Gebze, ayakları üzerinde  duran bir kültür merkezi olmalı
31 Ocak 2026 10:00

İKİ ARADA SIKIŞMIŞ İŞÇİ KENTİYİZ Gebze, ayakları üzerinde duran bir kültür merkezi olmalı

Giresun’da başlayan müzik yolculuğunu Gebze’ye taşıyan Okan Öztaş, Halil Yeni’ye verdiği röportajda “Gebze, iki arada sıkışmış bir işçi kenti olmaktan çıkıp kendi ayakları üzerinde duran bir kültür merkezi olmalı” dedi

Giresun’da başlayan müzik yolculuğunu Gebze’nin kültürel dokusuna taşıyan Okan Öztaş, Şair Yazar Halil Yeni’ye verdiği röportajda “Gebze, iki arada sıkışmış bir işçi kenti olmaktan çıkıp kendi ayakları üzerinde duran bir kültür merkezi olmalı” dedi

Röportaj: Halil Yeni

Giresun’da başlayan müzik yolculuğunu Gebze’nin kültürel dokusuna taşıyan Okan Öztaş, çocukluk yıllarında okul bandosunda üflemeli çalgılarla edindiği disiplin ve kolektif ruhu, lise döneminde tanıştığı elektrik gitarla yeni bir boyuta taşıdı. Rock’un enerjisiyle açılan kapı, cazın derinliği, popüler müziğin canlılığı ve modern gitar tekniklerinin incelikleriyle zenginleşti.

Bugün hem sahnede hem sınıfta hem de akademide müziğin dönüştürücü gücünü hissettiren Öztaş, farklı türleri ve kültürleri buluşturan özgün yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Kentte sanatçı olmanın görünmez mücadelesini sessiz adımlarla sürdüren, öğrencilerine yalnızca nota değil müziğin ruhunu da aktaran bu çok yönlü müzisyenle yaptığımız söyleşide; onun müziğe bakışını, sahnedeki varlığını ve eğitime kattığı anlamı daha yakından tanıyacağız.

 

“Elektro gitarı, yıllarca sessizce çaldım.’’

Müzikte attığınız ilk adımlarla başlamak istiyorum. Giresun’dan Gebze’ye uzanan müzik yolculuğunuzda sizi en çok etkileyen dönüm noktası neydi?

Giresun’dan Gebze’ye uzanan yolculuğumda, meslek lisesi çıkışlı olduğum için staj yapıyordum. O dönemlerde rock gibi türleri dinliyor, arkadaşlarla sosyalleşiyorduk. Ekonomik koşullar nedeniyle iyi bir gitar alma şansım yoktu. Staj yaptığım ustayla anlaşarak bir klasik gitar aldım, fakat çıkan anlaşmazlıklar sonucu gitarı geri vermek zorunda kaldım. Bu, müziğe dair ilk kırılma anımdı. Daha sonra ön lisansa başladığım yıl, Giresun’da ikinci el bir elektro gitar aldım. Ancak amfim olmadığı için Gebze’ye taşınana kadar gitarı sessizce çaldım. Bu benim için zorlu ama unutulmaz bir deneyimdi.

 

Çocukluk yıllarında okul bandosunda edindiğiniz disiplin, bugün müziğinize nasıl yansıyor?

Çocukluk yıllarımda köy okulunda, 4. ya da 5. sınıfta bandoya seçildim. Düzenli çalışmalarımız olurdu; çalgılar bizde kalır, eve götürüp getirirdik. Bayram törenlerinde bando çalmak disiplinli bir çalışma alışkanlığı kazandırdı. O dönemde müziğe daha bilinçli yönlendirilseydim belki farklı bir yol izleyebilirdim.

 

‘’Karadeniz’in asi ruhlu gençliği içinde, tarlada yaşadığım isyan duygusu bana blues deneyimlerini hatırlatıyor.’’

Elektrik gitarla ilk tanıştığınızda, müziğiniz nasıl bir enerjiyle dönüştü?

Elektro gitarla tanışmam oldukça geç oldu. Köyde büyüyen bir çocuk için bu, televizyonlarda izlediğimiz Haluk Levent, Kıraç, Murat Kekilli gibi sanatçılarla ve abimden edindiğim kasetlerle başlayan bir serüvendi. O dönem Karadeniz’in asi ruhlu gençliği içinde, tarlada ve bahçede yaşadığımız isyan duygusu bana ilk blues deneyimlerini hatırlatıyor.
Lise yıllarında edindiğim yerli ve yabancı rock kasetleri elektro gitarı benimsememde büyük rol oynadı. O günlerde başlayan bu yolculuk, bugün kimliğimin oluşmasında çok önemli bir yere sahip. Elektro gitar bana sadece bir çalgı değil, müziğin felsefesini ve enerjisini taşıyan bir ifade biçimi sundu.

“Progressive rock benim için bir okul gibiydi”

Rock’tan caz’a, popüler müzikten modern tekniklere uzanan geniş yelpazede sizi en çok besleyen tür hangisi?

Beni en çok besleyen tür kesinlikle progressive rock oldu. Gebze’ye geldikten sonra ulaşımın kolaylaşması ve Kadıköy’de edindiğim arkadaş çevresi sayesinde farklı müzik ortamlarını görme imkânı buldum. Başlangıçta rock ve metalin çeşitli alt dallarından beslendim; fakat zamanla isyan duygusunun yerini müzikal öğelerin yoğun olduğu bir dünya arayışı aldı.
Progressive rock bu noktada benim için bir okul gibiydi; her grup ve sanatçı adeta yeni bir ders niteliği taşıyordu. Bu derinlik, sonrasında caz müziğine yönelmemde de önemli bir etken oldu.

“Sanatçının emeği yeterince adil biçimde karşılanmıyor”

Kentte sanatçı olmanın görünmez mücadeleleri var. Siz bu mücadeleyi nasıl yaşıyor ve aşmaya çalışıyorsunuz?

Açıkçası kentte sanatçı olmanın mücadelesi kolay değil. Eskiye göre her şey çok daha zor; hem öğrenci olup hem çalışmak, aynı zamanda müzikte yol almak büyük bir çıkmaz yaratıyor. Gebze’de sanat merkezleri çoğaldı ama mezun sayısı da arttı. Bu yoğunluk içinde bazı fırsatları kaçırdım, şimdi yakalamaya çalışıyorum.


Alternatifler üretmeye gayret ediyorum; bireysel dersler veriyorum ama kurumlarda istikrar yok. Kamu kurumları da kalıcı çözümler yerine geçici adımlar atıyor. Oysa bir şeyin olması için talep şart değil, istenirse yapılabilir. Büyük kentlerde seçenek çok ama biz çoğu zaman bir seçeneğe dönüştürülüyoruz.


Müzisyenlik yıpratıcı bir iş; herkes kendi grubunu kurmuş, dışarıda kalan için mücadele daha da zor. On yılı aşkın süredir ders veriyorum ama kurumların sunduğu ücretler emeğin karşılığını vermiyor. Ne zaman olursa olsun, sanatçının emeği yeterince adil biçimde karşılanmıyor.

 “Müzik, yaşanmışlıkla anlam kazanır”

Çalgı eğitimi verirken öğrencilerinize yalnızca teknik değil, “müziğin ruhunu” da aktardığınızı söylüyorsunuz. Bu ruhu nasıl tanımlarsınız?

“Müziğin ruhunu” tanımlarken felsefi bir boyuta girmek mümkün ama kafa karışıklığına yol açmamak için basitçe söylemek gerekirse: Bir şeyi yaşamazsan ya da hissetmezsen onunla bütünleşemezsin. Öğrenme ve anlama sıradanlaşır. Bu yüzden öğrencilerime hep şunu aktarırım: müzik, sadece teknik değil, yaşanmışlıkla anlam kazanır.
Elbette her öğrenci farklıdır; kimisi hobi amaçlı gelir, kimisi akademik bir yol arar. Ruh kavramını aktarabileceğiniz öğrenci kendini belli eder. O noktada ona gerektiği kadarını vermek gerekir. Büyük ustalara baktığınızda, hepsinin ardında yaşanmışlıklarla dolu büyük limanlar vardır. İşte müziğin ruhu da o limanlardan beslenir.

 “Caz eğitimi küçük yaşlardan itibaren alınmalı”

Caz tarihi ve modern müzik eğitimi üzerine yaptığınız akademik çalışmalar, verdiğiniz eğitimlere nasıl yansıyor?

Caz tarihi üzerine ciddi okumalar yaptım ve uzun yıllar Cem Topdemir’den caz gitar ile caz armonisi dersleri aldım. Yedi yıla yayılan bu süreç, pandemi gibi aralar olsa da bana büyük bir birikim kazandırdı. Bu bilgiler ışığında özellikle konservatuvar okumak isteyen öğrencilerime yönelik çalışmalar yaptım; müfredatı caz temelli kaynaklarla destekledim.
Caz eğitimi büyük özveri ve disiplin gerektiriyor. Müziği iyi benimsemek için sadece teknik değil, kültürel bir altyapı da şart. Altını çizerek söylemek isterim ki, caz eğitimi —tıpkı diğer müzik alanlarında olduğu gibi— küçük yaşlardan itibaren alınması gereken bir süreçtir.

 “Müzik, toplumun dönüşümünde güçlü bir etkendir”

Müziği bir yaşam biçimi olarak görüyorsunuz. Bu yaşam biçimi sizin için hangi değerleri temsil ediyor?

Müzik insana hayata farklı açılardan bakmayı, güzellikleri görmeyi ve iletişim kurmayı öğretir. Giresun’da başlayan yolculuğum bana çok şey kazandırdı; dinlediğiniz müzik türü sizi şekillendirir. Ben genç yaşta rock müziği dinlemeye başladığımda, yaşamın birçok yönünü sorgulamaya başladım ve bu, felsefemi oluşturmada etkili oldu.

Müzik aynı zamanda toplumun dönüşümünde güçlü bir etkendir. Konfüçyüs’ün dediği gibi, “Bir toplumu anlamak istiyorsanız dinlediği müziğe bakın.” Bu nedenle müzik benim için ahlak, erdem, bilgi, etik ve estetik değerleri ifade etmenin bir biçimidir. Müziği yaşam biçimi olarak görmek; disiplin, süreklilik, sabır, özgürce ifade edebilme ve empati geliştirme gibi değerleri içselleştirmektir. Bunun ötesinde müzik, bireysel üretimin yanında paylaşım, kültürel aktarım ve yaşamla sürekli bir etkileşim hâlinde olmayı temsil eder.

 “Gebze, kendi ayakları üzerinde duran bir kültür merkezi olmalı”

Kentin sokaklarında sessiz adımlarla yürürken, müziğinizin Gebze’nin belleğine nasıl bir katkı sunduğunu düşünüyorsunuz?

Kentle kurduğum bağ, doğrudan kayıtlar ya da büyük eserler üzerinden değil; eğitmenlik, sahne deneyimleri ve birebir etkileşimler aracılığıyla şekillendi. Bu süreçte müzik, Gebze’nin belleğine somut eserlerden çok, eğitim yoluyla aktarılan bilgi, ilham ve paylaşımlar üzerinden katkı sundu. Dolaylı ama kalıcı bir iz bıraktığına inanıyorum.

Öte yandan bu kente yapılması gereken çok şey var. Gebze, iki arada sıkışmış bir işçi kenti olmaktan çıkıp kendi ayakları üzerinde duran bir kültür merkezi olmalı. Sanata yapılacak katkılar, kentin çıkmazlarını aşması açısından büyük önem taşıyor. Popüler müzik orkestraları gibi girişimler küçük başlangıçlar olsa da büyük adımların habercisi olabilir. Ne yazık ki birçok yetenek zamana yeniliyor; umarım bu kentte sanat için gerekli adımlar çok uzaklarda kalmaz.

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 31 Ocak 2026 10:06
YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
selami oztas 15:29 - 31 Ocak 2026

slm basarilarinin devamini temenni ederim oglum

0 Beğenmedim
BENZER HABERLER
X