Şimdi şehri yayalara sevdirmeye aday
05 Mayıs 2026 08:09

GEÇEN DÖNEM ÖĞRENCİLERE MİMARLIĞI SEVDİRDİ Şimdi şehri yayalara sevdirmeye aday

Mimarlar Odası Gebze Temsilciliği yönetiminde iken lise öğrencilerine mimarlığı anlatıp sevdiren Akademisyen Merve Özhan, “Yürünebilirlik ilgi alanlarımdan biri” deyip şehirde yürüme deneyiminin nasıl daha konforlu olacağıyla da ilgilendiğini söyledi

Aktan Uslu Tüm haberleri

Geçen dönem TMMOB Mimarlar Odası Gebze Temsilciliği yönetiminde iken lise öğrencilerine mimarlığı anlatıp sevdiren söyleşilere katılan Akademisyen Merve Özhan’a deprem ve şehir planlamaya dair çalışmalarının detayını sorduk. Az sormuşuz

“Deprem sadece bir olay. Devamında başka bir sürü şey oluyor şehirde ve onlarla da ilgileniyorum. Yürünebilirlik ilgi alanlarımdan bir tanesi” deyip şehirde yürüme deneyiminin nasıl daha konforlu olacağıyla da ilgilendiğini söyledi

**

“Özellikle yüksek deprem tehlikesi olan bir yerde yaşıyorsak iç mekânda sabitleme çok önemli. Bu küçük bir biblo veya büyük bir parça da olabilir. Her şeyi olabildiğince duvara sabitlemeliyiz. İç mekân deprem esnasında binadan çıkışımızı engellemeyecek şekilde tasarlanmalıdır.

Yani hep evin içinden çıkma senaryosu düşünmeliyiz. Çıkmada da, çıkma esnasında ne gibi parçalar önümüze düşer, belirlemeliyiz. Önce bunları sabitlemeliyiz. Küçük büyük her bir parçayı sabitlemek binadan kaçış, çıkış esnasında çok büyük bir kolaylaştırıcı olacak.”

Yukarıdaki sözler 17 Ağustos depremini henüz 7-8 yaşında iken Osman Yılmaz Mahallesi’nde oturdukları binanın beşinci katında yaşayan Mimar Akademisyen Merve Özhan girizgâhtaki sözleri geçen sene;

TMMOB Gebze bileşenlerinin GTO ve Kızılay Gebze işbirliğindeki 17 Ağustos farkındalık etkinliğinde, geçen dönem yönetiminde yer aldığı Mimarlar Odası Gebze Temsilciliği’ni temsilen söyledi. Aslında yaygın bilinen ama ihmal edilen bir önlemi tekrar hatırlatırken, 17 Ağustos 1999 gecesinin kazandırdığı bir deneyim veya yaşanmışlıkları da olabilir.

Mimarlar Odası yönetiminde iken lise öğrencilerine mimarlığı anlatıp sevdiren söyleşilere katılan Akademisyen Merve Özhan’a deprem ve şehir planlamaya dair çalışmalarının detayını sorduk. Az sormuşuz

  • Mimarlık, üniversiteye hazırlanırken tek hedef mesleğiniz miydi?
  • Lise yıllarımda, üniversite hazırlık sürecimde aklımda farklı meslek seçenekleri de vardı ama çok yeni mesleklerdi. Mimarlığı seçmemde babamın inşaat mühendisi olması da muhtemelen etkendir ama mantıklı karar verdim ve günümüzde de kararımdan memnunum. Ama mimarlığın insan, mekân, toplum ilişkisi tercihimde ana etkendir. Mimarlığın; kişisel ilgi alanlarıma çok yakın olduğunu fark ettim.
  • Öte yandan mühendis kökenli bir aile ve sülale bireyiyim. Ailemde neredeyse herkes mühendis; annem elektrik, kardeşim endüstri mühendisi. Teyzelerim, amcalarım hep mühendis.
  • Neden Bahçeşehir Üniversitesi?
  • Puanım tam yetiyordu. O dönem; halen öğretim görevlisi olarak derslere girdiğim Bilgi Üniversitesi de yeni açılmıştı ama Bahçeşehir’in sistemi daha oturmuştu. Ayrıca Bahçeşehir’deki Berlin, Fransa, Belçika stajlarım da mesleki gelişimime çok katkı sağladı.

 

  • Üniversite yıllarınızdaki yurtdışı faaliyetlerinizin kişisel gelişiminize ne tür katkıları oldu?
  • Danimarka’da yüksek lisansımı yaparken sosyal altyapımı biraz geliştirdim. Türkiye’de daha teknik konuları, statiği ve mimarlığı, belediye sınırlarında yapılanları konuşuyoruz. Konuya ülkemizde daha sosyal, tasarımsal yaklaşanlar da oluyor. Ben biraz daha sosyal tarafa yatkın olduğumu hissettiğim için buna uyumlu bir yer aradım. Dolayısıyla Danimarka’daki eğitim sistemi ölçeğinde kendimi daha uyum hissettim.

 

  • Deprem ve şehir planlama üzerine çalışmalarınız olduğunu biliyorum. Detaylı değinir misiniz?
  • Projelerime dair detaylı değil sorunuza kent ve mekâna dair bakış açım üzerinden yanıt vereceğim. Afet sonrası yaşam süreci çok kırılgan. Biz her doğal afet sonrası en pratik çözüm olarak konteyner kullanıyoruz ama kullanım süreleri çok uzadı. Daha doğal temelli, ahşap ve modüler yapılar geliştirmemiz gerekiyor. 17 Ağustos 1999 depremini Gebze’nin Osman Yılmaz Mahallesi’nde, Şehit Numan Dede Caddesi üzedindeki Çankaya Apartmanı'nın beşinci katında, 7-8 yaşındayken yaşadım. O kaosu, iki hafta eve giremediğimizi çok net hatırlıyorum. Ve o sürecin de belki kafamın arkasında durduğunu düşünüyorum hala. Bu yüzden deprem farkındalığı üzerine eğitimler alıyorum ve konferanslar düzenliyoruz. Bilgi Üniversitesi’nde uluslararası bir konferans düzenledik. Şili’den Pulitzer ödüllü bir mimar geldi. Dolayısıyla bu farkındalığı etrafımdaki insanların da, hatta büyüdüğüm yerdeki insanların da edinmesini çok istiyorum.

 

 “Şehirde yaya deneyimi nasıl daha konforlu olur?”, “Toplu taşıma ve araç kullanımında yaya nasıl daha rahat ettirilir?” konuları üzerine çalışmalarım var.

Deprem tabii ki sadece bir olay, onun devamında başka bir sürü şey oluyor şehir içerisinde ve onlarla da ilgileniyorum. Yürünebilirlik ilgi alanlarımdan bir tanesi: Şehirde yürüme deneyimi nasıl daha konforlu olur? Bir yerden bir başka yere giderken sadece yürümek üzerinden değil ama yayayı da düşünerek; bir araba ya da toplu taşıma aracı kullanılırken yayayı da daha rahat ettirici bir şekilde şehir nasıl tasarlanabilir gibi konular ilgimi çekiyor.

Çocuklarla alakalı; sokaklarda eskiden çocuğun oyun oynayabildiği alanlar çok daha fazlaydı. Ama günümüzde araç trafiği ve çok katlı yapılaşma yoğunluğunda çocukların çok rahat oyun oynayamadığı bir şehirleşmenin içerisindeyiz. yaşıyoruz. Çocukluğumun geçtiği muhitte bu darlığı ben de yaşadım. Oyun alanlarımız, apartman önü boşluklar ile sınırlıydı ve orada, çokça oyunlar oynardık.

Gebze Kent Meydanı’nı değerlendirir misiniz?

  • Bu önemli bir konu. Bence bir sürü şey çok beton Türkiye’de. Sadece Gebze değil genelde, kent meydanları çok fazla betonlaştı. Oysa iklim değişikliğine dayalı ani sellerden ötürü suyu çeken doğal malzemelere ve yeşil öğeler daha yoğun olmalı. Ve bunun yapılabileceği en iyi yer de kent meydanları çünkü hem çok fazla hem insan kaldırıyor hem de yeşili uygulamak daha kolay aslında.

Ben kentsel tasarım ve kentsel hareketlilik üzerine eğitim aldım. Dolayısıyla güç analizi yaparken iktidar ya da yerel yönetim ya da herhangi bir karar vericinin bir kenti nasıl değiştirebildiğini çok iyi biliyorum.

Diğer yandan belediyecilikte de teknoloji çok gelişti. Suyu çeken asfalt da var. Teknolojide ileri giderken doğalı da yanımızda tutmamız gerekli. Sadece teknolojiyle çözeyim diyecek olsanız, teknolojinin tıkandığı bazı yerler oluyor, olacak da. Dolayısıyla doğal malzemelerle bunları dengede tutmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sel haberlerini nasıl takip ediyorsunuz bilmiyorum ama en azından gördüğüm şu: Bazı yerlerde suyun toplanmaları oluyor. İşte o yerleri tespit edilip oradaki suyu nasıl aşağı çekebiliriz ya da nasıl tutabilirizin üzerinde durulmalı. bunlar çok önemli meseleler.

 

  • Şimdi yok ve görmemiş olabilirsiniz ama bir dönem Gebze’deki kent meydanına ticari kaygılarla lunapark oyun grubu monte edildi. Hayalini kurup görüntüyü değerlendirir misiniz?
  • O tür şeyleri meydanlara biraz daha eğlenceli olsun diye mi koyuyorlar, fikrim yok. Ama meydanlara müdahaleler biraz daha minimal olmalı. Çok büyük şeyleri meydanlara koymak, iyi gelmiyor aslında. Bir dönem Ankara’da da yine lunapark grupları, dinazorlar üzerinden tartışmalar olmuştu. Yani bunlar kente yapılan hatalar ve bir kazancı olmadığını düşünüyorum genel itibarıyla.

 

  • 2000’lerin ortalarında Gebze’ye Ak Çarşı tek katlı inşa edilirken ekonomik getirisinden ikinci katı yapıldı. Dönemin MMO Gebze yönetimi, Çoban Mustafapaşa Camiinin siluetinin bozulduğu gerekçesiyle karşı çıktı, uyarıda bulundu. Sizce de öyle mi?

 

  • Ben de günümüzde aynı açıdan Çoban Mustafapaşa Camii’ne bakınca, aynı kanaatteyim. Ancak yanıtı çok katlaşma üzerinden vereceğim:

Bir müzede İstanbul’un silüetlerini çizen birçok ressamın, Osmanlı’dan günümüze dönemleri yansıtan çizimlerini gördüm. Şu dikkatimi çok çekti: Bir ya da iki katlı, kırma çatılı ahşap Türk evlerini de gördüm. Dönemler değiştikçe, binalarda kat sayıları arttıkça, yukarıdan aşağı baktığınızda her şey aynı ama katlar her dönem daha da yükseliyor.

Gebze ölçeğinde sanayileşme, onun getirdiği göç dalgasıyla artan nüfusun barınma ihtiyacı için artan kat sayıları, beraberinde Gebze’de endüstriyel dönüşümü doğru yapıp yapmadığımıza dair kuşkuyu, sorguyu beraberinde getiriyor.

Gebze; normal bir ilçenin kapasitesinin çok üzerinde bir yükü taşıyor. İstanbul’un da, Kocaeli’nin de ağırlığı üzerinde. Çok katlı yapılaşmalar bir yere kadar bizi kurtardı ama bir yerden sonra, bize çok iyi gelmiyor aslında. Bunun bir sınırı olmalı mı veya nerede duracağız sorusunun yanıtını ben de bilmiyorum.

**

Uyuştuğum parti olursa

siyasete atılabilirim

  • Siyasetçi bir babanın kızısınız. Sizin ileride siyasete atılmak gibi bir düşünceniz var mı?
  • Siyaset, kenti şekillendirmenin direkt yolu. Üniversite yıllarımda, siyasi söylemlerin kente etkilerine dair tez de yazdım. Uyuştuğum bir siyasi yapı olursa ileride olabilir ama önümüzdeki 1-2 sene zarfında planlarımda siyasete atılmak yok. Daha çok yerelde ve insan bazında meseleyi anlamaya çalışıyorum.
  • Kariyer planınız nedir?
  • Kariyerimde, doktoramı yapmaya hazırlanıyorum.

**

Kent konseylerinden

kısmen istifade edilmeli

  • Sizden bir Kent Konseyleri değerlendirmesi alabilir miyim?
  • İşleyiş ve yapısı itibariyle belki her şeyi kent konseyine sormak çok iyi olmayabilir çünkü süreci çok uzatabilir. Ya da kent konseyinden çıkacak fikir ya da öneri toplumun yararına olmayabilir çünkü öneri sahipleri o konuya dair yeterli bilgiye sahip olmayabilir. Diğer yandan bazen kente dair bazı konuları kent konseyleri kurumsalında kente sorup hareket etmek iyi oluyor.

Hep örnekleri gösteriler ya.. Avrupa’da da, kente sorulmadan yapılan çok icraat var. Kente danışmanın bir dengede olması gerektiğini düşünüyorum. Aslında kent meclisinin varlığının sebebi biraz o değil mi? Bazı konular, kent konseyine danışılmadan belediye meclisinde de karara bağlanabilir. Bence kent konseylerinden her konuda tamamen olmasa dahi, kısmen istifade edilmeli. Kaldı ki karar yetkisi olmayan, tavsiye veya öneride bulunan yapılanmalar. Ben Kadıköy Belediyesi’nde de de bir süre çalıştım. Gebze Bölgesindeki belediyelere kıyasla belki kent konseylerine biraz daha kulak asıyorlardır ama karar ve uygulama önceliğinde meclisin dediği olur.

Kent konseylerinin, akademik literatürde de bir tanımı var aslında. Herhangi bir araştırmaya başlandığında, ‘Böyle bir teori var. Deneyelim’ denen, birçok deneme yanılma sonrası sonuç alınamayan çalışmalar da var. Ne yukarıdan gelen yaptırım gücünün sıfıra inmesi bizim için iyi olur, ne de aşağıdan gelen katkının, isteğin. İkisinin tam ortada ve dengede olduğu bir sistemin ideal sistem olduğunu düşünüyorum.

**

 

GENÇLERE TAVSİYELER…

 “Hoca şöyle anlatsa” diye

kurardım. Şimdi anlatıyorum

 

  • Geçen dönem, MMO Gebze yönetiminde iken okullarda mimarlığı anlattınız. Mesleğinize dair değerlendirmeniz, bu zeminde sizden genç nesillere önerileriniz nedir?

 

  • Gençler kariyer hedeflerinde çıtayı ne kadar yükseğe koyarlarsa o kadar iyi. Bence bu çok önemli bir kriter. ‘Elimdekini yapayım, sonrasında zor şeylerle uğraşmama gerek yok’ anlayışı benim çok benimsediğim bir tutum değil. Kişisel hayatımda bunun ben çok yararını gördüm. Eğitim hayatımda da, iş ve sosyal hayatımda da kendimi zorlayıcı şeyleri yapıyorum. Bir noktada insan yorulabilir sonuca ulaştığında, tatlı gelir o yorgunluk.
  • Diğer yandan meraklı olmak. Bu halde kişi bir durumun hem negatif hem pozitif taraflarından küçük de olsa bir şey çıkartır, deneyim edinir. Küçücük bir şey dahi kişide merak uyandırıyorsa, kişi o konunun peşinden gitmeli. Üniversite öğrencisi iken hocalarımı dinlerken hep, ‘Şöyle anlatsa daha iyi olmaz mıydı?’ diye kurardım. Şimdi ben üniversitede hocayım. Öğrenciyken düşündüğümün yansıması gibi. Bir döngüyü devam ettiriyorum gibi.
  • Mimarlığa gelince de bence biz kent ve toplumu çok ayrı düşünüyoruz ama aslında çok birleşik şeyler. Kentte nasıl hareket ettiğimiz toplumumuzun neleri kabul ettiğinin ya da nasıl hareket etmek istediğinin bir göstergesi. Ya da neye ses çıkartıp ses çıkarmadığımızın da bir göstergesi. Elimizdekinin de değerini bilmeliyiz, bazen çok küçümseyici de olabiliyoruz. Bu olumsuz durum bence bizim kültürümüzde çok var. Ülkemizde, değerlendirmeyi çok yapmadığımızı düşünüyorum.

**

KİMDİR…

Merve Özhan..

Mimar ve kentsel tasarımcı.

Üsküdar’da doğdu. 18 yaşına kadar Gebze’de yaşadı. Halen yaşamını İstanbul, Kadıköy’de sürdürüyor.

Pendik, Kurtköy’deki Özel Koç Lisesi ve Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunu.

Yüksek lisansımı Danimarka’da, “Sosyal altyapı” ve “Kentsel hareketlilik” odaklı yaptı. “Türkiye’de mimari daha teknik ve statik ilerlerken, Danimarka’da bu işin sosyal tarafını daha iyi kavradım.”

Yüksek lisans tezini, “İstanbul Havalimanı’nın mekân, söylem ve güç analizi” üzerine tamamladı.

Gebze Teknik ve Bilgi Üniversiteleri’nde öğretim görevlisi. Bilgi’de “Mimari proje”; Gebze Teknik’te “temel tasarım”, “toplum ve mekân”, “endüstriyel devrimin kentsel dönüşüme etkisi” üzerine dersler veriyor.

Mimarlar Odası ile üniversite yıllarında tanıştı ve diyalogları oldu. Geçen dönem; 2015’ten bu yana üyesi olduğu Mimarlar Odası Kocaeli Şube Gebze İlçe Temsilciliği yönetim kurulunda görev yaptı. Bu süreçte Gebze Bölgesindeki okullarda mimarlık mesleğine dair söyleşilere katıldı. Mesleği hem anlattı, hem sevdirmeye çalıştı.

İnşaat Mühendisleri Odası Gebze Temsilciliği eski Başkanı ve 2004 yerel seçimleri AKP Gebze Belediye Başkan aday adayı Ziya Özhan’ın kızı.

Aile şirketinde yönetim kurulu üyesi.

 

**

 

GEZİ, GÖZLEM…

 

  • İznik… Değerlendirir misiniz?
  • 10 sene kadar önce gittim İznik’e. O zamandan bu yana bir şey değişmediyse her şey aynı kaldıysa, yürümek kolay ve konforludur İznik’te. Tarihi değer ve kalıntılarının yanı sıra İzole haldeki gölü ile turistik bir yapısı ve albenisi de var. Koruma altındaki yapıları ve dokusunun İznik’te yaşayan insanlara bir refah getirisi oluyor. Ama bu korumacılıkta, koruma altında olan yapıdaki tahribatları tamire yöneldiğinizde, bürokratik engellerle de karşılaşabiliyorsunuz.
  • Üsküdar, Kuzguncuk… Değerlendirir misiniz?
  • Kuzguncuk’ta her şey yine o cadde üzerinde ve her şey insan ölçeğinde. Biz artık aslında insan ölçeğinden çıkan bir çevrede yaşıyoruz ama Kuzguncuk gibi, İznik gibi, Dilovası’na bağlı Tavşancıl gibi daha insan ölçeğinde ve eski yapım teknikleriyle yapılmış yerlerde yaşam daha keyifli. Tavşancıl’a henüz gidemedim ama koruma altında olduğunu ve dokusunu biliyorum. Gebze gibi kentlerde nefessiz kaldığımızı hissettiğimizde, gidip soluklandığımız ilçeler, muhitler, mahalleler.
  • Darıca ve Bayramoğlu Ada… Değerlendirir misiniz?
  • Bayramoğlu, eski Bayramoğlu değil. Bayramoğlu Ada’da, eskisi gibi değil. Bina tasarımları ölçeğinde Ada’da da çok katlı apartmanlar ve bir iki katlı villalar var. Ama bakımsız bir muhit ve eskisi kadar popüler değil.

Darıca, tarihi bir ilçe ve çok güzel bir dokuya sahip. Belediye binasının civarındaki taş kiremit evler. Vakti zamanında araba geçişi için tasarlanmamış dar sokaklar. Darlığı belki de o dönemin at arabaları geçebilsin diye, onlara elverişli. Darıca ve benzeri kentlerde belediyelerin daha korumacı olması gerektiğini düşünüyorum.

Bunu Danimarka’da yaşamış ya da Avrupa’daki korumayı da bildiğim için biraz daha rahat söyleyebiliyorum. Biz çok hızlı vazgeçiyoruz. Bir şeyi yaptıktan sonra hemen vazgeçip, daha yenisi ve popüler olanına yönelebiliyoruz. Halbuki önemli olan devamlılığı, sürekliliği sağlamak.  Bu bence herkesin üzerinde durup düşünmesi gereken bir konu.

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 05 Mayıs 2026 08:14
BENZER HABERLER
X