmekte. Bu zihniyetin değişmesi için ailelerin bilinçlenmesi ve farkındalık eğitimleri alması gerekiyor. Bunlar topyekûn devlet politikası olarak yapılması gereken hareketlerdir. Tabii ki devlet politikalarının yanında sivil toplum kuruluşları da bu konuyu dert edinmeli ve projeler geliştirmelidir. Bunlar hepimizin sosyal sorumluluklarıdır.

Doğu'da kız çocuklarının okuması için proje geliştiren rahmetli Profesör Doktor Türkan Saylan'ı da rahmetle anıyorum. Kardelenler Projesi bu anlamda örnek alınması gereken bir projedir. Beklentimiz böyle projelerin hayata geçmesidir. Böylece kadın sosyal, ekonomik hayatın içerisinde kendine yer bulabilmektedir. Unutmayalım ki kadınların güçlenmesi erkeklerin zayıflaması demek değildir. Bu bir rekabet de değil, bir kapasite artırımıdır. Toplumun yarısı potansiyelinin altında kalıyorsa biz yarım kapasite yaşıyoruz. Tam kapasite bir ülke için katılım gerekli, temsil gerekli, ekonomik özgürlük gerekli.”

Eğitimli kadının da iş dünyasında hak ettiği yerde olmadığını, erkeklerle eşit şartlarda çalışmadığını, kariyer basamaklarında erkeklerle eşit şartlarda yarışmadığını kaydeden Güngör sözlerine ilaveten özetle şunları söyledi:

“Çünkü kadın potansiyel hayatının yanında aile içindeki rolleriyle, anne kimliğiyle var olmak zorunda. İş başvurusu yapmış bir kadın ve bir erkek adaydan çoğu zaman erkek olan tercih ediliyor. Çünkü kadının potansiyeli, anne kimliği iş dünyasında pek çok sektörde dezavantaj olarak görülmekte. Birçok iş sözleşmesinde doğum yapmama şartı getirilerek kadının geri planda durmasına sebebiyet verilmektedir. Bu süreçte sosyal hayatta erkeklerin rolleri dengeli şekilde paylaşılmış, hayatın birlikte omuzlanmış olması gerekir.

İki gün önceki değişiklikte kadınlara doğum izni 24 ay olarak belirlendi. Biz kadın ve anne olarak bunu pozitif olarak görebiliriz ancak iki yıl iş hayatından uzaklaşmış bir kadını tekrar iş hayatına adapte etmeniz, tekrar bir şey öğretmeniz çok zor.

Ben mali müşavirim, her gün yasalar değişiyor; iki yıl uzaklaşmış birini tekrar işe almayı çok fazla düşünemem. Çünkü yeniden öğretmek zorunda kalıyorum.

Dolayısıyla her politikanın altında olumlu ya da olumsuz nedenlerini doğru tespit ederek ona göre yasa çıkarmamız gerekiyor.

Bir gün 06:30'da uyanan o kadının emeği görünür olursa, karar masasında sandalyesi olursa, geliriyle hayatına yön verebilirse sadece o kadın güçlenmez; ailesi güçlenir, çocukları güçlenir, toplum güçlenir ve ülke güçlenir. Kadının ekonomik özgürlüğü bir tercih değildir, bir zorunluluktur, bir gelecek meselesidir.

O halde bize düşen görev çok açıktır: Kadınların emeğinin görünür olduğu, fırsat eşitliğinin sağlandığı ve kadınların karar mekanizmalarında daha güçlü yer aldığı bir Türkiye için çalışmaya devam etmeliyiz. Kadının güçlü olduğu bir toplum geleceği daha güvenle görür. Bir toplum kadınları ne kadar özgürleştirirse geleceği o kadar özgürleştirir... Özgürleştirir.

Büyük Önder Atatürk'ün fikirlerine, yaptıklarına ve verilen haklarımıza sahip çıkmak önce biz çağdaş demokrat kadınlara düşer. Çocuklarımızın ilk öğretmeni ve eğiteni olan biz anneler çocuklarımıza Atatürk'ün Cumhuriyeti'ne ve onun kazanımlarına sahip çıkmayı, kızlarımıza kendi haklarına sahip çıkmayı, erkek çocuklarımıza annelerinin, kardeşlerinin, eşlerinin, arkadaşlarının haklarına nasıl davranması gerektiğini öğretmeliyiz. Gelecek nesiller çağdaş demokrat kadınların eseri olacaktır ve olmalıdır.”

Dizide dün

Rahime ve Cemile kardeşlere minnetle

60 yıl sonra da 1 Mayıs Gebze’de gizli kutlanmıştı

https://www.gebzeemek.com/haber/guncel/60-yil-sonra-da-1-mayis-gebzede-gizli-kutlanmisti/3242.html

Dizide yarın

Eğitim-İş’in ‘gör’ dediği

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 09 Mart 2026 05:07
BENZER HABERLER
X