Siyasette Omurga Sınavı Koltuk Sevdalıları, Dik Durabilenler ve Bitmeyen Koltuk Tiyatrosu
**
Siyasetin son günlerde önümüze koyduğu tablo, nereden bakarsanız bakın tam bir omurga ve ilke sınavıdır. Bir tarafta sandıktan aldığı emaneti ilk virajda pazarlık masasına sürenler, diğer tarafta baskıya, soruşturmalara ve cezaevi tehdidine rağmen geri adım atmayanlar... Ve fonda, kendi koltuk kavgasından başını kaldırıp memleketin hâline bakamayan bir muhalefet.
Seçmenin huzuruna gidip muhalefet söylemiyle oy toplayan, değişim vaadiyle koltuğa oturan isimlerin ilk fırsatta iktidar safına geçmesi tam anlamıyla bir siyasi ahlak krizidir. Çekmeköy, Tuzla ve Şile hatlarında yaşanan tablo, kendilerine güvenip oy veren vatandaşın iradesine açık bir saygısızlıktır. Dün eleştirdiklerinin bugün gölgesine sığınan, dünkü sözlerini bugün yutan bu anlayış; tarihe hizmet eden yöneticiler olarak değil, seçmenin güvenini basamak yapan siyasetçiler olarak geçecektir.
İnsan ister istemez soruyor: Bu kadar muhalif belediye başkanı neden bir anda iktidar safına geçiyor? Gerçekten ağır baskılar altında mı kalıyorlar? Yoksa kendilerinin, yakınlarının ya da çalışma arkadaşlarının önüne birtakım dosyalar mı konuluyor? Eğer gerçekten böyle bir tablo varsa, ilk baskıda saf değiştirmek ile bedel ödemeyi göze almak arasındaki farkı da konuşmak zorundayız.
Tam da burada dönüp geçmişe bakmak gerekiyor.
Yıllar önce HDP'li belediyelere yönelik operasyonlar başladığında, belediyelere kayyumlar atanırken ve başta Selahattin Demirtaş olmak üzere çok sayıda siyasetçi tutuklanırken, toplumun geniş kesimlerinden ve muhalefetin önemli bölümünden beklenen ölçüde güçlü ve ortak bir demokratik tepki ortaya konulamadı. O gün mesele sadece bir parti meselesi değil, seçilmişlerin iradesi ve demokratik hukuk düzeni meselesiydi. O gün gösterilemeyen ortak refleksin bedelini bugün çok daha geniş bir muhalefet cephesi ödüyor. Sanki tren tam da orada kaçırıldı. Eğer seçilmişlerin iradesine yönelik müdahalelere ilk günden güçlü bir demokratik duruş sergilenseydi, bugün ana muhalefetin de benzer baskılarla karşı karşıya kalmasının önüne geçmek belki de mümkün olabilirdi.
Bugün baktığımızda, yıllardır cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş'ın ve çeşitli davalar nedeniyle özgürlüğünden mahrum kalan farklı siyasi isimlerin yaşadığı süreç, bedel ödemeyi göze alan siyaset ile ilk baskıda yön değiştiren siyaset arasındaki farkı da ortaya koyuyor. Omurgalı duruşun bedeli ağır olabilir; ancak ilkesizliğin bedelini de toplum ödüyor.
Buradan iktidar seçmenine de sormak gerekiyor. Dün sandıkta mücadele ettiğiniz, sert şekilde eleştirdiğiniz isimlerin bugün rozet takıp aynı safta yer almasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğer bu transferler gerçekten baskı veya dosya korkusuyla gerçekleşiyorsa, bunun siyasete ve seçmen iradesine ne kazandırdığı da ayrıca tartışılmalıdır.
Madalyonun diğer tarafında ise farklı bir tablo var.
Hakkında açılan davalara ve yoğun siyasi baskılara rağmen geri adım atmayan Ekrem İmamoğlu gibi isimler, ilkesel duruş tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Aynı şekilde, her türlü baskıya rağmen seçmen iradesini savunmaya devam eden Fatma Kaplan Hürriyet ve Sinem Dedetaş gibi belediye başkanlarının sergilediği kararlılık da siyasette ilkenin hâlâ mümkün olduğunu gösteriyor.
Ancak bütün bunların yanında, beni asıl üzen başka bir tablo daha var.
Ahmet Kaya'nın o hüzünlü ezgisi kulaklarımda çınlıyor: "Olmasaydı sonumuz böyle..."
Cumhuriyet Halk Partisi'nin bugün içine düştüğü durumun sadece dış baskılarla açıklanamayacağını düşünüyorum. Yıllardır ince hesaplarla yürütülen siyasi hamlelerin, iktidarın oluşturduğu baskı ikliminin ve parti içinde yaşanan derin ayrışmaların CHP'yi adım adım bugünkü noktaya sürüklediğine inanıyorum. Kimilerine göre dış müdahaleler, kimilerine göre parti içindeki yanlış tercihler ve "Truva atı" benzetmeleriyle ifade edilen kadrolaşmalar, partinin birlik duygusunu aşındırdı. Sonuçta olan, yıllarını bu partiye vermiş insanlara oldu.
Benim gibi binlerce insan, belki de hayatında en zor imzayı attı. Gözleri dolarak, eli titreyerek, içi kan ağlayarak Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrıldı. Bu ayrılık bir öfkenin değil, büyük bir kırgınlığın sonucuydu. Buna sebep olanların siyasi sorumluluğu da tarihin hafızasında yerini alacaktır. Dilerim ki yaptıkları tercihlerle ülkenin en köklü siyasi hareketlerinden birini bu hâle getirenler, vicdanlarının sesiyle baş başa kalırlar.
Muhalefetin kendi içindeki çürüme de en az parti değiştiren belediye başkanları kadar düşündürücüdür. Taban yeni bir umut ararken, hâlâ koltuğunu bırakmamak için her yolu deneyen anlayış, siyasetin toplumdan neden uzaklaştığını anlatmaya yetiyor.
Öte yandan, yeni kurulan siyasi hareketin kısa sürede ciddi bir ilgi görmesi de dikkat çekicidir. Türkiye'nin dört bir yanında insanlar yeni bir başlangıç umuduyla bu harekete yöneliyor. Ancak yeni kurulan her yapının da geçmişte tartışmalara neden olmuş isimler konusunda çok hassas davranması gerektiğine inanıyorum. Toplumun geniş kesimlerinde yıpranmış algıya sahip siyasetçilerin yeni dönemin vitrini olmaması, yeni oluşumun iddiasını güçlendirecektir. Yeni bir başlangıç gerçekten "yeni" kadrolarla mümkün olabilir.
Çünkü siyaset, koltuk koruma sanatı değildir. Siyaset, gerektiğinde bedel ödemeyi göze alarak seçmenin iradesini savunabilme cesaretidir.
Sözün Özü Vatandaş bugün yaşanan her şeyi hafızasına tek tek yazıyor. Kim ilk baskıda saf değiştirdi, kim koltuğunu partisinin ve seçmeninin önüne koydu, kim bedel ödemeyi göze aldı, kim suskun kaldı... Hepsi not ediliyor.
Seçim günü geldiğinde kazananlar; rüzgâra göre yön değiştirenler değil, her şeye rağmen omurgasını, ilkesini ve seçmenine verdiği sözü koruyanlar olacaktır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kendinize gelin demiştik: Rezillik başladı! 20 Ağustos 2026 Perşembe
- Biz kavga ettikçe başkaları kazanıyor 13 Ağustos 2026 Perşembe
- Ardahan'ın Umudu Görevden Alındı! 20 Temmuz 2026 Pazartesi
- Siyaset kıyafeti değil hizmeti konuşmalı 09 Temmuz 2026 Perşembe
- Asıl Şimdi Gri Alanların Deve Kuşları Düşünsün! 08 Temmuz 2026 Çarşamba
- İki Teker Üstünde Can Pazarı: Duymuyor musunuz? 01 Temmuz 2026 Çarşamba
- Masumiyet karinesi nerede? 23 Haziran 2026 Salı
- Yeni Bir Yol İnşa Ediyorlar 18 Haziran 2026 Perşembe
- Koltuk ve makam tapulu malı mı 11 Haziran 2026 Perşembe
- Korkacak Şeyi Olmayan Sandıktan Kaçmaz 09 Haziran 2026 Salı