Çiftçi’den CHP/Yeni yorumu Bir Kaleyi Kim Bekler?
Yollarınız ayrılmış gibi görünse de, aslında aynı adalet ve aydınlık gelecek mücadelesinin birer neferi olduğunuzu unutmayın. Yaftalamak yerine birbirinizi anlamaktan vazgeçmeyin
**
Konuk Yazar: Tuncay ÇİFTÇİ
Yönetim Danışmanı / Mentor
Tarih boyunca kaleler sadece taştan ve harçtan ibaret yapılar olmadı. Bizim tarihimizde ve medeniyetimizde kale; bağımsızlığın, birliğin ve sığınılacak güvenli bir limanın sembolüdür. Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te İstanbul’u fethiyle bir çağı kapatıp yeni bir çağ açması, tarihin akışında kalelerin ne kadar hayati bir yere sahip olduğunu gösterir. Bir kaleden çekilmek ya da bir kaleyi kaybetmek, sadece bir yapıyı değil, bir devri ve onun temsil ettiği değerleri kaybetmek demektir. Türk Milleti için kale, ne pahasına olursa olsun savunulması gereken yurt demektir.
Peki, bir kale niçin inşa edilir ve neden savunulur?
Kaleler, içindeki liderler veya geçici yöneticiler için değil; surların ardında nefes alan halkın geleceği, ortak hafıza ve kadim değerler için ayakta tutulur.
Bugün muhalefet siyasetinde yaşanan butlan tartışmaları, ayrışmalar ve farklı siyasi arayışlar, aynı ideale farklı yöntemlerle ulaşmaya çalışan insanların bulunduğu karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Bir tarafta değişimin yeni bir yapılanmayla mümkün olduğuna inananlar; diğer tarafta ise köklü bir kurumsal yapının içinde kalarak mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini düşünen binlerce samimi insan bulunuyor.
Ne var ki, siyasetteki sert ve kırıcı dil, çoğu zaman her iki yaklaşımın da ardındaki iyi niyeti gölgeleyebiliyor. Kimi zaman yeni bir yol tercih edenler kolayca eleştiriliyor, kimi zaman da hiçbir makam, mevki ya da kişisel beklenti olmadan partisinde kalmayı seçen, aidatını ödeyen, bayrağını asan sade vatandaşlar ve emektar üyeler çeşitli etiketlerle karşı karşıya kalıyor. Oysa mesele ne kişilere körü körüne bağlılık ne de herhangi bir siyasi figürün tarafı olmaktır.
Kalenin Taşını Korumak Ne Demektir?
CHP’de kalmayı seçen, tek derdi memleket olan o çıkarsız kitleyi kavrayabilmek için meselenin özüne bakmak gerekir:
- Yöneticiler Geçicidir, Kurumlar Kalıcıdır: Kaleyi yöneten komutanlar veya liderler zamanı geldiğinde değişir. Ancak o kale; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten, Cumhuriyet’in kuruluş harcından ve bu ülkenin aydınlanma birikiminden süzülüp gelen kurumsal bir mirastır. Kalanlar, başındaki kişiyi değil, surların ardında yatan yüz yıllık hafızayı ve Cumhuriyet değerlerini beklemektedir.
- Evi ve Mevziyi Terk Etmeme İradesi: Siyasette asırlık bir çatı boşaltıldığında ya da işlevsizleştirildiğinde, kaybedilen şey bir parti tabelası değil; toplumun sığınabileceği en köklü mevzidir. Kalanlar, "Burası bizim evimiz; evimizi terk etmeyiz, buradaki değerleri darmadağın ettirmeyiz." anlayışıyla birer isimsiz koruyucu gibi mevzide durur.
İki Tarafın da Görmediği Gerçekler
Tarafsız bir gözle bakıldığında, siyasi kavgaların ve kopuşların bedelini ne yazık ki yine halk ödemektedir:
- Yeni Yol Arayanlar Açısından: Mevcut yapının dışında yeni bir siyasi yol açmayı tercih edenler, değişimin bu şekilde gerçekleşeceğine inanıyor olabilir. Ancak köklü kurumların tarihsel hafızası ve toplumdaki sembolik karşılığı da göz ardı edilmemesi gereken önemli bir gerçektir. Bir yapıdan ayrılmak yeni bir başlangıç anlamına gelebilir; fakat geride kalan milyonlar için o kurumsal mirasın taşıdığı anlam da dikkate değerdir.
- Mevcut Yönetimler Açısından: Kaleyi yönetenler ise zamanın ruhunu yakalayamayıp halkın sesine tam olarak kulak vermediklerinde, kalenin içindeki umut enerjisini zayıflatırlar. Kaleyi korumayı sadece kapıları kapatmaktan ibaret görmek, o kalede hiçbir çıkarı olmadan gece gündüz çalışan samimi üyeleri yalnızlığa mahkûm eder.
Olan Yine Halka Oluyor
Sonuçta, siyasilerin strateji savaşlarında savrulan ağır ithamlar en çok, hiçbir menfaat beklemeden mücadele veren samimi insanları incitiyor. Oysa o insanlar ne iktidar hırsı olan kişilerdir ne de birilerinin piyonudur. Onlar, fırtına koptuğunda rüzgâra kapılmayan; Ata'sından yadigâr kalan evinin çatısını ne pahasına olursa olsun ayakta tutmaya çalışan adsız neferlerdir.
Ortak Geleceğimiz İçin Bir Öneri
Liderler gelir geçer, kadrolar değişir... Ama o kale, sırf birileri hiçbir kişisel ikbal gözetmeden nöbet tutmaya devam ettiği için ayakta kalır. Bugün ihtiyacımız olan şey birbirimizi yaftalamak değil; kaleyi koruyan o temiz, çıkarsız halk iradesinin ve emektar üyelerin sesini duymaktır.
Geçmişin siyasi hafızası bize şunu fısıldıyor: Asla kırıcı olmayın. Siyasi görevler ve makamlar geçicidir; asıl kalıcı ve değerli olan kurduğumuz dostluklar ile omuz omuza verdiğimiz ortak mücadeledir. Yollarınız ayrılmış gibi görünse de, aslında aynı adalet ve aydınlık gelecek mücadelesinin birer neferi olduğunuzu unutmayın. Yaftalamak yerine birbirinizi anlamaktan vazgeçmeyin; çünkü günün sonunda bu ülkenin kalbi, kalbini bir tutanların omuzlarında atacaktır.
Elbet bir gün yollar yeniden kesişecektir...
Umutla...