LİYAKATTEN İHANETE: "Benim adamım" düzeni ve koltuk işgalcileri
**
Bir toplumun vicdanı da, geleceği de tek bir kelimeye bağlıdır: Liyakat. Liyakat, bir işi en iyi yapanın o koltukta oturması; adaletin ve emeğin teminat altına alınmasıdır. Ancak bugün liyakat, "bizim çocuk", "benim adamım" ve "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığının oluşturduğu karanlık bir dehlizde kaybolmaktadır.
"BENİM ADAMIM" OLSUN, ÇAMURDAN OLSUN
Adam kayırmacılık, sadece bir haksızlık değil, kurumların genetiğiyle oynamaktır. "Liyakatli ama benden değil" yerine "Liyakatsiz ama benim adamım" denildiği an, orada sadakat profesyonelliğin önüne geçer. Torpille bir yere gelen kişi, orayı ileri taşımak için değil, kendisini oraya getiren iradeyi memnun etmek için çalışır. Bu zihniyetin hüküm sürdüğü yerde zekâ göç eder, emek küser, başarı ise bir "tehdit" olarak algılanmaya başlanır.
BİLGİLİ AMA KORKAK: MAKAMDA EMEKLİ OLAN ATALET
Meselenin bir diğer acı yüzü ise; o koltuğa bilgisiyle, becerisiyle, tırnaklarıyla kazıyarak gelmiş olanların yaşadığı "makam zehirlenmesi"dir. Okumuş, öğrenmiş, donanmış; ancak oturduğu koltuğun konforuna kapılıp "aman yerimden olmayayım" korkusuyla felç olmuştur. Bu kişiler, tek bir faydalı projeye imza atmadan, tek bir risk almadan o koltukta yıllarını eskitir ve sonunda sadece "emekli" olurlar. Bilgili olup da cesaret edememek, cahil olup da bilmemekten daha büyük bir vebaldir.
KOLTUK İŞGALCİLERİ VE SÜMEN ALTI EDİLEN GELECEK
İster torpilli ister korkak olsun; bu koltuk işgalcilerinin ortak noktası proje mezarlığı yaratmalarıdır. Ülkeyi şaha kaldıracak devrim niteliğindeki fikirler, "başım ağrımasın" diyen bu duvarlara çarpar. Bir projeyi hayata geçirmek cesaret ister. İşgalci ise parlamaktan değil, hata yapıp eleştirilmekten korkar. Kendi ikbalini milletin istikbalinin önünde tutan bu zihniyet, en parlak beyinleri dosyaların arasına hapseder.
SORUMLULUK ALMA KORKUSU: "İMZA ATMAYAN KURTULUR"
Liyakatsizliğin ve korkaklığın en doğal sonucu, felç olmuş bir bürokrasidir. "Bana dokunmayan yılan yaşasın" diyerek çözüm üretmek yerine süreci uzatanlar, aslında ülkenin vaktini çalmaktadır. Sorumluluk, sadece yetkiyi kullanırken hatırlanan bir güç değil, sonuçlara göğüs gererken taşınması gereken bir yüktür. Oysa bu düzende sorumluluk, paylaşılan bir değer değil, başkasının üzerine atılan bir yük haline gelmiştir.
SONUÇ: BİR GEMİ KAPTANI SADECE LİMANDA GÜVENDEDİR
Ancak gemiler limanda beklemek için yapılmamıştır. Bir geminin kaptanından beklenen, fırtınada rotayı doğru çizecek donanıma ve o dümene asılacak cesarete sahip olmasıdır. Devlet makamları kimsenin tapulu malı ya da "risksiz emeklilik" alanı değildir; bu makamlar milletin emanetidir.
Gerçek vatanseverlik, sadece "bilmek" değil, bildiğini icraata dökecek dirayeti göstermektir. O çok değerli projeleri, sırf "yerim sarsılmasın" diye sümen altı edenler, aslında ülkenin yarınlarını yok etmektedir.
DURUMU ÖZETLEYEN KİŞİSEL BİR NOT:
1982 yılında resmi kurumlara iş başvurusu yaptım; aradan 44 yıl geçti, hâlâ sıra bekliyorum. Oysa ben o sırayı beklemedim; 27 yıl denizlerde çalışıp, kendi imkanlarımla çok başarılı işlere imza attım. Benim hikayem, liyakat sisteminin nasıl rafa kaldırıldığının ve azmin neleri başarabileceğinin canlı kanıtıdır.
Gölge etmeyin, işi ehline ve cesur olana bırakın; başka ihsan istemez!
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Milletin genetiğine bastırılan ithal elbise ve ‘güven’ dinamiti 10 Ekim 2026 Cumartesi
- Böl, parçala ve yönet tiyatrosu 09 Ekim 2026 Cuma
- İtalyan insafı değil, sistem iflası 30 Eylül 2026 Çarşamba
- Bağlama: İnsanın içinde söylenmeyen kalan sesi 25 Eylül 2026 Cuma
- Tarla ile market arasında kim kazanıyor? 18 Eylül 2026 Cuma
- Cezayir’deki balıkçı gemisini Türkiye’ye getirişim 16 Eylül 2026 Çarşamba
- Etin fiyatı kasapta değil merada başlar 10 Eylül 2026 Perşembe
- Mümkün olanı inşa etmek 04 Eylül 2026 Cuma
- Karadeniz'in bitmeyen hırçınlığı 02 Eylül 2026 Çarşamba
- Malazgirt ruhu ve asla bükülmeyen Türklük 29 Ağustos 2026 Cumartesi